Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Dünya bu hafta yine karışık. Savaş haberleri, ateşkes çağrıları, diplomasi trafiği, belirsizlikler, müzakereler… Küresel gündem yine istikrarsızlık üretiyor. Ukrayna’dan Gazze’ye, Kızıldeniz’den Afrika’ya kadar uzanan bir hatta dünya hâlâ sarsıntı içinde.
Bu tabloyu Türkiye’den izlediğimizde mesele sadece dış politika değil, doğrudan ekonomik bir mesele haline geliyor. Çünkü Türkiye gibi üretim, ihracat, turizm, lojistik ve ticaretle büyüyen bir ülke için küresel istikrarsızlık doğrudan cebe dokunur.
Savaş, uzakta olsa bile: enerji fiyatını artırır, navlun maliyetini yükseltir, sigorta giderlerini şişirir, ticaret yollarını pahalılaştırır, turizmi tedirgin eder ve tabi yatırımcıyı beklemeye alır. Bunun faturası da doğrudan Türkiye ekonomisine çıkar.
Tam da Türkiye ekonomisinin denge kurmaya, güven toplamaya, istikrar üretmeye çalıştığı bir dönemde dünya yine belirsizlik üretiyor. Dezenflasyon süreci, finansal disiplin, yatırım güveni, ihracat dengesi gibi alanlarda toparlanma arayışı varken, küresel dalgalar bu süreci zorlaştırıyor.
Ama işin bir de başka boyutu var.
Türkiye artık sadece “etkilenen ülke” değil. Aynı zamanda denge kuran ülke olmak zorunda. Coğrafya bunu dayatıyor. Enerji yolları burada, ticaret koridorları burada, kriz hatları burada. Dünya karıştıkça Türkiye’nin önemi artıyor ama riski de büyüyor.
Bu yüzden Türkiye açısından mesele sadece “dünya ne yapıyor?” değil,
“Türkiye bu dalgalanmada nasıl sağlam durur?” meselesidir.
Bugün Türkiye ekonomisinin ihtiyacı olan şey: sert sloganlar değil, kısa vadeli hamleler değil, günü kurtaran politikalar değil, uzun vadeli güven üretimidir.
Çünkü ekonomi güvenle çalışır. Yatırımcı güvenle gelir. Piyasa güvenle açılır. Tüketici güvenle harcar. Üretici güvenle üretir.
Dünya karışıkken Türkiye’nin en büyük gücü, içeride istikrar üretebilmesidir. Hukukta öngörülebilirlik, ekonomide şeffaflık, kamuda disiplin, piyasada adalet duygusu… Bunlar sağlandığında dış dalgalar daha az zarar verir.
Bir başka gerçek daha var: Dünya kriz üretirken, bazı ülkeler bundan fırsat da üretir. Tedarik zincirleri değişiyor, ticaret yolları yeniden şekilleniyor, üretim merkezleri kayıyor. Türkiye bu dönüşümün tam merkezinde duruyor. Ya bu süreci fırsata çevirir, ya da dalganın içinde savrulur.
İşte kritik nokta tam burada.
Türkiye için artık mesele sadece büyümek değil, sağlam büyümek.
Sadece üretmek değil, sürdürülebilir üretmek.
Sadece ihracat yapmak değil, değerli ihracat yapmak.
Ve en önemlisi:
Sadece ekonomi yönetmek değil, güven yönetmek.
Dünya karışık olabilir. Dünya istikrarsız olabilir. Dünya kriz üretebilir.
Ama Türkiye içeride güven üretebilirse, dışarıdaki fırtına yıkıcı olmaz.
Çünkü ekonomi sadece rakamlarla değil, duygularla da çalışır.
Güven duygusu varsa, piyasa ayakta kalır.
Umut varsa, yatırım sürer.
İnanç varsa, üretim devam eder.
Son söz şu:
Dünya yine karışıyor.
Ama Türkiye’nin artık karışıklıkla büyümeyi öğrenmesi gerekiyor.
Çünkü bu coğrafyada “sakin dünya” lüksü yok.
Bu topraklarda güçlü olmak, kriz varken ayakta kalabilmek, dalga varken yön tutabilmek,kaos varken denge kurabilmek demektir.
Türkiye ekonomisinin önündeki asıl sınav da tam olarak budur.
