Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Gebelikte yaşanan hormonal değişimler, memelerde büyüme, hassasiyet ve yoğunluk artışına neden olabiliyor. Bu durum, olası bir hastalığın belirtilerinin gözden kaçmasına yol açarken erken tanı için şüpheli değişikliklerin değerlendirilmesi büyük önem taşıyor.
• Gebelikle ilişkili meme kanseri yaklaşık 3.000 gebelikte bir görülüyor.
• Memede ortaya çıkan ağrısız bir kitle, hastalığın en sık karşılaşılan belirtileri arasında yer alıyor.
• Gerekli durumlarda gebelik sırasında ultrason, mamografi ve biyopsi uygulanabiliyor.
• Kemoterapi, uygun hastalarda gebeliğin ikinci ve üçüncü trimesterinde değerlendirilebiliyor.
• Meme kanseri tanısı almak, tek başına gebeliğin sonlandırılması gerektiği anlamına gelmiyor.
Gebelikle ilişkili meme kanseri, hamilelik sırasında veya doğumdan sonraki ilk yıl içerisinde ortaya çıkan hastalığı kapsıyor. Emzirme döneminde görülen vakalar da bu kapsamda değerlendirilebiliyor.

Hastalığın özellikle 32-38 yaş aralığında görülmesi dikkat çekerken ilk doğum yaşının ilerlemesiyle birlikte bu vakalarla daha sık karşılaşılabileceği belirtiliyor.
Gebelikte meme dokusunda meydana gelen doğal değişimler, hastalığın erken belirtilerinin fark edilmesini zorlaştırabiliyor.
Memelerdeki dolgunluk, hassasiyet ve büyüme nedeniyle ortaya çıkan bir kitlenin süt birikmesi veya hormonal değişimlerle ilişkili olduğu düşünülebiliyor. Bu nedenle hekime başvurmak gecikebiliyor.
Memorial Bahçelievler Hastanesi Meme Merkezi'nden Prof. Dr. Yeliz Emine Ersoy, gebelikte meme kanseri konusunda değerlendirmelerde bulunarak tanı ve tedavi sürecinde dikkat edilmesi gereken noktalara işaret ediyor.

Gebelik ve emzirme dönemlerinde memede görülen değişikliklerin büyük bölümü iyi huylu nedenlerden kaynaklanıyor. Ancak bu durum, her belirtinin doğal kabul edilmesi gerektiği anlamına gelmiyor.
En sık görülen belirti, genellikle ağrıya neden olmayan meme kitlesi olarak öne çıkıyor. Bunun yanı sıra meme başından olağan dışı akıntı gelmesi, ciltte çekilme veya memede kalıcı şişlik gibi belirtiler de görülebiliyor.
Özellikle kendiliğinden kaybolmayan, büyüyen veya farklı özellikler gösteren bir kitle fark edildiğinde sağlık kuruluşuna başvurulması gerekiyor.
Hamilelik planlayan kadınların gebelik öncesinde meme muayenesi yaptırması da olası sorunların erken değerlendirilmesine yardımcı olabiliyor.

Gebelikte şüpheli bir meme bulgusu tespit edildiğinde ilk başvurulan görüntüleme yöntemlerinden biri ultrason oluyor.
Radyasyon içermeyen bu yöntemle kitlenin yapısı incelenebiliyor, lenf bezleri değerlendirilebiliyor ve gerekli durumlarda biyopsi işlemi yönlendirilebiliyor.
Mamografi ise hekim tarafından gerekli görüldüğünde, uygun koruyucu önlemlerle uygulanabiliyor.
Gebelikte meme dokusunun yoğunlaşması görüntülerin değerlendirilmesini güçleştirse de mamografi bazı hastalarda tanı sürecinin önemli bir parçası olabiliyor.
Bu nedenle bebeğe zarar verebileceği endişesiyle bütün görüntüleme yöntemlerinden uzak durmak doğru bir yaklaşım değil.
Hangi tetkikin gerekli olduğuna, anne adayının durumu ve klinik bulgular değerlendirilerek uzman hekim tarafından karar verilmesi gerekiyor.

