Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Adalet Bakanı Akın Gürlek, Medya Temsilcileri İftar Buluşması'nda hem gündeme ilişkin açıklama yaptı hem de gazetecilerin sorularını cevapladı. Bakan Gürlek'e Terörsüz Türkiye süreci, İmralı'daki teröristbaşı Abdullah Öcalan için statü ve umut hakkı söylemleri, Suça sürüklenen çocuklar, İBB davası, Anayasa Değişikliği, 12. yargı paketi gibi birçok konuya ilişkin soru yöneltildi.
İşte Bakan Gürlek'in son dönemde Türkiye'nin gündeminde düşmeyen konulara ilişkin açıklamaları...
MHP lideri Devlet Bahçeli'nin İmralı'daki teröristbaşı Abdullah Öcalan için umut hakkı çağrısına değinen Bakan Gürlek, "Şimdi bizde terör suçlarında şartlı salıverme hükümleri yok. Ne demek o ? Ağırlaştırılmış müebbet hapis cihazı almışsa ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası olarak infazı yapılıyor. Terör suçları dışında cezaların infazı farklı. 30 yıl olabiliyor, 36 yıl olabiliyor. O konuda meclisimizin takdiri eğer ceza güvenlik tedbirlerin infazı hakkında kanunda bir değişiklik yaparsa elbette farklı olur. Ama şu anki uygulamada terör suçlarını ağırlaştırılmış müebbet hapis cihazı alan aynen infaz ediyor. Herhangi bir erken sürede dışarı çıkmıyor. O meclisimizin takdiri" ifadelerini kullandı.
Yine MHP lideri Devlet Bahçeli'nin dile getirdiği Öcalan için statü meselesiyle ilgili konuşan Bakan Gürlek, "Orada Yüce Meclisimiz ne tür düzenleme yapacak bilmiyoruz. Statü sorunu ile ilgili ben de basından takip ediyorum. Onu bilmiyorum yani. Artık o Meclis’in takdiri. Biz sadece şu an heyetlerin İmralı'ya gitmesine izin veriyoruz. Adalet ve kanun olarak onu şey yapıyoruz" dedi.
Yaşanan cinayet ve saldırı olaylarının ardından adalet arayan mağdur ailelerin tehdit edilmesiyle ilgili Bakan Gürlek, "Elbette sizin dediğinize katılıyorum. Bu oldu zaten biliyorsunuz Minguzzi'nin ailesinin tehdit olayları oldu yargılama sürecinde. Burada ayrı bir düzenlemeye gerek yok. Savcı arkadaşlarımız zaten dikkat ediyor. Hepsi tutuklandı. Ayrı bir düzenlemeye de gerek yok ama mağdur ve suçtan doğan bir yani suç mağdurunun elbette korunması gerekiyor. Bunda kanunlarımızla zaten ilgili düzenlemeler var. Hassasiyet göstermemiz gerekiyor. Bu konuda ben de sizin gibi düşünüyorum. Maalesef çirkin bir şekilde cenazesine saldırdılar, mezarlığına saldırdılar, ailesini tehdit ettiler ama savcılık olarak da biz gereğini yaptık" dedi.
Çocukların sosyal medya kullanımı ve bazı platformlarda suç unsuru içeren videolarla ilgili Bakan Gürlek, "Aile Bakanlığımız kanun teklifi olarak sundu. Onlar Aile Bakanlığımız 16 yaşını tamamlamamış kişiler için sosyal medyayla ilgili. Biz şu an henüz çalışıyoruz. 12. pakete de inşallah koymayı düşünüyoruz. Bizde de aynı şekilde 16 yaşı ve üzerindeki kişilerin sosyal medyaya girmesi işte bu konuda doğrulama kodu cep telefonundan gelen onay koduyla girmesi konusunda çalışmalarımız var. Aynı zamanda bu kapsamdaki çalışmalarda da çocukları şiddete cinsiyetsizliğe ya da sapkın akımlara sevk eden sosyal medya hesapları; Youtuberlar, Influencer vs. onlarla ilgili de çalışmalarımız var. Onlarla ilgili ceza kanununa şu an bir boşluk var. O boşluğu da inşallah 12. Yargı Paketi'nde doldurmaya düşünüyoruz" diye konuştu.

