Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Bugün dünyada savaşların yalnızca tanklarla, füzelerle veya ordularla yürütüldüğünü düşünenler büyük resmi kaçırıyor. Artık devletler limanlarla, demir yollarıyla, enerji hatlarıyla ve ticaret koridorlarıyla rekabet ediyor.
Türkiye ile Irak arasında hayata geçirilmesi planlanan Kalkınma Yolu Projesi, işte tam da bu nedenle sıradan bir ulaştırma yatırımı değildir. Basra Körfezi'ndeki Faw Limanı'ndan başlayıp Irak üzerinden Türkiye'ye, oradan da Avrupa'ya uzanacak bu koridor, küresel ticaret haritasını yeniden çizebilecek büyüklüktedir.
Bu nedenle mesele yalnızca Irak'ın yolları veya Türkiye'nin demiryolları değildir.
Asıl mesele, dünyanın yeni ticaret merkezinin nerede kurulacağıdır.
Son günlerde iki ülke arasında bazı anlaşmaların beklenen hızda imzalanmaması kamuoyunda çeşitli tartışmalara yol açtı. Özellikle enerji ve petrol boru hattına ilişkin hukuki ve ticari şartlar üzerinde müzakerelerin sürdüğü görülmektedir. Bu durumun zaman zaman Kalkınma Yolu Projesi ile ilişkilendirilmesi doğal olsa da, taraflar projeyi hayata geçirme konusundaki siyasi iradelerini kamuoyu önünde defalarca yinelemiştir.
Peki bu proje neden bu kadar önemlidir?
Çünkü bugün Asya'dan Avrupa'ya ulaşan yüklerin önemli bölümü Süveyş Kanalı'ndan geçmektedir. Süveyş'te yaşanan tek bir kriz, dünya ticaretini milyarlarca dolar zarara uğratmaktadır. Hürmüz Boğazı'nda yaşanan her gerilim enerji piyasalarını sarsmaktadır.
Kalkınma Yolu ise alternatif bir güzergâh oluşturarak hem ticareti hızlandıracak hem de küresel tedarik zincirlerini daha güvenli hâle getirecektir.
Bu proje yalnızca Türkiye'yi değil;
Irak'ı bölgenin lojistik merkezi yapacaktır. Ayrıca Türkiye'yi Avrupa'nın en önemli transit ülkesi konumuna yükseltecektir. Dahası Körfez ülkelerini Avrupa'ya en kısa kara bağlantısıyla buluşturacaktır. Ve tabi son olarak Orta Doğu'yu savaşların değil ticaretin merkezi hâline getirecektir.
İşte tam da bu nedenle herkes bu projeden aynı ölçüde memnun değildir.
Küresel jeopolitikte her yeni ticaret koridoru, eski bir ticaret koridorunun gelirini azaltır.
Bu nedenle farklı aktörlerin farklı gerekçelerle projeye mesafeli yaklaşması şaşırtıcı değildir.
İran açısından bakıldığında, Körfez'den geçen mevcut güzergâhlardaki stratejik öneminin bir kısmı azalabilir.
Süveyş Kanalı gelirlerine büyük ölçüde bağımlı olan Mısır, uzun vadede alternatif koridorların güçlenmesini dikkatle izlemektedir.
Bazı bölgesel silahlı yapılar ise istikrarsızlığın devamından fayda sağladıkları için güvenli ticaret hatlarının oluşmasını kendi çıkarlarına uygun görmeyebilir.
Buna ek olarak, mevcut taşımacılık düzeninden ekonomik veya stratejik avantaj elde eden bazı uluslararası aktörler de yeni güzergâhların dengeleri değiştirmesini temkinli karşılamaktadır. Ancak hangi ülkenin veya aktörün projeyi "engellediği" yönünde kesin ve resmî bir kanıt bulunmamaktadır; bu konuda yapılan değerlendirmeler büyük ölçüde jeopolitik analiz niteliğindedir.
Aslında tarih bize çok önemli bir gerçeği göstermektedir:
Ticaret yolları değiştiğinde dünya düzeni de değişir.
İpek Yolu değişti.
Baharat Yolu değişti.
Süveyş dünyayı değiştirdi.
Bugün ise Kalkınma Yolu yeni bir dönemin habercisi olabilir.
Türkiye açısından mesele yalnızca transit gelirleri değildir.
Bu proje; sanayi yatırımları, lojistik üsler, serbest bölgeler, ihracat, enerji güvenliği ve bölgesel diplomasi açısından gelecek nesilleri etkileyecek stratejik bir adımdır.
Kısacası, Eğer Türkiye ile Irak bu projeyi siyasi çekişmelerden uzak, uzun vadeli bir vizyonla tamamlayabilirse yalnızca iki ülke değil, bütün bölge kazanacaktır.
Ve belki de bugün sormamız gereken en önemli soru şudur:
Kalkınma Yolu gerçekten bir ulaşım projesi mi, yoksa 21. yüzyılın yeni jeopolitik güç haritası mı?
