Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Boşanma sonrası tarafların en çok tartıştığı konuların başında gelen süresiz nafakada yeni dönem için hazırlıklar sürüyor. Nafaka yükümlülüğünün belirli bir süreyle sınırlandırılması, evliliğin süresi ile nafaka süresi arasında ilişki kurulması ve tarafların ekonomik koşullarının daha etkin şekilde dikkate alınması gündemde.
Özellikle kısa süreli evliliklerde yıllarca nafaka ödenmesi kamuoyunda tartışma konusu olurken, yeni düzenlemenin mevcut nafaka alanları ve nafaka ödeyenleri nasıl etkileyeceği merak ediliyor. Hâlihazırda nafaka ödeyenlerin yeni sistemden etkilenip etkilenmeyeceği de düzenlemenin en kritik başlıkları arasında bulunuyor.
Peki, süresiz nafaka kalkıyor mu? Nafaka süresi hangi kriterlere göre belirlenecek? Kısa süreli evliliklerde ne kadar nafaka ödenecek? Nafaka alan kişinin işe başlaması ödemeyi otomatik olarak sona erdirecek mi? Nafaka ödeyen kişinin işini kaybetmesi veya ekonomik durumunun bozulması halinde ne olacak?
Avukat Gizem Gonce, yeni nafaka düzenlemesinin boşanma sonrası taraflar açısından doğurabileceği hukuki sonuçları Tgrthaber.com Özel Haber Editörü Gizem Er'e değerlendirdi.

Ekim ayında Meclis’e gelmesi beklenen düzenlemeyle birlikte nafaka sisteminde süre, ekonomik durum ve somut olay özelliklerinin daha belirgin şekilde dikkate alınabileceğini belirten Gonce, yeni bir model üzerinde çalışıldığını ifade etti:
''Öncelikle kamuoyunda çok sık kullanılan ''süresiz nafaka tamamen kaldırılıyor'' ifadesine biraz temkinli yaklaşmak gerekiyor. Çünkü bugün itibarıyla yürürlükte olan hukuk bakımından yoksulluk nafakası kurumu ortadan kalkmış değildir. Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesine göre boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak şartıyla diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka talep edebilmektedir. Dolayısıyla şu anda mevcut sistemde, mahkemenin hükmettiği yoksulluk nafakasının kanunda başlangıçta belirlenmiş kesin bir üst süresi bulunmamaktadır. Ancak son dönemde nafaka sisteminin yeniden düzenlenmesine ilişkin ciddi bir tartışma yürütülüyor. Özellikle uzun yıllar devam eden nafaka yükümlülüklerinin belirli bir süreyle sınırlandırılması, evlilik süresi ile nafaka süresi arasında bir ilişki kurulması ve tarafların ekonomik durumlarının daha etkin şekilde dikkate alınması yönünde modeller gündeme geliyor. Burada altını çizmek istediğim en önemli husus şu: Meclis tarafından kabul edilip yürürlüğe girmeyen bir düzenlemeyi bugün itibarıyla kesinleşmiş hukuk kuralı olarak değerlendiremeyiz. Dolayısıyla ''Ekim ayında kesin olarak şu sistem geliyor'' demekten ziyade, nafaka hukukunda süre, ölçülülük ve ekonomik koşulların daha belirgin şekilde dikkate alındığı yeni bir model üzerinde çalışıldığını söylemek daha hukuken doğru olacaktır. Esas amaç ise bir taraftan boşanma sonrasında gerçekten ekonomik olarak güç durumda kalan kişinin korunması, diğer taraftan nafaka yükümlüsünün ekonomik hayatını süresiz ve öngörülemez bir borç altında sürdürmesinin önüne geçilmesidir.''