Türkiye'de son yıllarda artan kadın şiddet olaylarıyla ilgili soruya da Bakan Gürlek, şu ifadelerle cevap verdi:
"Çocuklar gibi kadınların da hassas gruplarımızdan, biliyorsunuz bizim bakanlığımızda Mağdur Hakları Daire başkanlığı var. Bu süreçleri takip ediyor. 6284 Sayılı Kanun’un uygulamasında sorunlar var. Onu bizzat biz de görüyoruz. Özellikle 5. maddede koruyucu tedbirler var. Bu tedbirler işte polis mi yapacak, savcı mı yapacak? Bu konuda tekrar gözden geçirme yapıyoruz. 6284 Sayılı Kanun’da. Kadınlarla ilgili zaten daha önce kademeli olarak bazı cezalar artırıldı. Yani eğer suç mağduru kadınsa doğrudan doğruya verilen cezalar artırıldı. Tekrar kanunları güncelleyeceğiz. Yapılması gereken bir şey varsa yapacağız. Ama 6284 Sayılı Kanunda özellikle koruyucu tedbirlerin uygulanması konusunda bir aksaklık olduğunu görüyorum. Bu konuda bir güncelleme çalışması yapacağız. Birinci sorunuz yani orada bir sekreterya var mı yok mu? O dediğim gibi şu an öyle bir çalışma yok."
Fatma öğretmenin bir öğrencisi tarafından katledilmesine ilişkin konuşan Bakan Gürlek, "Bir öğretmenimiz hayatının baharında 44 yaşında, 17 yaşında bir öğrencisi tarafından hunharca saldırıya uğrayarak hayatını kaybetti. Gerçekten üzüldük. Ben buradan öğretmenimize, kederli ailesine, öğrencilerine tekrardan başsağlığı diliyorum. Son zamanlarda sizin de dikkatinizi çekmiştir. Özellikle çocukların işlediği bu tür olaylar eylemler arttı. Şimdi kıymetli basın mensupları bu tabii çok geniş bir alan şöyle burada ailenin sosyal yapısı, eğitim düzeyi, bunların hepsinin incelenmesi gerekiyor. Yani bir çocuk neden şiddete meyleder, neden şiddete bulaşır? Bizim yargı olarak görevimiz aslında biliyorsunuz suç işlendiği andan itibaren görevimiz başlıyor. Burada özellikle ben görüştüm. Aile Bakanımız, Milli Eğitim Bakanımız onlarla bir geniş platform kurup özellikle çocukların aile yapısından itibaren, sosyal yaşamından itibaren, eğitim yaşamından itibaren suça iten nedenlerin öncelikli olarak bir masa yatırılması gerekiyor. Yani neden çocuk, suç örgütlerinin kucağına gidiyor? Neden çocuk şiddete meylediyor? Bakın bu 17 yaşındaki öğrenci de siz de hepiniz muhtemelen biliyorsunuzdur. Daha önceden bir psikolojik sorunu var. Okulla ilgili bir uzaklaştırma cezası almış. Yani bu çocuğun bir eylem yapacağı aslında belli. Bunları bizim bir gözlemlememiz gerekiyor, süreç göstermemiz gerekiyor. Çok geniş katmanlı bir şekilde bunların sebeplerini araştıracağız" ifadelerini kullandı.

