Google Derinlemesine Analiz, Teyitli Haber! Tıkla ve favori kaynağın yap.

Mehmet Şimşek’in Önündeki 5 Büyük Sınav

GİRİŞ:
2026-09-07
saat ikonu 09:45
|
GÜNCELLEME:
2026-09-07
saat ikonu 09:45

Türkiye ekonomisinin önümüzdeki üç yılına ilişkin yol haritası açıklandı.

Rakamlar masada.

Hedefler belli.

Enflasyonun düşürülmesi, büyümenin sürdürülmesi, ihracatın artırılması ve mali disiplinin korunması hedefleniyor.

Ancak ekonomide artık hepimizin bildiği bir gerçek var: Türkiye’nin sorunu hedef koymak değil, hedefleri gerçekleştirebilmek.

Çünkü bugüne kadar çok sayıda program açıkladık.

Çok sayıda hedef belirledik.

Çok sayıda reform sözü verdik.

Şimdi ise yeni bir dönemin eşiğindeyiz.

Ve bu dönemde ekonomi yönetiminin önünde birbirinden daha önemli beş büyük sınav bulunuyor.

Bunların başında da hiç şüphesiz güven sınavı geliyor.

1.SINAV: Enflasyonu gerçekten yenebilecek miyiz?

OVP'nin en dikkat çekici hedeflerinden biri .

2026 sonunda yüzde 28,4 olarak öngörülen enflasyonun 2027'de yüzde 21'e, 2028'de yüzde 13,5'e ve 2029'da yüzde 9'a indirilmesi hedefleniyor.

Hedef güzel.

Ancak ekonomi biliminin bize öğrettiği basit bir gerçek var: Enflasyon beklentilerle mücadele edilmeden yenilemez.

Vatandaş fiyatların yeniden artacağını düşünüyorsa harcamalarını öne çeker.

İşletme maliyetlerinin daha da yükseleceğini düşünüyorsa fiyatını bugünden artırır.

Çalışan daha yüksek ücret talep eder.

Ev sahibi daha yüksek kira ister.

Yatırımcı daha yüksek getiri talep eder.

Böylece enflasyon kendi kendini besleyen bir mekanizmaya dönüşür.

Bu nedenle Türkiye'nin artık yalnızca enflasyon oranını değil, enflasyon beklentisini de yönetmesi gerekiyor.

Burada Merkez Bankası'nın para politikası kadar maliye politikası da önemlidir.

Kamu harcamalarında disiplin sağlanmadan, verimlilik artırılmadan, üretim maliyetleri düşürülmeden ve rekabet güçlendirilmeden enflasyonla kalıcı mücadele mümkün değildir.

Dolayısıyla 'in önündeki ilk sınav şudur:

Enflasyonu düşürürken toplumun ve piyasaların bu düşüşün kalıcı olduğuna inanmasını sağlayabilecek mi?

Çünkü enflasyonu düşürmek başka, enflasyon beklentisini kırmak başka bir meseledir.

2.SINAV: mi, istikrar mı?

Türkiye'nin önünde bir başka kritik soru daha var:

Enflasyonu düşürürken büyümeyi sürdürebilecek miyiz?

Çünkü enflasyonla mücadele kısa vadede ekonomik aktivite üzerinde baskı oluşturabilir.

Burada ekonomi yönetiminin çok hassas bir denge kurması gerekiyor.

Bir tarafta fiyat istikrarı.

Diğer tarafta büyüme.

Bir tarafta mali disiplin.

Diğer tarafta yatırım.

Bir tarafta sıkı para politikası.

Diğer tarafta üretim.

İşte ekonomi yönetiminin mahareti tam da burada ortaya çıkacak.

Türkiye'nin ihtiyacı herhangi bir büyüme değil.

Enflasyon üretmeyen büyüme.

İthalata dayanmayan büyüme.

Borçlanmaya dayanmayan büyüme.

Tüketime değil üretime dayanan büyüme.

Ve en önemlisi; verimlilik artışına dayanan büyüme.

Yüzde 5 büyümek elbette önemli.

Ama Türkiye'nin asıl hedefi yüzde 5 büyürken fiyat istikrarını koruyabilmek olmalı.

