Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Yargıtay’dan boşanma davalarını yakından ilgilendiren dikkat çekici bir karar geldi. Trabzon'da görülen boşanma davasına ilişkin dosyada, eşinin özel hayatını ve aile içerisinde yaşananları akrabalarına anlatarak dedikodu yaptığı belirlenen erkek, boşanma davasında tam kusurlu bulundu.
Karar, evlilik içerisinde yaşanan özel meselelerin üçüncü kişilerle paylaşılmasının hangi durumlarda hukuken kusur sayılabileceği sorusunu yeniden gündeme taşıdı.
Özellikle ''Eşin yaşadığı sorunları ailesine anlatması hangi noktada normal bir dertleşme olmaktan çıkıyor ve hukuki bir kusura dönüşüyor?'' ve ''Aile içerisinde yaşanan özel meseleleri akrabalara anlatmak her durumda boşanma davasında aleyhe sonuç doğuruyor mu?'' soruları merak konusu oldu.

Evlilik sırasında yaşanan her olayın üçüncü kişilerle paylaşılması aynı şekilde değerlendirilmiyor. Paylaşımın içeriği, amacı, kime yapıldığı ve diğer eş üzerindeki etkisi, hukuki değerlendirmede önem taşıyor.
Özellikle eşin özel hayatına ilişkin bilgilerin çevreye aktarılması, eşin küçük düşürülmesi veya kişilik haklarının zedelenmesi halinde bu davranış boşanma davasında kusur olarak değerlendirilebiliyor.

Yargıtay’ın kararı, özel hayatın yalnızca aile ve yakın çevre içerisinde paylaşılması açısından değil, sosyal medya kullanımı bakımından da dikkat çekiyor.
Eşinin özel hayatını, aile içerisinde yaşanan tartışmaları veya kişisel bilgilerini sosyal medya hesaplarından paylaşan kişilerin eylemleri de mahremiyet ve kişilik hakları açısından hukuki sonuç doğurabiliyor.
Özellikle boşanma sürecinde yapılan sosyal medya paylaşımları, ekran görüntüleri, mesajlar ve üçüncü kişilere yapılan anlatımlar dava dosyasına girebiliyor. Bu paylaşımlar, olayın niteliğine göre kusur değerlendirmesinde dikkate alınabiliyor.

Kararda dikkat çeken bir diğer ayrıntı ise tarafların yaşanan olayların ardından aynı evde yaşamaya devam etmesi oldu.
Bu durum, boşanma davalarında sıkça tartışılan ''affetme'' meselesini de gündeme getirdi. Peki eşlerin kusurlu davranışın ardından aynı evde yaşamaya devam etmesi, o davranışın affedildiği anlamına mı geliyor?
Avukat Zühal Akbel, Yargıtay’ın aile mahremiyeti açısından dikkat çeken kararını Tgrthaber.com Özel Haber Editörü Zeynep Gizem Er’e değerlendirdi.

Eşler arasındaki özel hayatın üçüncü kişilere aktarılmasının evlilik birliğindeki güven ve mahremiyet açısından önem taşıdığını belirten Zühal Akbel, şu ifadeleri kullandı:
''Eşlerin evlilik birliği içerisinde yaşanan mahremiyeti, üçüncü kişilere aktarması hukuken bir kusur olarak kabul edilmektedir. Bu eylemin kusur sayılmasının sebebi ise evlilik birliği içerisinde sadakat ve güven duygusu çok önemlidir. Eşlerin evlilik birliği içerisinde aralarında yaşanan mahremiyeti 3. kişilerle paylaşması elbette ki güven duygusunu zedeleyecektir ve özel hayatın 3. kişilere anlatılması bu mahremiyetin açık bir biçimde ihlalidir ve bu durumun evlilik birliğini temelden sarsabilecek nedenler arasında sayılır.''

Eşlerin birbirini üçüncü kişiler karşısında küçük düşürmesinin boşanma davalarında kusur değerlendirmesinde önemli bir unsur olabileceğini belirten Akbel, şu değerlendirmeyi yaptı:
''Evlilik içerisinde mahremiyetin korunması gerekir. Kaldı ki boşanma davalarında evlilik içerisinde mahremiyetin korunmaması eşlerin başkaları nezdinde birbirini küçük düşürücü eylemleri tarafların kusurlarını belirlemede önemli hukuki bir etkendir. Her boşanma davasında süreç, tüm iddia ve deliller ışığında değerlendirilecektir. Ancak somut olayda da olduğu gibi, kusur oranı belirlenirken, eşini üçüncü kişilere karşı küçük düşüren, eşin boşanma davasında kusurlu sayılabileceğini belirten birçok Yargıtay kararı mevcuttur.''