Çocuklarla ilgili cezaları yetersiz bulduğunu kaydeden Bakan Gürlek, "Tabii çocuklarla ilgili cezaları ben yetersiz buluyorum, bunu daha önce de söylemiştim. Maalesef kanunumuzda şöyle bir düzenleme var 12 - 15 yaş aralığı ve 15 yaş ve 18 yaş aralığı hakkında ayrı ayrı çocuklara özel indirimler yapılmış. Bir de biliyorsunuz çocukların almış olduğu cezaların infazında özel bir ayrıcalık var. Çocukların cezaevinde kalmış olduğu 1 gün, 2 gün sayılıyor. Çocuklar diğer mahkumlar gibi ayrı bir cezaevinde kalmıyor. Çocuk evi dediğimiz şekilde biraz daha şartları uygun cezaevinde kalıyor. Bu konuda gerekli adımları atacağız. Özellikle çocukların adam öldürme ya da diğer suçlarda yetişkinler gibi ağırlaşmış müebbet hapis cezası gerekiyorsa onların almasını sağlayacağız. Bu düzenlemede mecliste bir komisyon kuruldu. O komisyonda da zaman zaman görüşüyoruz. İnşallah bu düzenlemeyi de hayata geçireceğiz. Tabii çocukların geleceği bize emanet. Onların hem suç işlemeye ilişkin ortamdan uzaklaştırmamız lazım. Hem de daha sonra da suç işledikten sonra da rehabilite etmemiz gerekiyor. Yani onların tekrardan topluma kazandırılması gerekiyor" diye konuştu.
Cezaevinde yatan bir yükümlünün gazetecilere demeç vermesi ve sosyal medyan mesajlarının yayımlanmasıyla ilgili konuşan Bakan Gürlek, "Sosyal medyasını kullanıyor. Nasıl oluyor işte az önce söylemek istediğimize geliyor. Tabii yani normalde yapmaması lazım. İşte ama bizim tabii başka kanunlarda var. Yani tutuklu ya da hükümlünün sosyal medyadan kullanmama hakkı var. Bizde öyle bir şey yok. Bunu nasıl yapıyor? Biz araştırdık. Gazeteci içeri girmiyor. Genelde avukata verilen notlar da oluyor. Avukatla tutuklu arasındaki görüşmeler hiçbir şekilde denetlenemiyor. Vermiş olduğu notlar dışarıya özgür bir şekilde çıkartılabiliyor. Genelde bu şekilde oluyor. Gazetecinin içeri girip onunla röportaj yapması değil de. Avukatına verdiği notların dışarıya çıkartılması şekli oluyor" ifadelerini kullandı.

Yargın hızlandırılması konusunda 12. pakette somut olarak düzenlemelerin olacağını kaydeden BAkan Gürlek, "Atlamalı Temyiz, Yargının Etkinliği Bürosu, hakimlerin terfisi, belirli kriterlerin getirilmesi, belirli kararı onanmayan Yargıtay’dan geçmeyen hakimlerin terfi edememesi. Ceza ödül sistemi. Bunlar elbette hızlanma için yapacağımız adımlar. Daha şu an henüz Kanun çalışmamız bitmedi. Özellikle arkadaşlarımız da hep birlikte toplumdan gelen şeye de bakıyoruz biz, taleplere de bakıyoruz. Bunlar mutlaka yapılacak. Diğer dediğiniz konuda yani nüfus ticareti işte otonom yapılar elbette yani bunlara biz kesinlikle müsaade etmeyiz. Ben İstanbul'da çalışırken de bunlara müsaade etmedim. Ama bunların somut olarak delillenmesi gerekiyor. Belgelenmesi gerekiyor. Vatandaşlarımız bunlar varsa, biri nüfus ticareti yapıyorsa, birinin ismini kullanıyorsa ya da birinin hatrı gönlüyle bir savcının iş yaptığını, bir hakimin karar verdiğini iddia ediyorsa mutlaka yargıya başvursun. Sonuna kadar bu sürecin takipçisi oluruz. Hakimler, savcılar hakkında da biliyorsunuz Şikayet Bürosu var. Vatandaşlarımız herkes rahat bir şekilde şikayet edebiliyor. O konuda ben çok hassasım. HSK üyelerimizin de çok hassas olduğunu düşünüyorum. En ufak bir hakimliğe gölge düşürecek bir şey olduğu zaman kesinlikle müfettiş incelemesi için izin veriyoruz ve sonuna kadar da gidiyoruz. Yani Hakimlik mesleği kesinlikle gölge düşürülemeyecek bir meslektir. Hakimlik hem tarafsızlık konusunda gölge düşmemesi gerekiyor. Hem de hakimin baktığı dosyada şahsi siyasi görüşünü belirtmeyecek şekilde gölge düşmemesi gerekiyor. Bu konuda çok hassasız.