Çünkü yüzde 5 büyüyüp yüzde 30 enflasyon yaşamak başarı değildir.

Gerçek başarı; düşük enflasyon + yüksek yatırım + yüksek verimlilik + güçlü denklemidir.

3.SINAV: 316 milyar dolarlık ihracat hedefi

Yeni OVP'nin belki de en heyecan verici taraflarından biri ihracat hedefleri.

2029 yılında 316 milyar dolarlık ihracat hedefleniyor.

Fakat burada Türkiye'nin kendisine sorması gereken çok daha önemli bir soru var: 316 milyar doları nasıl ihraç edeceğiz?

Çünkü sadece ihracat rakamını büyütmek yetmez.

Daha fazla katma değer üretmemiz gerekiyor.

Daha fazla teknoloji ihraç etmemiz gerekiyor.

Daha fazla marka yaratmamız gerekiyor.

Daha fazla hizmet ihraç etmemiz gerekiyor.

Ve ihracatçının önündeki maliyetleri azaltmamız gerekiyor.

Türkiye'nin ihracatçısı bugün dünyada Alman, Çinli, Güney Koreli, İtalyan ve Amerikalı şirketlerle rekabet ediyor.

Ama içeride enerji maliyetleriyle,

finansman maliyetleriyle,

lojistik maliyetlerle,

vergi yükleriyle

ve bürokratik süreçlerle mücadele ediyor.

O halde ihracatçıya sadece: Daha fazla ihracat yap demek yetmez.

Devletin de ihracatçıya şu mesajı vermesi gerekir: Sen dünyayla rekabet ederken ben içeride senin rekabet gücünü azaltmayacağım.

İşte gerçek ihracat politikası budur.

4.SINAV: Özel sektöre yeniden yatırım yaptırmak

Türkiye'nin ekonomik büyümesinin lokomotifi kamu değil, özel sektör olmalıdır.

Çünkü sürdürülebilir büyüme devletin daha fazla harcamasıyla değil, girişimcinin daha fazla yatırım yapmasıyla gerçekleşir.

Fakat bunun için girişimcinin önünü görebilmesi gerekir.

Bir yatırımcı fabrikaya 500 milyon lira yatırdığında şunu bilmek ister:

Vergi sistemi nasıl olacak?

Finansmana erişim nasıl olacak?

Kur nasıl yönetilecek?

Enerji maliyetleri ne olacak?

İşgücü piyasasının kuralları ne olacak?

İthalat ve ihracat düzenlemeleri değişecek mi?

Ve en önemlisi: Yatırım yaptığımda oyunun kuralları değişecek mi?

İşte Türkiye'nin en büyük ekonomik ihtiyacı burada ortaya çıkıyor: Öngörülebilirlik.

Yatırımcı yüksek faizden korkabilir.

Ama öngörülemezlikten çok daha fazla korkar.

Çünkü yüksek faiz bir maliyettir.

Öngörülemezlik ise risktir.

Ve sermaye riskten kaçar.

Bu nedenle Türkiye'nin yatırım ortamında yapacağı en büyük reformlardan biri aslında çok basit: Kuralları önceden belli etmek ve değiştirdiğinde neden değiştirdiğini açıkça anlatmak.

5.SINAV: Devlet ekonomide ne kadar, piyasa ne kadar?

Bence OVP'nin en önemli fakat en az konuşulan meselesi burası.

Türkiye'nin önümüzdeki dönemde nasıl bir ekonomik model istediğine karar vermesi gerekiyor.

Daha fazla devlet mi?

Daha fazla piyasa mı?

Daha fazla kamu işletmesi mi?

Daha fazla özel sektör yatırımı mı?

Daha fazla teşvik mi?

Yoksa daha fazla rekabet mi?

Benim kanaatim açık: Türkiye'nin güçlü bir devlete değil, güçlü kurallara ihtiyacı var.

Devlet ekonominin her alanında oyuncu olmaya çalıştığında kaynak tahsisi bozulabilir.

Devletin temel görevi üreticinin yerine üretmek değil; üreticinin üretmesini kolaylaştırmaktır.

Devletin görevi girişimcinin yerine girişimcilik yapmak değil; girişimcinin önündeki engelleri kaldırmaktır.

