Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Türkiye bugün aynı anda birçok kritik meseleyle mücadele ediyor. Enflasyon, dış politika gerilimleri, küresel ticarette kırılmalar, genç işsizliği, beyin göçü, eğitim sistemindeki sorunlar, üretim maliyetleri ve yatırım ortamındaki belirsizlikler sık sık kamuoyunun gündemine geliyor. Ancak bütün bu başlıkların arka planında konuşulmayan, konuşulduğunda ise çoğu zaman siyasi kamplaşmaya kurban edilen daha derin bir problem var: liyakat meselesi.
Bu mesele yalnızca bir hükümetin, bir dönemin ya da bir siyasi partinin problemi değildir. Türkiye’nin uzun yıllardır taşıdığı yapısal bir yükten bahsediyoruz. Bugün hükümeti eleştirmek adına meseleyi abartmak ne kadar yanlışsa, sorunun varlığını tamamen reddetmek de o kadar gerçeklikten kopmak olur.
Adil olmak gerekir. Son yıllarda savunma sanayiinden altyapıya, sağlık yatırımlarından ulaşım projelerine kadar Türkiye önemli adımlar attı. Baykar gibi şirketlerin yükselişi, TÜBİTAK projeleri, yerli teknoloji girişimleri ve ihracattaki artış Türkiye’nin potansiyelinin ne kadar büyük olduğunu gösteriyor. Ancak aynı ülke, bazı kurumlarında yetenekli insanları sistemin merkezine taşımakta hâlâ ciddi sorunlar yaşıyor.
Asıl problem burada başlıyor.
Bazı kurumlarda görev dağılımı yapılırken bilgi, tecrübe ve uzmanlık yerine; yakınlık ilişkileri, grup aidiyetleri, kısa vadeli sadakat dengeleri veya bürokratik klikler etkili olduğunda yalnızca bireyler mağdur olmuyor. Devlet kapasitesi zayıflıyor.
Bir mühendis yerine konuya uzak bir kişinin kritik teknik göreve gelmesi…
Akademik üretimi olmayan insanların üniversitelerde karar verici pozisyonlara taşınması…
Sahada başarısını ispatlamış uzmanların sistem dışına itilmesi…
Kurumsal hafızayı taşıyan insanların küstürülmesi…
Bunların tamamı Türkiye’nin geleceğinden çalınan zaman anlamına geliyor.
Daha tehlikeli olan ise şu:
Liyakatsizlik çoğu zaman büyük krizler üretmez; önce küçük verimsizlikler oluşturur.
Yanlış hazırlanan raporlar…
Kaçan yatırım fırsatları…
Zamanında fark edilmeyen riskler…
Yanlış danışman tercihleri…
Ehil olmayan kadrolar nedeniyle yavaşlayan süreçler…
Ve sonunda toplum şu soruyu sormaya başlar:
“Bu kadar potansiyeli olan ülke neden daha hızlı yükselemiyor?”
Aslında cevaplardan biri burada saklı.
Türkiye genç nüfusu olan, jeopolitik avantajları bulunan, üretim altyapısı güçlü ve girişimcilik refleksi yüksek bir ülke. Avrupa, Orta Doğu, Kafkasya ve Orta Asya arasında stratejik bir merkez konumunda. Ancak insan kaynağını doğru yerde kullanamadığınızda coğrafi avantaj bile tek başına yeterli olmuyor.
Bugün dünyanın yükselen ülkelerine bakın.
Singapur küçük yüzölçümüne rağmen bunu liyakat odaklı devlet yapısıyla başardı.
Güney Kore eğitim ve kurumsal kaliteyi artırarak küresel devlere dönüştü.
Almanya teknik uzmanlığı bürokrasinin merkezine yerleştirdi.
Birleşik Arap emirlikleri bile son yıllarda yetenek transferine büyük önem veriyor.
Dünya artık hamasetle değil, insan kaynağı yönetimiyle yarışıyor.
Türkiye’de çok değerli insanlar var.
Kamuda var.
Üniversitelerde var.
Özel sektörde var.
Anadolu şehirlerinde var.
Yurt dışında çalışan binlerce başarılı Türk profesyonel var.
Fakat mesele bu insanları bulmak değil…
Onları doğru yerlere taşıyabilmek.
Ve daha önemlisi, onları sistemin içinde tutabilmek.
Çünkü birçok nitelikli insan artık şu düşünceye kapılıyor:
“Ne kadar çalışırsam çalışayım, hak ettiğim yere gelemeyeceksem neden mücadele edeyim?”
İşte bu düşünce bir ülke için ekonomik krizden bile daha tehlikelidir.
Çünkü umudu aşındırır.
Peki çözüm ne?
Öncelikle kamu kurumlarında şeffaf performans kriterleri oluşturulmalı.
Atamalarda ölçülebilir başarı göstergeleri dikkate alınmalı.
Stratejik pozisyonlar için bağımsız değerlendirme mekanizmaları kurulmalı.
Akademide yayın, proje ve uluslararası başarı kriterleri netleşmeli.
Genç bürokratların yükselme kanalları açılmalı.
Özel sektör-kamu-akademi arasında daha geçirgen kariyer modelleri oluşturulmalı.
Yurt dışında çalışan nitelikli Türkler için dönüş programları hazırlanmalı.
En önemlisi ise eleştiriyi düşmanlık olarak görmeyen kurumsal kültür inşa edilmeli.
Liyakat talebi hükümete karşı olmak değildir.
Tam tersine…
Devletin daha güçlü olmasını istemektir.
Ekonominin daha hızlı büyümesini istemektir.
Türkiye Yüzyılı hedeflerinin daha sağlam kadrolarla yürütülmesini istemektir.
Bu ülkenin en büyük ihtiyacı birbirini öven kalabalıklar değil…
İşini gerçekten iyi yapan insanların önünün açılmasıdır.
Türkiye büyük bir ülkedir.
Fakat büyük ülkeler yalnızca büyük projelerle değil, büyük kadrolarla yükselir.
Doğru insanı doğru yerde değerlendirebildiğimiz gün…
Türkiye’nin gerçek sıçraması işte o zaman başlayacaktır.