Buradan şunu da söylemek istiyorum. Özellikle dün de söylemiştim sosyal medyada son zamanlarında bazı hakim savcı arkadaşlarımız işte böyle fotoğraflar veriyorlar operasyonlarıyla ilgili işte polislerle fotoğraf çekiyorlar. Bunlar yapılıyor, açıklamalar yapılıyor. Bunlar yanlış. Bu süreçle de ilgili takip ediyoruz. Hakim savcıların sosyal medya kullanmasına karşıyız. Hakim savcı dosyasıyla, kararıyla konuşur. Yani bunların sosyal medyada boy göstermesi, açıklama yapması ya da işte şu operasyonu yaptık, bununla fotoğraf vermesi. Bunlar yanlış şeyler. Bunları da belirtmek istiyorum" dedi.
Avukatlık Kanunu'na ilişkin Bakan Gürlek şu ifadeleri kullandı:
"Avukatların bildiğim kadarıyla reklam ve etik kuralları var. Onlarla ilgili baro kendi sürecini başlatıyor. Avukatlar reklam yapamaz. Bu konuda etik kuralları var. Tabi o bizi ilgilendiren bir konu değil. Baroların işlettiği bir süreç. Avukatlık Kanunu elbette güncellenebilir. Yani 206 bin tane şu an avukatımız var. Onların sorunlarını da biliyoruz. Özellikle ekonomik olarak zor durumda kaldıklarını da biliyoruz. Onlarla ilgili de dün de söyledim ben. Birtakım düşüncelerimiz var. Özellikle tapuda belirli miktarı geçen işlemlerin bizzat avukatların katılımıyla zorunlu getirilmesi gerekiyor. Avukatlıkta özellikle son zamanlarda kaliteyi artırdık. Biliyorsunuz Hukuk Fakültesi mesleğine giriş önce ilk 125 bindi. Bunu ilk 100 bine indirdik. Aynı şekilde dikey geçiş sınavlarında Hukuk Fakültesine girişi engelledik. Ve hukuk mesleklerine giriş sınavı getirdik. Bakın biliyorsunuz geçen sene uygulandı. Yüzde 23 başarı oranı var. Yani biraz zordu herhalde. Ama artık Hukuk Fakültesinin ve Avukatlık mesleğinin biz kesinlikle kaliteli bir meslek olmasını istiyoruz. Elbette Baroların bu konuda bir reklam yasağı ya da disiplin hükümleri uygulanacaktır. Diğer konu belediyelerde kanunlarında bir boşluk olduğunu iddia ediyorsunuz. Belediyelerde sürekli olarak biliyorsunuz Sayıştay denetimi var. Aynı şekilde İçişleri Bakanlığı müfettişleri de denetleme yapıyor. Bunların aslında genelde savcılıkla entegre edilmesi gerekiyor. Sayıştay inceledikten sonra bir suç unsuru buluyorsa savcılığa ihbarda bulunması gerekiyor. Bunu bilmiyorum ben. Daha önce bizim operasyon yaptığımız Belediyelerde Sayıştay denetiminden geçti mi ya da bize bir ihbarda bulunuldu mu bu konu açıkçası bilmiyorum yani"
Terörsüz Türkiye sürecini tamamen Meclis'in yürüttüğünü kaydeden Bakan Gürlek, "Meclis'in yürütmüş olduğu bir süreç. Önce Adalet Komisyonu'na gidiyor. Adalet Komisyonu burada bir çalışma yapacak. Daha sonra da Genel Kurula gelecek. Biz sadece teknik olarak özellikle Hukuk İşleri Genel Müdürlüğümüz ve Kanunlar Genel Müdürlüğümüz bu konuda tecrübeli. Arkadaşlarımız teknik olarak yardım ediyor. Bu sürecin tamamen kanun yapılması, tasarrufu, takdiri, yöntemi nereleri kapsayacağı Meclis’e ait. Bu