Yeni sistemde nafaka süresinin yalnızca evliliğin kaç yıl sürdüğüne göre belirlenmesinin yeterli olmayacağını ifade eden Av. Gizem Gonce; yaş, eğitim, meslek, gelir, çalışma imkânı ve tarafların sosyal-ekonomik durumlarının da değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Gonce, kamuoyuna yansıyan modellerde kısa ve uzun süreli evlilikler arasında farklılaştırma yapılmasının gündeme geldiğini belirterek şöyle konuştu:
''Gündemdeki modellerin ortak noktasının, nafakanın süresinin daha öngörülebilir hale getirilmesi olduğunu söyleyebiliriz. Burada yalnızca evliliğin kaç yıl sürdüğüne bakılması yeterli olmayacaktır. Çünkü yoksulluk nafakasının temel amacı, boşanma sonucunda ekonomik olarak yoksulluğa düşecek tarafın korunmasıdır. Dolayısıyla mahkemenin değerlendirmesinde; evliliğin süresi, tarafların yaşı, eğitim ve mesleki durumları, çalışma ve gelir elde etme imkanları, mevcut gelirleri, sosyal ve ekonomik durumları, evlilik süresince tarafların ekonomik düzeni, nafaka alacaklısının yeniden ekonomik bağımsızlığını kazanabilme imkanı, nafaka yükümlüsünün ödeme gücü gibi unsurlar önem taşıyacaktır. Kamuoyuna yansıyan bazı modellerde, nafaka süresinin evlilik süresiyle orantılı olarak belirlenmesi ve özellikle kısa süreli evliliklerle uzun süreli evlilikler arasında farklılaştırma yapılması gündeme geliyor. Burada çok önemli bir nokta var: Nafakanın belirli bir formüle bağlanması, her olayda aynı sürenin uygulanacağı anlamına gelmemeli. Çünkü hukukta somut olayın özellikleri son derece önemlidir. Örneğin 25 yıl süren bir evlilik ile 8 ay süren bir evliliğin nafaka bakımından aynı şekilde değerlendirilmesi hakkaniyetli olmayacaktır. Aynı şekilde 20 yıllık evlilik boyunca çalışmamış, mesleki hayatından uzak kalmış ve boşanma sonrasında ekonomik olarak ciddi bir güçlük yaşayacak bir kişi ile genç yaşta, mesleği ve düzenli geliri bulunan bir kişinin aynı şekilde değerlendirilmesi de doğru olmayacaktır. Bu nedenle yeni sistemin temelinde süre + ekonomik durum + sosyal durum + somut olayın özellikleri şeklinde çok faktörlü bir değerlendirme olması gerektiğini düşünüyorum.''

Kısa süreli evliliklere ilişkin ''6 ay veya 1 yıl evli kalan kişi 5 yıl nafaka ödeyecek'' şeklindeki iddialar gündeme geliyor. Ancak Av. Gizem Gonce, henüz bu şekilde kesinleşmiş bir hukuk kuralı bulunmadığının altını çizdi.
Yeni nafaka modelinde kısa süreli evliliklerde dahi belirli bir asgari nafaka süresinin öngörüleceğini belirten Gonce, belli koşullarda istisna getirileceği ve nafakanın hangi kriterlere göre belirleneceğini söyledi:
''Bu konu kamuoyunda en fazla yanlış anlaşılan başlıklardan biri. “Bir yıl evli kalan herkes beş yıl nafaka ödeyecek” şeklinde kesinleşmiş bir hukuk kuralından bugün itibarıyla söz edemeyiz. Gündeme gelen modellerde kısa süreli evliliklerde dahi belirli bir asgari nafaka süresinin öngörülmesi tartışılıyor. Ancak bunun nasıl uygulanacağı, hangi koşullarda istisna getirileceği ve nafakanın hangi kriterlere göre belirleneceği nihai yasal düzenlemeyle ortaya çıkacaktır. Evliliğin yalnızca 6 ay veya 1 yıl sürmüş olması, nafaka alacaklısının mutlaka yoksulluğa düşmeyeceği anlamına gelmez. Örneğin kişi evlilik nedeniyle işinden ayrılmış, ekonomik bağımsızlığını kaybetmiş ve boşanma sonrasında herhangi bir gelire sahip değilse, sırf evlilik kısa sürdü diye hiçbir korumaya ihtiyaç duymadığı sonucuna ulaşmak da doğru olmayabilir. Diğer taraftan çok kısa süreli bir evlilik sonrasında, hiçbir ekonomik gerekçe olmaksızın yıllarca devam eden nafaka yükümlülüğünün ortaya çıkması da hakkaniyet tartışmasına neden olmaktadır. Dolayısıyla burada kurulması gereken denge çok önemli. Nafakanın süresi belirlenirken tarafların gerçek ekonomik ve sosyal durumları mutlaka değerlendirilmelidir.''

