Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Dünya ekonomisi bu hafta sessiz ama tarihin akışını değiştirebilecek kadar önemli bir gelişmeye sahne oldu.
Avrupa Birliği ile Çin, yıllardır giderek sertleşen ticaret gerilimini kontrol altına alabilmek için yeniden müzakere masasına oturdu. Yaklaşık 360 milyar avroluk ticaret dengesizliği üzerine başlayan görüşmeler, aslında yalnızca iki ekonomik dev arasında yürüyen pazarlık değildir. Bu görüşmeler, serbest ticaretin geleceğinin de sınavıdır.
Son yıllarda dünya ekonomisi tehlikeli bir alışkanlık kazandı.
Sorun yaşandığında çözüm olarak üretimi artırmak yerine gümrük duvarlarını yükseltiyor.
Rekabet gücünü artırmak yerine ithalatı zorlaştırıyor.
Verimliliği yükseltmek yerine korumacılığı tercih ediyor.
Oysa ekonomi tarihinin öğrettiği en temel gerçek şudur:
Zenginlik sınırların kapanmasıyla değil, sınırların açılmasıyla oluşur.
Bugün ABD'nin uyguladığı tarifeler, Çin'in karşı hamleleri, Avrupa'nın yeni koruma politikaları ve stratejik sektörlerde artan devlet müdahaleleri; küresel ekonomiyi giderek daha pahalı, daha yavaş ve daha kırılgan hale getiriyor.
Serbest ticaret yalnızca malların dolaşımı değildir.
Serbest ticaret aynı zamanda bilginin dolaşımıdır.
Teknolojinin yayılmasıdır.
Yatırımın artmasıdır.
Rekabetin güçlenmesidir.
Verimliliğin yükselmesidir.
Tüketicinin daha kaliteli ürüne daha düşük fiyatla ulaşabilmesidir.
Liberal ekonomi tam da bu nedenle yalnızca ekonomik bir model değil; aynı zamanda refahın en güçlü aracıdır.
Bugün birçok ülke "yerli üretimi koruma" söylemiyle yüksek gümrük duvarlarını savunuyor.
Ancak unutulan önemli bir gerçek var.
Korunan sektörler kısa vadede rahat nefes alırken, uzun vadede rekabet etmeyi unutuyor.
Rekabet etmeyen ekonomi ise yenilik üretemiyor.
Yenilik üretmeyen ekonomi büyüyemiyor.
Büyüyemeyen ekonomi ise vatandaşını fakirleştiriyor.
Ekonomik tarih bunun sayısız örneğiyle doludur.
Sanayi Devrimi'nden günümüze kadar küresel ticaretin genişlediği her dönem dünya refahı artmıştır.
Ticaretin daraldığı her dönem ise krizler, işsizlik ve yoksulluk büyümüştür.
Bugün Avrupa ile Çin'in yeniden masaya oturması bu nedenle umut vericidir.
Çünkü konuşmak, yaptırım uygulamaktan daha ucuzdur.
Anlaşmak, ticaret savaşlarından daha kazançlıdır.
Müzakere etmek, ekonomik milliyetçilikten çok daha sürdürülebilir sonuçlar üretir.
Türkiye açısından çıkarılması gereken ders ise son derece açıktır.
Bizim geleceğimiz daha fazla dış ticarette yatmaktadır.
Daha fazla ihracatta...
Daha fazla uluslararası yatırımda...
Daha fazla lojistik entegrasyonda...
Daha fazla serbest ticaret anlaşmasında...
Türkiye'nin jeopolitik avantajı ancak serbest piyasa kurallarıyla birleştiğinde gerçek ekonomik değere dönüşebilir.
Orta Koridor'un güçlenmesi...
Demiryolu yatırımlarının artması...
Limanların büyümesi...
Lojistik merkezlerin kurulması...
Bunların tamamı ancak açık ekonomilerde maksimum fayda üretir.
Kapalı ekonomi liman inşa etmez.
Kapalı ekonomi koridor oluşturmaz.
Kapalı ekonomi küresel tedarik zincirlerinin merkezi olamaz.
Dünya artık yalnızca ürün üretme yarışında değildir.
Dünya, güvenilir ticaret ortağı olma yarışındadır.
Ve bu yarışın kazananları daha fazla yasak koyanlar değil;
Daha fazla güven verenler olacaktır.
Bugün küresel ekonomi yeni bir yol ayrımındadır.
Bir tarafta korumacılık...
Diğer tarafta serbest ticaret...
Bir tarafta korku siyaseti...
Diğer tarafta rekabet ekonomisi...
Ben tercihimi açıkça serbest ticaretten yana yapıyorum.
Çünkü tarih göstermiştir ki;
Silahlar sınır çizer.
Ama refahı ticaret üretir.
Duvarlar ülkeleri koruyabilir.
Fakat yalnızca serbest piyasa insanları zenginleştirebilir.
Dünyanın bugün her zamankinden daha fazla ihtiyacı olan şey; yeni gümrük duvarları değil, yeni ticaret köprüleridir.
Çünkü geleceği kazanan ülkeler, en yüksek duvarları örenler değil; en çok ticaret yapanlar olacaktır.