süreçte biz değiliz. İkinci konu Selahattin Demirtaş'la ilgili süreç. O tabii şu an ayrı yürüyen bir süreç. Onunla ilgili şu an devam eden bir süreç var. Anayasa değişikliğiyle ilgili yani bu özellikle terörsüz Türkiye için Anayasa değişikliğine ihtiyaç duyulur mu? Yani o bence şu an temel kanunlarda değişiklik yapılarak ihtiyaç giderilebilir. Ama genel olarak ben şunu söylüyorum. Anayasa değişikliğini sadece terörsüz Türkiye süreci için değil, genel olarak ülkemizin bir Anayasa değişikliği ihtiyacı var. Genel olarak bu konuda eksik Anayasalarımız var. 1982 darbe anayasası biliyorsunuz. Yani yamalı bohçaya döndü, sürekli olarak değişiklikler yapıldı. Elbette anayasanın ele alınarak değişiklik yapılması gerekiyor. Ama terörsüz Türkiye süreci için Ceza Kanunu, Ceza Güvenlik İnfaz Kanunu ve diğer kanunlarda değişiklik yapılması yeterli" değerlendirmesinde bulundu.

İBB davasındaki son gelişmeleri ve şu ana kadar olan süreci aktaran Bakan Gürlek, "Bizim şahıslarla bir Cumhuriyet Savcısının şahıslarla ilgisi yok. Cumhuriyet Savcısı şuna bakar. Ortada bir suç var mı yok mu? Burada şahısların makamları, mevkileri yaptıkları görevler ilgilendirmez. Burada o şahsın Belediye Başkanı olması, sanatçı olması ya da zengin fakir olması Cumhuriyet Savcısının görevi değildir. Ben o soruşmayı yaparken bu şekilde baktım. Yani o şahsın Belediye Başkanı olması bizim için önemli değil. Biz suç var mı yok mu buna bakarız. O bakımdan yani o şahsın şahsım hakkındaki açıklamalarını ben önemsemiyorum. Ben sadece Cumhuriyet Savcısı olarak görevimi yaptım. Vicdanen de rahatım. Sonuçta biliyorsunuz bir yargılama aşaması başlıyor. Yani hukukta şu var. Mutlaka her karar denetlenebilir. Benim mesela daha önceki işte televizyonlarda da işte şu kararı verdi. Bakın benim vermiş olduğum kararların hepsi Yargıtay’ın … geçti. Yani hukuk sistemi aslında birbirini tamamlıyor. Yani bir savcı yanlış karar verirse itirazdan zaten üst mahkeme kaldırır. Mahkeme yanlış karar verirse Yargıtay bozar. Biz burada şahıslarla ilgili problem yapmıyoruz. Ortada yolsuzluk ve dolandırıcılık ya da büyük bir ihaleye fesat karıştırma soruşması vardı. Biz dosyanın şahısların isimlerini kapatıp dosyaya baktık. Arkadaşlarımız da bu yönde bir iddianame düzenledi. Burada şahsın Belediye Başkanı olması ya da isminin Ekrem olması, Veli olması bizi ilgilendirmiyor. Cumhuriyet Savcısı kuvvetli suç şüphesi varsa tutuklamaya sevk eder. Makul şüphe varsa soruşturmaya başlar. Daha sonradan da delillerin tamamlanma aşaması olur. Yani siz de iddianameyi okudunuz. Yani orada iddianamedeki delillerin çoğu somut deliller. Masak raporları, tanık beyanları, etkin pişmanlık beyanları, para hareketleri, HTS baz istasyon kayıtları. Soruşma bu şekilde ilerledi. Biz şahıslarla ilgili bir şeyimiz yok, çekincemiz yok. Savcı olarak o tarihte görevimizi yaptık" ifadelerini kullandı.

