Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Son 23 yıldır belli aralıklarla farklı sebeplerle iranda bulundum ve çok ciddi gözlemlerim oldu. Özellikle İran’da bulunduğumda beni en çok etkileyen şeylerden biri, toplumun gündelik hayatında mersiye kültürünün ne kadar güçlü bir yer tuttuğuydu. Sokaklarda, camilerde, meydanlarda ve hatta küçük mahalle toplantılarında bile insanların gözyaşları içinde Kerbela’yı anlattıklarına şahit oluyordum. Bu sadece bir dini tören değildi; bir hafıza, bir kimlik ve bir direniş bilinciydi.
Bugün dünyanın konuştuğu Kerbela Olayı, İran toplumunun zihninde sadece tarihte kalmış bir trajedi değildi. Kerbela, İran’da yaşayan milyonlarca insan için adaletsizliğe karşı direnişin sembolüydü. Kerbela’nın merkezindeki isim ise peygamber torunu Hz.Hüseyin'dir. O, İran toplumunun kolektif hafızasında yalnızca bir tarihsel şahsiyet değil; zulme boyun eğmeyen bir ahlakın temsilini ifade etmektedir.
İşte gelmek istediğim noktada budur. İrana geçmişte yaptığım bu gezilerimde bir kaç defa Aşura günlerinde özel anlarına tanıklık ettim. Bir kaç defa Mersiyelerinde bulundum. İran’da özellikle Aşura günlerinde yapılan mersiye törenlerine katıldığınızda şunu çok net görürsünüz: İnsanlar sadece geçmişte yaşanan bir olaya ağlamazlar. Onlar aynı zamanda “zalim karşısında susmama” fikrini yeniden üretirler. Çocuklar bu hikâyelerle büyür, gençler bu anlatılarla kimlik kazanır ve toplum bu anlatılarla dayanma gücü elde eder.
İşte Batı’nın çoğu zaman anlamakta zorlandığı şey tam da budur.
Bugün Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail tarafından yapılan saldırılar karşısında İran toplumunda görülen direncin sadece askeri veya siyasi bir mesele olduğunu sananlar büyük bir yanılgı içindedir. Çünkü bu direncin kökleri askeri doktrinlerde değil, kültürel ve tarihsel hafızada yatmaktadır.
Mersiye kültürü, İran toplumuna şu fikri öğretir:
“Zulme karşı verilen mücadele, kazanılsa da kaybedilse de onurludur.”
Bu nedenle İran’da ölüm korkusu ile siyasi baskı arasında kurulan ilişki, Batı’daki toplumların alışık olduğu psikolojik denklemlerden farklıdır. Kerbela anlatısı insanlara şunu söyler: “Sayısal üstünlük değil, haklılık önemlidir.”
Bu kültürel arka planı bilmeden İran’ın bugün sergilediği direnç anlaşılmaz.
Modern savaş analizleri çoğu zaman füze menzillerini, savunma sistemlerini veya ekonomik yaptırımları konuşur. Oysa toplumların savaşlardaki dayanma gücünü belirleyen en önemli unsur çoğu zaman kolektif hafızadır. İran’da bu hafızanın adı Kerbela’dır; dili ise mersiyedir.
Batılı stratejistler İran’ı analiz ederken çoğu zaman sadece devlet yapısına bakıyor. Oysa İran’ı anlamak için önce o toplumun duygusal ve kültürel kodlarını anlamak gerekir. Çünkü bazen bir toplumun direncini belirleyen şey tanklar değil, yüzyıllardır anlatılan bir hikâyedir.
İran’da dinlediğim bir mersiyede şu cümle tekrar tekrar söyleniyordu:
“Kerbela bitmedi, sadece zaman değişti.”
Bugün Ortadoğu’da yaşanan çatışmaları anlamak isteyen herkes için bu cümle aslında çok şey anlatıyor.
Çünkü bazı toplumlar için tarih geçmişte kalmaz.
Bazı toplumlar için tarih yaşayan bir bilinçtir. Ve o bilinç, gerektiğinde bir milleti beklenenden çok daha güçlü bir direnişe dönüştürebilir.
