İran-ABD-İsrail Gerilimi Dünya Ekonomisini Nasıl Sarsıyor?

GİRİŞ:
2026-03-03
saat ikonu 10:15
|
GÜNCELLEME:
2026-03-03
saat ikonu 10:15

İran ile Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail arasındaki gerilim artık yalnızca askeri ya da diplomatik bir kriz değil; küresel ekonominin nabzını hızlandıran yapısal bir risk alanına dönüşmüş durumda. Henüz tam kapsamlı bir savaş yaşanmıyor olabilir; ancak rakamlar, ekonomik cephenin çoktan açıldığını gösteriyor. Bugün mesele sadece füze sistemleri ya da hava savunmaları değil; , oranları, borsa endeksleri ve küresel büyüme beklentileri.

Dünya petrol arzının yaklaşık yüzde 20’si Hürmüz Boğazı üzerinden taşınıyor. Günlük yaklaşık 20 milyon varillik bir enerji akışı söz konusu. Bu dar su yolunun güvenliğine dair en küçük bir risk algısı bile Brent petrol fiyatlarında 10-15 dolarlık ani sıçramalara neden olabiliyor. Petrol fiyatındaki her 10 dolarlık artışın küresel enflasyona 0,3 ila 0,5 puan arasında ek yük bindirdiği biliniyor. Enerji ithalatçısı ülkeler için bu artış, doğrudan cari açık demek. Avrupa Birliği’nin günlük yaklaşık 10 milyon varillik tüketimi dikkate alındığında, varil başına 15 dolarlık bir artış yıllık bazda 50 milyar doların üzerinde ek maliyet anlamına geliyor. Bu sadece ham petrol faturasıdır; ulaştırma, sanayi ve gıda fiyatlarına yansıyan zincirleme etkiler dahil değildir. Enerji cephesindeki risk ise yalnızca petrol ile sınırlı değil. Körfez hattında oluşacak geniş çaplı bir çatışma, LNG taşımacılığını da tehdit eder. Rusya-Ukrayna savaşından sonra kırılgan bir enerji dengesi üzerinde duran Avrupa için LNG fiyatlarındaki yüzde 30-40’lık artış senaryosu, sanayi üretiminde yeni bir daralma anlamına gelir. Enerji maliyetleri yükseldikçe ihracatçı ülkelerin rekabet gücü aşınır, büyüme tahminleri aşağı çekilir.

Finansal piyasalarda ise refleks daha hızlıdır. Jeopolitik risk arttığında sermaye güvenli limanlara yönelir. Altın birkaç hafta içinde yüzde 5-10 arası prim yapabilir; gelişmekte olan ülke para birimleri yüzde 5-15 arasında değer kaybedebilir. Küresel volatilite göstergeleri hızla yukarı çıkar. Bu, özellikle dış finansmana bağımlı ekonomiler için borçlanma maliyetinin artması demektir. CDS primlerindeki 50-100 baz puanlık yükseliş, milyarlarca dolarlık ek faiz yükü anlamına gelir. Deniz taşımacılığı ve sigorta maliyetleri de bu tablonun görünmeyen ama kritik unsurlarındandır. Basra Körfezi ve Kızıldeniz hattındaki risk algısı tanker sigorta primlerini yüzde 50’ye kadar artırabilir. Navlun fiyatlarındaki yükseliş küresel ticaret hacmini baskılar. Pandemi ve Rusya-Ukrayna savaşıyla zaten kırılan tedarik zincirleri, yeni bir jeopolitik stres testine girer.

Küresel büyüme tarafında tablo daha da hassastır. Dünya ekonomisi hâlihazırda yüzde 2,5-3 bandında kırılgan bir büyüme patikasında ilerliyor. Petrolün 120 dolar seviyesine kalıcı şekilde yerleştiği bir senaryo, küresel büyümeyi 0,3-0,5 puan aşağı çekebilir. Bu oran küçük görünebilir; ancak trilyonlarca dolarlık küresel hasıla düşünüldüğünde devasa bir kayıptır. Daha önemlisi, merkez bankalarının enflasyonla mücadele sürecini zorlaştırır. Faiz indirim beklentileri ötelenir, finansman koşulları sıkı kalır ve stagflasyon riski yeniden gündeme gelir.

Türkiye açısından ise tablo çift yönlüdür. Enerji ithalatçısı bir ekonomi olarak petrol fiyatındaki her 10 dolarlık artış cari açığı yaklaşık 4-5 milyar dolar büyütebilir. Bu durum kur ve enflasyon üzerinde baskı yaratır. Ancak aynı zamanda enerji ve lojistik koridorlarının yeniden şekillendiği bir dönemde Türkiye’nin jeostratejik konumu fırsatlar da sunabilir. Risk ile fırsat arasındaki denge, ekonomik yönetimin hızına ve stratejik öngörüsüne bağlı olacaktır. Sonuç olarak, İran ve ABD-İsrail hattındaki gerilim henüz küresel bir savaşa dönüşmemiş olabilir; fakat ekonomik etkileri şimdiden hissediliyor. Petrol fiyatları yükseliyor, altın değer kazanıyor, piyasalarda dalgalanma artıyor. Ekonomi beklentilerle yönetilir; eğer belirsizlik kalıcılaşırsa yatırımlar ertelenir, ticaret yavaşlar ve büyüme ivme kaybeder. Hürmüz’deki her askeri hamle, New York’tan Frankfurt’a, İstanbul’dan Şanghay’a kadar uzanan bir ekonomik titreşim yaratıyor.