Memede şüpheli bir oluşum görüldüğünde kesin tanı için biyopsi yapılması gerekebiliyor.
Bu işlem, yalnızca kanser olup olmadığını belirlemekle kalmıyor; tümörün özelliklerinin anlaşılmasına ve tedavinin doğru planlanmasına da katkı sağlıyor.
Gebelik, gerekli bir biyopsinin yapılmasına tek başına engel oluşturmuyor. İşlemin yöntemi ve uygulanma koşulları, anne adayının durumuna göre belirleniyor.
Biyopsinin bebeğe zarar vereceği endişesiyle tanıyı geciktirmek ise hastalığın değerlendirilmesini ve tedaviye başlanmasını olumsuz etkileyebiliyor.
Gebelik sırasında meme kanseri tedavisi, hastanın ihtiyaçları dikkate alınarak kişiye özel biçimde düzenleniyor. Kanserin evresi, tümörün biyolojik özellikleri, gebelik haftası ve anne adayının tercihleri karar sürecinde belirleyici oluyor.
Tedavinin meme cerrahisi, medikal onkoloji, kadın hastalıkları ve doğum, perinatoloji, radyoloji ve patoloji uzmanlarının birlikte çalıştığı multidisipliner bir ekip tarafından planlanması önem taşıyor.
Hastanın durumuna göre meme koruyucu cerrahi veya mastektomi, yani meme dokusunun tamamının alınması seçenekleri değerlendirilebiliyor.

Ameliyatın ne zaman yapılacağı ve sonrasında başka tedavilere ihtiyaç duyulup duyulmayacağı da bu süreçte göz önünde bulunduruluyor.
Her hastada aynı tedavi sıralamasının uygulanması gerekmiyor. Bazı durumlarda cerrahi öncelik kazanırken bazı hastalarda tümörün özelliklerine bağlı olarak kemoterapi gündeme gelebiliyor.
Gebelikte kemoterapi kararını etkileyen en önemli faktörlerden biri, bebeğin gelişim aşaması oluyor.
Özellikle organların oluştuğu ilk üç aylık dönemde kemoterapiden kaçınılması gerekiyor. Çünkü bu dönemde ilaçlara maruz kalmak fetüs açısından ciddi riskler oluşturabiliyor.
Buna karşılık gerekli görülen bazı kemoterapi tedavileri, uygun hastalarda gebeliğin ikinci ve üçüncü trimesterlerinde uygulanabiliyor.

İlaç seçiminin, dozun ve tedavi takviminin uzman ekip tarafından dikkatle belirlenmesi gerekiyor.
Doğuma çok yakın dönemde kemoterapi uygulanması da kanama ve enfeksiyon gibi komplikasyonların riskini artırabildiğinden son tedavi tarihi ile doğum arasındaki süre titizlikle planlanıyor.
Bu süreçte hem annenin tedavi ihtiyacı hem de bebeğin güvenliği birlikte değerlendiriliyor.
Meme kanserinde cerrahi ve kemoterapinin yanı sıra radyoterapi, hormon tedavileri, HER2 hedefli tedaviler ve immünoterapi gibi yöntemler de kullanılabiliyor. Ancak bu tedavilerin tamamı gebelik sırasında uygulanmaya uygun değil.
Radyoterapi, hormon tedavileri ve bazı hedefe yönelik ilaçlar genellikle doğum sonrasına bırakılıyor. Tedavinin hangi aşamasının ne zaman uygulanacağı, kanserin özelliklerine ve gebeliğin seyrine göre belirleniyor.
Bu nedenle gebelik sırasında tanı alan kadınların tedavi seçeneklerini yalnızca genel bilgiler üzerinden değerlendirmek yerine uzman hekimlerle birlikte hareket etmesi gerekiyor.

Meme kanseri tanısı almak, gebeliğin mutlaka sonlandırılması gerektiği anlamına gelmiyor. Araştırmalar, gebeliğin sonlandırılmasının meme kanserinin seyrini iyileştirdiğini göstermiyor.
Bununla birlikte ileri evre veya agresif özellikteki hastalıklarda gerekli tedavilerin zamanlaması nedeniyle daha kapsamlı bir değerlendirme yapılması gerekebiliyor.
Karar verilirken kanserin evresi, tümörün özellikleri, gebelik haftası, uygulanması gereken tedaviler ve anne adayının tercihleri birlikte ele alınıyor.
Her hastanın koşulları farklı olduğundan tek bir yaklaşımın bütün kadınlar için geçerli olduğu söylenemiyor.