Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul

Çocukların dünyasında öğrenmenin önemli bir bölümü gözlem yoluyla gerçekleşiyor. Henüz birçok davranışın doğru veya yanlış olduğunu kendi deneyimleriyle keşfetme aşamasında olan çocuklar, çevrelerindeki yetişkinleri adeta birer rehber olarak görüyor. Bu nedenle ev içerisinde sık sık duydukları cümleleri tekrar etmeleri, anne veya babanın yaptığı bir hareketi aynen uygulamaları ya da onların günlük rutinlerini oyunlarına taşımaları oldukça sık rastlanan bir durum.
Ancak konu yalnızca "anne mi, baba mı?" sorusuyla sınırlı değil. Çocuğun kimin davranışlarını daha fazla taklit ettiği; yaşına, birlikte geçirilen zamana, kurulan duygusal bağa ve gözlemlediği davranışın niteliğine göre değişebiliyor.
Çocuklar dünyayı anlamlandırırken çevrelerini dikkatle izliyor. Özellikle küçük yaşlarda yetişkinlerin davranışlarını gözlemleyerek sosyal hayata dair pek çok bilgiyi öğreniyorlar. Bir yetişkinin nasıl konuştuğu, bir sorun karşısında nasıl tepki verdiği, başkalarına nasıl davrandığı ve günlük işlerini nasıl yaptığı çocukların zihninde yer edebiliyor.

Örneğin annesinin kitap okuduğunu gören bir çocuk, eline bir kitap alarak sayfaları çevirebilir. Babasının telefonla konuşma biçimini gözlemleyen başka bir çocuk ise oyuncak telefonuyla aynı hareketleri yapabilir. Bu davranışlar yalnızca oyun sırasında değil, çocuğun gerçek yaşamındaki tutumlarında da kendisini gösterebilir. Bu nedenle uzmanlar, çocuklara yalnızca ne yapmaları gerektiğini söylemenin yeterli olmayabileceğine dikkat çekiyor. Çocuğun gördüğü davranışlar, söylenen sözler kadar etkili olabiliyor.

Çocukların yalnızca annelerini ya da yalnızca babalarını taklit ettiğini söylemek doğru bir yaklaşım olmayabilir. Çocuk, kendisiyle daha fazla vakit geçiren, davranışlarını daha sık gözlemlediği veya duygusal açıdan daha yakın hissettiği kişinin hareketlerini daha fazla taklit edebilir.
Örneğin günün büyük bölümünü annesiyle geçiren bir çocuk, annenin konuşma tarzını veya günlük rutinlerini daha sık tekrar edebilir. Bununla birlikte baba ile geçirilen zamanın niteliği ve baba-çocuk arasındaki etkileşim de oldukça belirleyici olabilir. Çocuk için önemli olan yalnızca birlikte geçirilen sürenin uzunluğu değil, bu sürede kurulan ilişkinin niteliğidir.

Bu nedenle bir çocuğun annesini daha fazla taklit etmesi, babasıyla daha az bağ kurduğu anlamına gelmediği gibi, babasının davranışlarını örnek alması da annesinden uzak olduğu anlamına gelmez.
Çocukların taklit ettiği davranışların başında günlük hareketlerin yanı sıra duygusal tepkiler de geliyor. Anne veya babanın öfkelendiğinde nasıl davrandığı, bir problemle karşılaştığında ne yaptığı ya da üzüntüsünü nasıl ifade ettiği çocuk tarafından gözlemlenebiliyor.

Örneğin küçük bir sorun karşısında sürekli bağıran bir yetişkinin yanında büyüyen çocuk, benzer bir durumda aynı tepkiyi vermeyi öğrenebilir. Buna karşılık sakin kalmaya çalışan, duygularını sözlerle ifade eden ve çözüm arayan bir ebeveyn de çocuğa farklı bir davranış modeli sunabilir.
Bu durum, çocukların yalnızca olumlu davranışları değil, yetişkinlerin değiştirmek istediği alışkanlıkları da taklit edebileceğini gösteriyor. Bu nedenle ebeveynlerin çocuklarının yanında sergiledikleri davranışların farkında olması önem taşıyor.

"Telefonla fazla oynama" denilen bir çocuğun, gün boyunca elinde telefon gören bir yetişkinin davranışını taklit etmesi şaşırtıcı olmayabilir. Benzer şekilde çocuğa kitap okuması söylenirken evde kimsenin kitap okumaması da çocuğun davranışlarını etkileyebilir.
Çocuklar için ebeveynlerin günlük yaşamı, adeta doğal bir öğrenme alanı oluşturuyor. Sofrada nasıl davranıldığı, misafirlerle nasıl konuşulduğu, çalışanlara veya yabancılara nasıl hitap edildiği, evdeki sorunların nasıl çözüldüğü gibi pek çok ayrıntı çocukların gözlem alanına giriyor.

Bu nedenle uzmanların sıkça vurguladığı noktalardan biri, ebeveynlerin çocuklarından bekledikleri davranışları öncelikle kendi yaşamlarında göstermeleri. Çünkü çocuk, anlatılan bir kuraldan çok, her gün karşılaştığı davranışları daha kolay benimseyebiliyor.
Çocukların anne ve babalarını taklit etmesi, gelişim sürecinin olağan bir parçası olarak değerlendiriliyor. Taklit yoluyla çocuklar konuşmayı, sosyal iletişimi, günlük yaşam becerilerini ve farklı durumlara verilen tepkileri öğrenebiliyor.
Özellikle oyunlarda bu durum daha net görülebiliyor. Çocukların oyuncaklarıyla yemek pişirmesi, bebeğini uyutması, telefonla konuşması veya bir yetişkin gibi işe gidiyormuş gibi davranması, çevresinden gözlemlediği davranışların oyun dünyasına yansıması olarak değerlendirilebilir.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta ise çocuğun yalnızca kimi taklit ettiği değil, neyi taklit ettiğidir. Çünkü çocuğun gözlemlediği davranışın niteliği, onun sosyal ve duygusal gelişimi açısından daha önemli olabilir.

Çocukların davranışlarını şekillendiren tek unsur anne ve baba değildir. Kardeşler, büyükanne ve büyükbabalar, öğretmenler, arkadaşlar ve çocuğun düzenli olarak iletişim kurduğu diğer kişiler de önemli rol oynayabilir. Çocuğun içinde bulunduğu sosyal çevre genişledikçe taklit ettiği davranışların kaynağı da çeşitlenebilir.
Bu nedenle "Çocuğum beni mi, eşimi mi daha çok taklit ediyor?" sorusundan ziyade, "Çocuğum bizden hangi davranışları öğreniyor?" sorusuna odaklanmak daha anlamlı olabilir.

Sonuç olarak çocukların kimi daha çok taklit ettiği konusunda tek bir cevap bulunmuyor. Çocuk, kendisiyle daha fazla etkileşim kuran ve davranışlarını daha sık gözlemlediği kişileri daha fazla örnek alabilir. Ancak anne ve babanın birlikte oluşturduğu aile ortamı, çocuğun davranışlarını öğrenmesinde önemli bir yere sahip. Bu nedenle ebeveynlerin çocukların yanında söyledikleri kadar yaptıklarına da dikkat etmesi, onların gelişim sürecine olumlu katkı sağlayabilir.