Evlilik ve eşler arasındaki ilişkiye dair her bilginin paylaşılmasının otomatik olarak kusur anlamına gelmediğini belirten Akbel, değerlendirmede paylaşımın niteliği ve amacının belirleyici olduğunu vurguladı:
''Evliliğe ve eşler arasındaki ilişkiye dair bir bilginin 3. kişilerle paylaşılmasının hukuken kusur ve boşanma sebebi olup olmayacağı paylaşılan durumun niteliğine, paylaşılma amacına, muhatabına ve evliliğe olan etkisine göre belirlenmektedir. Bir paylaşımın Türk Medeni Kanunu'na göre kusur sayılması için evlilik birliğinden doğan karşılıklı güven, sadakat ve mahremiyete özen gösterme yükümlülüğünün ihlal etmesi ve diğer eşin kişilik haklarına saldırı niteliğinde veya küçük düşürücü olması gerekir. Nitekim Yargıtay kararlarında da sayılan bu hallerdeki mahremiyetin ihlal edilmesi kusur olarak kabul edilmektedir.''

Boşanmaya neden olan olaylar nedeniyle kişilik hakları saldırıya uğrayan tarafın maddi ve manevi tazminat talep edebileceğini belirten Akbel, Türk Medeni Kanunu’nun 174. maddesine dikkat çekti:
''Her dava dosyası kendi içerisinde değişken olaylar ve durumları barındırır ancak burada temel kriter evlilik birliği içerisinde eşlerin bu evliliğin bitmesine neden olan davranışları zira Türk Medeni Kanunun 174. Maddesi, “Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddi tazminat isteyebilir. Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevi tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir." şeklinde olup mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu eşin maddi tazminat talep edebileceği boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan tarafın manevi tazminat da talep edebileceği açıktır.''

Boşanma sürecinde yaşananların aile bireyleri veya yakın çevreyle paylaşılmasında temel ölçütün içeriğin yanı sıra amaç ve paylaşımın sonuçları olduğunu belirten Akbel, şu ifadeleri kullandı:
''Boşanma davalarında dertleşme ve mahremiyet ihlali ayrımı aslında paylaşımın içeriğine, amacına, muhatabına ve evlilik birliğini temelden sarsabilecek nitelikte olup olmadığına bakılmalıdır. Paylaşımın genel nitelikte olması, anlatma amacının eşi hedef almaması yani paylaşımın eşi karalamak, ailesine ya da başkalarına karşı küçük düşürmek değil de yalnızca psikolojik rahatlama, tavsiye veya manevi destek alma amacıyla yapılmış olması gibi hayatın olağan akışına uygun bir paylaşım olması durumunda tarafların maruz kaldığı olumsuz eylemler karşısında güvendiği yakınlarına durumu genel hatlarıyla aktarması veya hukuki/psikolojik destek arayışına mahremiyet ihlali denemeyecektir. Ancak bunun tam tersi nitelikte 3. kişilerle mahrem sırların paylaşımı ve eşi küçük düşüren söylemler veya benzeri durumlar bunun bir mahremiyet ihlali niteliğinde olabileceği ve kusur barındıran bir davranış olarak nitelendirilebileceği yönündedir.''

Eşinin özel hayatını ve aile içindeki meseleleri sosyal medyada paylaşan kişilerin karşılaşabileceği hukuki sonuçlara da değinen Akbel, şunları söyledi:
''Eşlerden biri diğer eşin rızası olmadan evlilik birliği içerisinde özel hayatını mahremiyetini sosyal medyada paylaşıyorsa bu bir kusur ve boşanma sebebi olabilir. Sosyal medyada yapılan paylaşım, bir 3. kişi ya da akrabaya kıyasla hem aleniyet hem de kalıcılık ve yayılma hızı açısından eylemin ağırlığını ve zarar derecesini arttırabilir. Eşin bu paylaşımlarla kişilik hakları zedeleniyorsa küçük düşüyor ve mahremiyeti ihlal ediliyorsa elbette ki bir boşanma davasında, boşanma sebebi olan hallerde sayılan bu iddia ve kusur değerlendirilmesi yapılırken göz önünde bulundurabilir ve bu iddia paylaşımın çok daha geniş kitlelere yapıldığı varsayıldığında ciddi manada kusur oranını etkileyebilir.''

Tarafların boşanma sürecinde aynı evde yaşamaya devam etmesinin tek başına affetme anlamına gelmeyeceğini belirten Akbel, değerlendirmede somut koşulların önem taşıdığını söyledi:
''Aynı evde yaşamaya devam etme durumu, tek başına affetme anlamına gelmez. Mevcut olayda çaresizlik, ekonomik zorunluluk vb. etkenler de hala beraber yaşıyor olma durumunda değerlendirilir. Yani beraber yaşandığının ve bunun bir affetme olduğunun ileri sürülmesi için, affetme iddiasını ileri süren tarafın, diğer eşin eylemleri gerçekten bağışladığını ve ortak hayatı sürdürme yönünde irade gösterdiğini somut delillerle ispatlamakla yükümlüdür.''