Yeni düzenlemenin en çok merak edilen başlıklarından biri de hâlihazırda nafaka ödeyenlerin durumu. Yeni bir yasal düzenleme yapılması halinde mevcut nafaka ilişkilerinin bundan nasıl etkileneceğinin, kanunun zaman bakımından uygulanmasına ilişkin geçiş hükümleriyle belirlenmesi bekleniyor.
Av. Gizem Gonce, yeni yasa yürürlüğe girdiğinde mevcut nafakaların otomatik olarak sona ereceği yönündeki yorumlara karşı vatandaşları uyardı:
''Düzenlemenin belki de en önemli hukuki boyutlarından biri de halihazırda nafaka ödeyenler. Çünkü yeni bir kanunun yürürlüğe girmesi halinde sadece bundan sonra boşanacak kişilerin mi etkileneceği, yoksa halihazırda devam eden nafaka ilişkilerinin de düzenleme kapsamına alınıp alınmayacağı, kanunun zaman bakımından uygulanmasına ilişkin geçiş hükümleriyle belirlenecektir. Örneğin bugün mahkeme kararıyla nafaka alan bir kişinin, yeni düzenleme yürürlüğe girdiği anda nafakasının otomatik olarak sona ereceğini söylemek mümkün değildir. Burada kesinleşmiş mahkeme kararları, devam eden nafaka ilişkileri ve kanunun geriye yürümesi meselesi ayrıca değerlendirilmelidir. Eğer yasa koyucu mevcut nafaka ilişkilerini de yeni sisteme dahil etmek isterse, bunun açık ve anlaşılır geçiş hükümleriyle düzenlenmesi gerekir. Dolayısıyla vatandaşlarımızın özellikle bu konuda sosyal medyada yer alan “Yeni yasa çıktı, eski nafakalar tamamen kalkacak” veya ''Eski nafakalar kesinlikle devam edecek'' şeklindeki kesin ifadeler konusunda dikkatli olması gerekiyor. Nihai kanun metni ve özellikle geçiş hükümleri görülmeden bu konuda kesin bir sonuç söylemek hukuken doğru değildir.''

