Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
TGRT Haber’de kalem oynatmak, bir siyasi partinin ya da ideolojik grubun memuru olmak değildir. Tam tersine; farklı fikirlerin, farklı bakış açılarının ve farklı analizlerin kamuoyu ile buluştuğu bir düşünce zemininin parçası olmaktır. Bugünlerde bazı siyasetçilerin medya kuruluşlarını ve o kuruluşlarda görev yapan gazeteci, yorumcu ve akademisyenleri doğrudan hedef alan açıklamaları, Türkiye’de demokratik kültür açısından dikkatle değerlendirilmesi gereken bir noktaya gelmiştir.
Son olarak Özgür Özel tarafından bazı medya kuruluşlarına ve özellikle TGRT Haber ekranlarında yer alan isimlere yönelik yapılan açıklamalar, yalnızca bir medya eleştirisi olarak okunamaz. Çünkü burada mesele, bir görüşü eleştirmekten öte; farklı düşünen insanları toplumsal baskı altına alma girişimi görüntüsü vermektedir.
Oysa medya dediğimiz alan, tam da farklı fikirlerin var olabilmesi için vardır. Eğer herkes aynı düşünüyorsa, orada gazetecilik değil propaganda başlar. Türkiye’nin en büyük problemlerinden biri de zaten yıllardır budur: İnsanlar sadece kendi düşüncelerine yakın sesleri “özgür basın”, farklı düşünenleri ise “hedef alınması gereken unsur” olarak görmeye başlamaktadır.
Ben de köşe yazarlığını yaptığım TGRT Haber’de; ekonomi, uluslararası ticaret, lojistik, küresel rekabet, Türk Dünyası vizyonu ve jeopolitik gelişmeler üzerine fikirlerimi tamamen akademik ve entelektüel çerçevede ortaya koyuyorum. Yazılarımızın amacı birilerini memnun etmek değil; Türkiye’nin geleceğine dair düşünsel katkı sunmaktır. Bir kişinin ya da siyasi hareketin bizim düşüncelerimize katılmaması doğaldır. Ancak farklı düşüncelerin varlığından rahatsız olmak demokratik olgunluk açısından ciddi bir problemdir.
Bugün dünya ekonomisi son derece kırılgan bir süreçten geçiyor. ABD-Çin rekabeti küresel ticaret sistemini yeniden şekillendiriyor. Korumacılık yükseliyor. Tedarik zincirleri parçalanıyor. Avrupa ekonomisi enerji krizleri ve sanayi daralmasıyla mücadele ediyor. Çin’in üretim üstünlüğüne karşı Batı yeni ekonomik bloklaşmalar oluşturuyor. Küresel lojistik koridorları artık yalnızca ticaret meselesi değil, doğrudan milli güvenlik konusu haline geliyor.
Böyle bir dönemde Türkiye’nin en fazla ihtiyaç duyduğu şey; farklı fikirlerin konuşabilmesi, ekonominin serbest tartışılabilmesi ve alternatif bakış açılarının susturulmamasıdır.
Bugün dünyada başarılı olan ülkelere baktığımızda ortak bir gerçek görüyoruz: Güçlü ekonomiler, baskı ortamında değil; fikir özgürlüğünün geliştiği ortamlarda ortaya çıkıyor. Çünkü serbest piyasa ile düşünce özgürlüğü aslında birbirinden bağımsız kavramlar değildir. Sermayenin özgür dolaşımını isteyen bir sistem, fikirlerin dolaşımını da kabul etmek zorundadır.
Özellikle son yıllarda uluslararası ticarette yaşanan dönüşüm bunu çok net göstermektedir. Çin’den Avrupa’ya uzanan lojistik hatlar, Körfez ülkelerinin yeni yatırım stratejileri, Hindistan’ın üretim merkezi olma çabası, Orta Koridor projeleri ve Türk Devletleri arasındaki ekonomik entegrasyon arayışları; dünyada rekabetin artık yalnızca askeri değil ekonomik ve düşünsel düzlemde de yaşandığını ortaya koyuyor.
Türkiye bu süreçte kendisini iç siyasi kutuplaşmalara hapsederse küresel yarışta ciddi kayıplar yaşayabilir. Çünkü dünya artık “kim kimi susturdu” meselesiyle değil; “kim teknoloji üretti, kim lojistik ağ kurdu, kim yatırım çekti” sorularıyla ilgileniyor.
Medya kuruluşlarını hedef göstermek ise ekonomik güven açısından da risklidir. Çünkü yatırımcı güveni yalnızca faiz politikalarıyla oluşmaz. Hukukun üstünlüğü, ifade özgürlüğü ve demokratik olgunluk da yatırım kararlarında doğrudan belirleyicidir. Uluslararası sermaye; sürekli baskı tartışmalarının yaşandığı, medya organlarının siyasi gerilimlerin merkezine çekildiği ülkelerde daha temkinli davranır.
Eleştiri elbette olacaktır. Gazeteci de akademisyen de siyasetçi de eleştirilebilir. Ancak demokratik çizgi ile baskıcı dil arasındaki fark iyi korunmalıdır. Eğer bir ülkede insanlar yalnızca iktidarı değil, muhalefeti de eleştirmekten çekinir hale gelirse; orada gerçek anlamda fikir özgürlüğünden söz etmek zorlaşır.
Bugün Türkiye’nin ihtiyacı olan şey; daha fazla kutuplaşma değil, daha fazla entelektüel olgunluktur. İnsanların farklı düşünceleri dinleyebildiği, katılmasa bile tahammül gösterebildiği bir demokratik kültürdür.
Çünkü güçlü devletler yalnızca güçlü ordularla değil; güçlü fikir ortamlarıyla yükselir. Türkiye’nin geleceği de baskıyla değil, özgür düşünceyle şekillenecektir.