Devletin görevi fiyatları sürekli kontrol etmek değil; rekabet ortamını güçlendirmektir.

Kısacası: Devlet ekonominin sahibi değil, hakemi olmalıdır.

Hakem oyunun sonucunu belirlemez.

Oyunun adil oynanmasını sağlar.

Türkiye'nin ekonomik geleceği açısından en önemli zihniyet dönüşümlerinden biri budur.

Fakat bir altıncı sınav daha var: Güven

Aslında bütün bu beş sınavın üzerinde bir başka sınav daha bulunuyor: Güven.

Çünkü ekonomide güven varsa yatırım gelir.

Yatırım varsa üretim artar.

Üretim varsa istihdam artar.

İstihdam artarsa gelir artar.

Gelir artarsa refah yükselir.

Ama güven yoksa;

sermaye bekler.

Yatırımcı bekler.

Tüketici bekler.

Girişimci bekler.

Ve ekonomi yavaşlar.

Bu nedenle Türkiye'nin önümüzdeki dönemde kazanması gereken en önemli ekonomik gösterge belki de enflasyon oranından bile önce güven göstergeleri olmalıdır.

OVP'nin başarısı Excel tablosunda değil, mutfakta ölçülecek

Bir programın başarısını ekonomistler grafiklerle, bürokratlar tablolarla, siyasetçiler rakamlarla anlatabilir.

Ama vatandaş başka türlü ölçer.

Markete gider.

Kirayı öder.

Faturasını öder.

Çocuğunun eğitim masrafını karşılar.

Ve ay sonunda cebine bakar.

Vatandaşın sorusu aslında çok basittir: Gelirim enflasyondan daha hızlı mı artıyor?

İş insanının sorusu da basittir: Yatırım yaparsam önümü görebilecek miyim?

İhracatçının sorusu: Dünyayla rekabet edebilecek miyim?

Gencin sorusu ise belki hepsinden önemlidir: Bu ülkede geleceğimi kurabilecek miyim?

OVP'nin gerçek karnesi bu sorulara verilen cevaplarda ortaya çıkacak.

Yeni OVP Türkiye açısından önemli bir fırsattır.

Çünkü Türkiye'nin yeniden fiyat istikrarını, mali disiplini, yatırım ortamını ve üretim kapasitesini merkeze alan bir ekonomik anlayışa ihtiyacı var.

Ancak artık yeni hedefler açıklama dönemini geride bırakmalıyız.

Şimdi uygulama zamanı.

Mehmet Şimşek ve ekonomi yönetiminin önündeki asıl görev, piyasaya sadece "enflasyonu düşüreceğiz" demek değil; bunu nasıl yapacağını inandırıcı biçimde göstermek.

Sadece "ihracatı artıracağız" demek değil; ihracatçının maliyetlerini azaltmak.

Sadece "yatırımı artıracağız" demek değil; yatırımcının önünü görmek için ihtiyaç duyduğu öngörülebilirliği sağlamak.

Sadece "reform yapacağız" demek değil; reformun siyasi maliyetini göze almak.

Çünkü ekonomi yönetiminde en kolay şey hedef koymaktır.

En zor şey ise hedefe yürürken kararlılığını korumaktır.

Türkiye'nin önünde şimdi tam olarak böyle bir dönem var.

Ve benim OVP'ye ilişkin en temel beklentim şu:

Artık ekonomide manşet değil, güven üretelim.

Çünkü Türkiye'nin yeni bir ekonomik programa değil, programın çalışacağına dair güçlü bir inanca ihtiyacı var.

Ve eğer bu güven yeniden tesis edilirse; Türkiye yalnızca enflasyonu düşürmez.

Yatırımı artırır.

İhracatı büyütür.

Üretimi güçlendirir.

Sermayeyi ülkeye çeker.

Ve en önemlisi,

Türkiye ekonomisi yeniden geleceğe bakmaya başlar.

Şimdi mesele OVP'nin açıklanmış olması değil.

Şimdi mesele, OVP'nin Türkiye'nin ekonomik kaderini gerçekten değiştirecek bir uygulama programına dönüşüp dönüşmeyeceğidir.

Bunun cevabını ise rakamlar değil, önümüzdeki üç yılın icraatları verecek.