Bir gazetecinin "Ekrem İmamoğlu'na yeni düzenleme hediyesi mi?" sorusu üzerine ise Bakan Gürlek şu ifadeleri kullandı:
"Şuna ben katılıyorum, mesela tahliye davası az önce vatandaş davayı kazandı. Tahliye edilmesi gerekiyor. Ama tabii bunun istinaftan kesinleşmesi gerekiyor. Yani tahliye kararı var. Adamı çıkartamıyor. İstinafta da bekleme süresi var. 4 yılda istinafta bekliyor. Şimdi biz bunları kesinlikle artık istinafa da hedef süre istinaf işinde geçerli. İstinafa da diyeceğiz. Atıyorum mesela 20. Hukuk Dairesi bakıyor. Diyeceğiz ki 20. Hukuk Dairesi bu davayı senin 9 ayda bitirmen gerekiyor. Bitiremiyorsan yani İlk Derece ve İstinaf mahkemeleri de HSK'nın tabii hedef sürülmesi gerekiyor. Yani onlar tabi kesinleşmeden icraya konulamıyor. O sizin söylediğiniz ayrı bir şey. Onu değiştirmemiz gerekiyor. Yani hedef süre Emin Bey özellikle sorunuza cevap olarak hedef süre hem ilk derecede hem de istinafta uygulanacak. Onların da hedef süresi var, onlar da uymak zorunda. İstinafta eğer daire yeterli değilse yeni daire kuracağız. Yani 9 ayda ilk derecede bitmesi gereken dosya istinafta da en fazla 9 ayda bitecek. O 11. yargı paketinde kabul edildi ön ödemeyle ilgili hakaret. Faydası oldu, olumsuz yönleri oldu. Tekrardan değerlendirebilir"

12. Yargı Paketi'nde boşanma davaları ve nafaka konusu üzerine ise Bakan Gürlek, "Onu tartıştık. Yani zaten şimdi bizde iki türlü boşanma davası var. Bir tanesi anlaşmalı boşanma davası, bir de çekişmeli boşanma davası. Anlaşmalı boşanmada eğer her iki taraf her konuda anlaşırsa maddi manevi tazminat ya da vesaire orada zaten hemen duruşma gibi veriliyor. Karar bitiyor. Burada sizin demek istediğiniz herhalde anlaşmalı boşanmada taraflar bir aile arabuluculuğuna gitsin. Özellikle psikolog, pedagog çocuklar dinlensin. Sağlıklı kararlar verilsin. Bunu düşünüyoruz. Bizim de aklımızda var. Ama bizim getirmek istediğimiz asıl çekişmeli boşanma davalarında arabuluculuk sistemi.
Bu pakette yok, Nafaka ile ilgili yok. Çünkü Nafakanın biliyorsunuz çok farklı bir katman tabakası var. Bu pakette nafaka ile ilgili düzenleme yok. Bireysel başvuru çok önemli bir kazanım. Özellikle Anayasa Mahkemesinde vatandaşlar ilk derecede kesinleşen ya da Yargıtay’da kesinleşen dosyalar için gidiyor. Burada tabii Anayasa Mahkemesi bireysel başvuruları biraz daha farklı yorumlayabiliyor. Bu konuda bir düzenleme yapmayı düşünmüyoruz. Anayasa Mahkemesi'nin vermiş olduğu kararlar zaten bağlayıcı. Yani orada süper temyiz mahkemesi bu tartışmalarda bence anlamsız" diye konuştu.
Bakan Gürlek açıklamalarında devamında şu ifadeleri kullandı:
"Diğer konu bizim teşkilatımız 212 bin kişilik teşkilat. Adliye personelimiz var, ceza personelimiz var, hakim, savcımız var. Elbette gönlümüz düzenleme yapılmasından yana ama tabi biliyorsunuz bir de Maliye Bakanlığı ayağı var bunun. Orayı aşarsak inşallah düzenleme yapabiliriz. Teşekkür ederim.
Nisan gibi 10 bin tanesini hemen alacağımızı söylediler. Nisan gibi ilana çıkacak. 5 bin tanesi de Haziran'da. 15 bin kadronun 10 bin tanesi bayramdan hemen sonra Nisan gibi ilana çıkacak. Kalan 5 bin tanesi de Haziran'da ilana çıkacak.
