Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Suriye’de on yılı aşan savaş, yıkım ve parçalanmışlık artık herkes için aynı hakikati haykırıyor bence. Bu topraklarda hiç kimse tek başına kazanamaz; ya birlikte kazanılır ya da herkes kaybeder. Bugün Suriye’nin önünde açılan yeni sayfa, yalnızca bir yönetim değişikliğini değil, zihniyet dönüşümünü de temsil ediyor. Ahmed Şara’nın imzaladığı ve Kürt kimliğini resmen tanıyan 13 No’lu Kararname, Suriye tarihinde sadece hukuki değil, ahlaki ve siyasal bir kırılma anıdır bence. İlk kez bir Suriye yönetimi, Kürtleri “tolere edilen” bir unsur olarak değil, devletin temel ve asli bileşeni olarak tanımlamaktadır. Bu adım, on yıllardır süren inkâr siyasetinin resmen sona erdiğinin ilanıdır. Bu kararnameyle birlikte Kürt kimliği anayasal çerçevede tanınmış, Kürtçe ulusal dil statüsüne kavuşmuş, 1962 Haseke sayımından kaynaklanan vatandaşlık mağduriyetleri ortadan kaldırılmış, Newroz tüm Suriye için resmi bayram ilan edilmiştir. Dahası, ayrımcılık ve dışlayıcı dil açıkça suç kapsamına alınmıştır. Tüm bunlar, Suriye Kürtlerinin temel taleplerinin devlet eliyle karşılandığını göstermektedir.
Bu noktadan sonra açık bir gerçeği konuşmak gerekir: Kürt kimliği tanınmışsa, silahlı yapıların meşruiyeti de fiilen sona ermiştir. Bugüne kadar YPG’nin varlığını gerekçelendiren temel argüman, hakların inkârı ve Şam’a güvensizlikti. Bugün bu gerekçe çökmüştür. Silahlı özerklik ısrarı artık bir hak mücadelesi değil, siyasi bir inat ve statü koruma refleksidir. Daha da önemlisi, Suriye’de Kürtlerin karşı karşıya olduğu asıl risk Şam değildir. Asıl risk, Kürt siyasetinin PKK bağlantılı, dış güçlere bağımlı ve silah merkezli yapılara mahkûm edilmesidir. Ahmed Şara yönetiminin eleştirisi Kürt kimliğine değil, Suriye’nin birliğiyle bağdaşmayan silahlı örgütlenmelere yöneliktir. Bu ayrımın özellikle görülmesi gerekir. YPG bugün tarihsel bir yol ayrımındadır. Ya Suriye’nin geleceğinde meşru, siyasi ve anayasal bir aktör olacak ya da bölgesel ve küresel güçlerin geçici taşeronu olarak tasfiye edilecektir. Ortada üçüncü bir yol yoktur. Ortadoğu tarihi, dış destekli silahlı yapıların Kürtlere kalıcı güvenlik ya da devlet getirmediğinin sayısız örneğiyle doludur. Parçalanmış bir Suriye, Kürtler için güvenli bir gelecek anlamına gelmez. Aksine, bölünme Kürtleri Türkiye, İran ve Irak denkleminde sürekli baskı altında bırakır; Arapları yeni iç çatışmalara ve yoksulluğa sürükler; Türkmenleri, Süryanileri ve Dürzileri sahipsizleştirir. Bölünmüş Suriye, kalıcı bir vekâlet savaşları alanı demektir. Buna karşılık toprak bütünlüğü korunmuş, çoğulcu ve kapsayıcı bir Suriye; Kürtlerin kimliğini güvence altına alır, Arapların devlet kaygısını giderir ve diğer tüm etnik-dini gruplara anayasal koruma sağlar. Ekonomik yeniden inşa, istikrar ve bölgesel normalleşme ancak bu zeminde mümkündür.
Tarih Suriye'de, Kürtlere ilk defa bu kadar önemli bir fırsat sundu; geçmişte sunulanların çoğu da dış güçlerin vaatleriyle başlayıp hayal kırıklığıyla sonuçlandı. Bugün ise farklı bir tablo var: Tanınma içeriden gelmektedir, haklar yazılı belgeye bağlanmaktadır ve kimlik devletin resmi diliyle kabul edilmektedir. Bu, silahla değil akılla değerlendirilmesi gereken bir andır. Artık silahın değil siyasetin, ayrılığın değil birliğin zamanı gelmiştir. YPG, silahı siyasetle değiştirebildiği ölçüde Kürtlerin geleceğinde yer alacaktır. Aksi halde tarih bir kez daha şunu yazacaktır: Kürtlerin hak mücadelesi, örgütlerin iktidar hırsına kurban edilmiştir. Toprak bütünlüğü korunmuş bir Suriye’de Araplar daha güvende, Kürtler daha onurlu, diğer tüm halklar daha umutlu olacaktır. Ve tarih, doğru zamanda doğru yerde duranları affeder; ama inadı asla.
