Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Tarih, sadece geçmişi anlatmaz; geleceğe bırakılmış uyarı levhalarıdır. Bazı geceler vardır ki, takvim yapraklarında yalnızca bir tarih olarak kalmaz. Bir milletin hafızasına kazınır, nesiller boyunca anlatılır. 15 Temmuz 2016 da işte böyle bir gecedir. O gece hedef alınan yalnızca seçilmiş hükümet değildi. Hedef alınan; milletin iradesi, demokrasi, hukuk devleti ve Türkiye Cumhuriyeti'nin bağımsız karar alma hakkıydı. Darbeler, hangi gerekçeyle yapılırsa yapılsın, halkın sandıkta ortaya koyduğu iradeyi silah zoruyla değiştirme girişimidir. Bunun adı demokrasi değil, vesayettir. 15 Temmuz, Türkiye'nin yakın tarihindeki en kritik kırılma noktalarından biridir. Tankların sokaklara çıktığı, savaş uçaklarının kendi Meclisini bombaladığı, devlet kurumlarının hedef alındığı ve yüzlerce vatandaşın hayatını kaybettiği o gece, milyonlarca insan farklı siyasi görüşlere sahip olmasına rağmen ortak bir noktada buluştu: "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir." Demokrasinin gerçek değeri, yalnızca seçim günlerinde değil, tehdit altında kaldığında anlaşılır. Çünkü özgürlüklerin kıymeti, onları kaybetme tehlikesiyle karşılaşıldığında daha net görülür.
Bugün geriye dönüp baktığımızda en büyük sorumluluğumuz, 15 Temmuz'u yalnızca yıldönümlerinde hatırlamak değildir. Asıl görevimiz, o geceden çıkarılması gereken dersleri gelecek nesillere aktarmaktır. Darbeler, toplum hafızasının zayıfladığı dönemlerde yeniden filizlenme zemini bulur. Hafızasını kaybeden milletler ise aynı acıları tekrar yaşamaya mahkûm olabilir. Bu nedenle çocuklarımıza sadece o gece yaşananları değil; hukukun üstünlüğünü, demokratik kurumların önemini, ifade özgürlüğünü ve sandığın meşruiyetini de anlatmalıyız. Çünkü güçlü demokrasiler yalnızca güçlü kurumlarla değil, demokrasi kültürünü benimsemiş vatandaşlarla ayakta kalır.
Türkiye, geçmişte birçok darbe ve muhtıra yaşamış bir ülke. Her biri ekonomik kayıplar, toplumsal kutuplaşma ve demokratik gerilemeler bırakmış. Darbeler hiçbir zaman kalkınma getirmemiş, hiçbir zaman refah üretmemiştir. Tam tersine, yatırımcı güvenini sarsmış, hukuk düzenini zedelemiş ve ülkenin enerjisini tüketmiştir. Ekonomik gelişmenin de toplumsal huzurun da temel şartı; öngörülebilir, hukuka bağlı ve demokratik bir yönetim düzenidir. 15 Temmuz'un bize bıraktığı en önemli miras, demokrasinin korunmasının sadece siyasetçilerin değil, 86 milyon vatandaşın ortak sorumluluğu olduğudur. Demokrasi; beğendiğimiz sonuçlarda değil, beğenmediğimiz sonuçlarda da sandığın iradesine saygı gösterebildiğimiz ölçüde güçlenir.
Bugün farklı düşünebiliriz, farklı siyasi tercihler yapabiliriz, farklı ideolojileri savunabiliriz. Ancak hiçbir fikir ayrılığı, silahın sandığın yerine geçmesini meşru kılamaz. Çünkü demokrasinin alternatifi daha iyi bir yönetim değil; belirsizlik, korku ve istikrarsızlıktır. 15 Temmuz'u unutmamak, geçmişte yaşanan acıları canlı tutmak için değil; benzer acıların bir daha yaşanmaması içindir. Hafızasını koruyan milletler geleceğini de korur. Demokrasiye sahip çıkmak ise sadece bir günün değil, her günün görevidir.
Ve unutmayalım...
Bir milletin özgürlüğünü elinden almak bazen tanklarla, bazen uçaklarla, bazen de hafızasını silerek mümkündür. İşte bu yüzden 15 Temmuz'u hatırlamak, geçmişe takılı kalmak değil; geleceği korumaktır. Çünkü unutulan darbeler, bir gün yeniden denenebilir. Unutulmayan demokrasi ise en güçlü caydırıcıdır.
