Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Dün Donald Trump’ın Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu fiilen “gözaltına aldırma” yönündeki hamlesi konuşulurken, bugün bir gerçek daha netleşti: Dünya artık hukukla değil, güçle yönetilen bir haydut devletler düzenine sürükleniyor. Ve bu tablo, sadece Latin Amerika’yı değil; Ukrayna’dan Orta Doğu’ya, Asya’dan Afrika’ya kadar herkesi tehdit ediyor. Çünkü bir büyük devlet, başka bir ülkenin seçilmiş devlet başkanını uluslararası hukuku hiçe sayarak hedef alabiliyorsa, artık kimse Rusya’nın Ukrayna’yı işgalini “istisna” diye nitelendiremez. Aksine bu tür hamleler, işgali meşrulaştıran bir emsal yaratır. Güçlü olan istediğini alır, zayıf olan ya susar ya da yok edilir. Bugün Washington’da alkışlanan bu yaklaşım, dün Moskova’da uygulandı. Mantık aynı, aktörler farklı. “Ben yaparsam adalet, sen yaparsan saldırganlık” anlayışı; uluslararası düzenin çöküş belgesidir. Hukukun evrenselliği yerini, çifte standartlı zorbalığa bırakmıştır. İşte tam da bu nedenle Putin, Ukrayna’yı işgal ederken artık daha az savunma ihtiyacı hissediyor. Çünkü dünya ona şunu söylüyor: “Yeterince güçlüysen, hesap vermezsin.” Bu noktada mesele Maduro, Venezuela ya da Trump meselesi olmaktan çıkmıştır. Mesele, devletlerin haydutlaşmasıdır. Gücünü hukukla sınırlamayan her büyük devlet, aslında küresel anarşinin mimarıdır. Ve bu anarşi, en çok da “küçük” diye nitelenen ülkeleri yakar. Bugün hedef Maduro’dur, yarın başka biri. Hukukun kişilere göre uygulandığı bir dünyada, kimsenin güvende olması mümkün değildir. Daha vahimi şudur: Büyük devletlerin bu pervasızlığı, sadece askeri işgalleri değil; darbe girişimlerini, ekonomik ambargoları, vekil savaşları ve siyasi suikastları da normalleştiriyor. Uluslararası sistem, bir ahlak zemini olmadan sadece silahların konuştuğu bir arenaya dönüşüyor. Bu, insanlık için geri dönüşü zor bir çöküştür.
Unutulmamalıdır: Güç, hukuku yok ettiğinde; hukuksuzluk herkesi vurur. Bugün “istenmeyen lider” gerekçesiyle yapılan her müdahale, yarın “istenmeyen ülke” gerekçesiyle yapılacaktır. Ve bu zincir bir kez kırıldığında değil, ancak hukuk yeniden egemen kılındığında durur. Dünya, büyük devletlerin haydut gibi davranmaktan vazgeçmesini bekliyor. Çünkü hukuk yoksa barış yoktur. İlke yoksa güven yoktur. Ve güven yoksa, yarın kimsenin sınırı, koltuğu ya da egemenliği garanti altında değildir. Bu çağrı romantik değil, zorunludur:
Ya hukuk herkese uygulanacak…
Ya da kaos herkesi yutacak.