Bu çocukların ailesinin sorumluluğu bazı ülkelerde var. Ben onu bir basın programımızda söylemiştim televizyonda. Sizin dediğiniz var. Amerika'da var, Norveç'te var. Biz onu mukayeseli hukuk’ta araştırdık. Aile şöyle, sonuçta aile çocuğu koruyup kollamakta yükümlü. Aynı zamanda bir ailenin denetim görevi var. Ama tabii suçlarında şahsi sorumluluğu var. Çocuğun işlediği suçtan dolayı aileyi sorumlu tutamayız. Ama bizim hukuk özellikle borçlar hukukunda değil mi? Genel olarak bir genel kusur sorumluluğu var. Yani kusur varsa genel olarak o da sorumlu. Bu konuda bir düzenleme yapmadık ama özellikle bana da çok fazla geliyor ailelere de bir düzenleme yapalım diye. Ama şu konuda bir çalışmamız yok. Ama ailelerin özellikle çocuklara sahip çıkması lazım. Denetlemesi lazım. Yani hepimizin burada çocuğu var. Sadece çocuğu okula gönderip cebine harçlık koymak yeterli değil. Ailelerin mutlaka çocukları takip etmesi gerekiyor. Islah konusunda elbette o 12. pakette çocukların ıslahıyla ilgili düşüncelerimiz var. Çocuk henüz cezaevinden çıkmadan topluma kazandırılmasına ilişkin düşüncelerimiz var. Aynı şekilde uyuşturucuyla mücadele kapsamında da. Şimdi uyuşturucu biliyorsunuz tahliye oluyor. Tekrardan uyuşturucu bataklığına nasıl sürükleniyor? Bizim uyuşturucuyla ilgili şu an tam olarak kanunlaştıramadık. Yani yasal metne sokamadık. Şöyle bir düşüncemiz var. Tahliye olmadan 6 ay öncesinde cezaevindeyken Amatem sürecinin başlatılmasını düşünüyoruz. Genelde biliyorsunuz dışarı çıktıktan sonra Amatem süreci başlıyor ama tabii gitmiyor. Serbest kalıyor. O zaman tekrar uyuşturucu arayışına başlıyor. Biz bu şahsın tahliyesine 6 ay kala cezaevindeyken, cezaevi içerisinde Amatem sürecine başlamasına ilişkin bir düzenleme yapmayı düşünüyoruz.
Tutuklama genelde istisnai bir tedbir. Şartları aslında belli. CMK yüzde şartları var. Ama bazen çok rahat kullanılabiliyor. Bazen de toplumda infial oluşturan olaylar da kullanılmıyor diye eleştiriler var. Tutuklamada hakimin takdiri var elbette ama tabii kuvvetli suç şüphesi olması gerekiyor. Katalog suçlar olması gerekiyor. Ama şuna dikkat ediyoruz. Yani toplumda infial oluşturan bir olay. Nedir infial oluşturan bir olay? Mesela bir trafikte eşinin çocuğunun yanında diğer bir araç sürücüsünün onu dövmesi, yumruklaması bu bize göre toplumda infial oluşturan bir olaydır. Burada hakimlerimiz tutuklama tedbirine başvuruyor. Ölçülü bir tedbirdir. Bu şekilde tutuklamada hakim takdiri var. Yani biz buna karışamayız. Olaya göre bir şeydir. Ama şu oluyor algısızlık olarak. Genelde tutuklanmayınca toplumda sanki o kişi beraat etti, ceza almadı gibi algı yapıyor. Bu yanlış. Sosyal medyada bu algıların da düzeltilmesi gerekiyor. Çünkü tutuklama bir takdir hakkıdır. Şartları varsa hakim tutuklar. Savcılık da tutuklama isteyip hakim Sulh Ceza Hakimliği reddetmişse ona itiraz etme hakkı vardır. Hukuk her zaman birbirini denetleyen ve tamamlayan bir sistemdir. Yani hakimlerimiz uygulamaya dikkat ediyorlar bu konuda"