Tarafların ekonomik koşullarının zaman içinde değişmesi de nafaka sisteminin önemli başlıklarından biri. Mevcut hukukta mali durumdaki değişiklikler halinde nafakanın artırılması veya azaltılması gündeme gelebilirken, belirli şartlarda nafakanın kaldırılması da mümkün olabiliyor.
Nafaka yükümlüsünün işini kaybetmesi, ciddi gelir kaybına uğraması veya ödeme gücünün önemli ölçüde azalması halinde mahkemeye başvurarak nafakanın yeniden değerlendirilmesini isteyebileceğini belirten Gonce, bunun otomatik olarak gerçekleşmediğini söyledi:
''Aslında mevcut hukuk sisteminde de nafaka miktarının değişen ekonomik koşullara göre yeniden değerlendirilmesini sağlayan hükümler bulunuyor. Türk Medeni Kanunu’nun 176. maddesi uyarınca tarafların mali durumlarının değişmesi halinde nafakanın artırılması veya azaltılması gündeme gelebilir. Bazı koşulların gerçekleşmesi halinde nafakanın kaldırılması da söz konusu olabilir. Örneğin nafaka yükümlüsü kişinin işini kaybetmesi, ciddi bir gelir kaybına uğraması veya ödeme gücünün önemli ölçüde azalması halinde mahkemeye başvurarak nafakanın yeniden değerlendirilmesini talep etmesi mümkündür. Ancak burada önemli olan nokta, kişinin “ekonomik durumum bozuldu” şeklindeki beyanının tek başına yeterli olmamasıdır. Mahkeme, gerçek ekonomik durumu araştıracak; gelir, mal varlığı, yaşam standardı ve diğer ekonomik koşulları birlikte değerlendirecektir. Yeni sistem açısından ise nafakanın baştan belirli bir süreyle sınırlandırılması, bu tartışmaları önemli ölçüde azaltabilir. Çünkü nafakanın başlangıçta belirli bir dönem için öngörülmesi, taraflar bakımından daha fazla hukuki öngörülebilirlik sağlayacaktır. Ancak benim kanaatimce yeni sistem kurulurken ekonomik şartların olağanüstü değişmesi ihtimaline karşı da bir revizyon mekanizmasının korunması gerekir. Çünkü hukuk, insan hayatındaki değişiklikleri göz ardı edemez.''

Nafaka alan kişinin işe başlaması da yeni sistem açısından merak edilen konular arasında. Ancak kişinin çalışmaya başlamasının tek başına nafakanın otomatik olarak sona ermesi anlamına gelmediğini belirten Av. Gizem Gonce, mahkemenin kişinin gerçek ekonomik durumunu değerlendireceğini söyledi:
''Burada da ''Çalışmaya başladı, nafaka otomatik olarak bitti'' şeklinde bir yaklaşım hukuken doğru değildir. Çünkü önemli olan kişinin yalnızca çalışıyor olması değil, elde ettiği gelirin onu gerçekten yoksulluk durumundan çıkarıp çıkarmadığıdır. Örneğin nafaka alan kişi asgari ücretle çalışmaya başlamış olabilir. Ancak bu gelir, kişinin temel ihtiyaçlarını karşılamaya yeterli olmayabilir. Böyle bir durumda sadece işe başlamış olması nafakanın otomatik olarak sona ermesi sonucunu doğurmaz. Mahkeme somut ekonomik tabloya bakar. Buna karşılık nafaka alan kişinin düzenli ve yeterli bir gelir elde etmeye başlaması, ekonomik bağımsızlığını kazanması veya mali durumunun önemli ölçüde iyileşmesi halinde nafakanın kaldırılması veya yeniden değerlendirilmesi gündeme gelebilir. Yeniden evlenme bakımından ise kanunda açık bir düzenleme bulunmaktadır. Yoksulluk nafakası alan kişinin yeniden evlenmesi halinde nafaka kendiliğinden sona eren hallerden biridir. Burada önemli olan, nafakanın gerçek amacını unutmamaktır. Yoksulluk nafakası, eski eşe süresiz bir gelir sağlama mekanizması değil; boşanma sonucunda ortaya çıkan ekonomik yoksulluğun giderilmesine yönelik bir sosyal ve hukuki koruma mekanizmasıdır. Dolayısıyla kişi ekonomik bağımsızlığını yeniden kazanmışsa nafakanın da buna göre değerlendirilmesi gerekir.''

Nafaka tartışmasının yalnızca ''süresiz nafaka kalksın mı, kalkmasın mı?'' şeklinde ele alınmaması gerektiğini vurgulayan Gonce, yeni sistemde iki tarafın da haklarının korunmasının önemine dikkat çekti:
''Aslında nafaka tartışmasını sadece ''Süresiz nafaka kalksın mı, kalkmasın mı?'' şeklinde iki kutuplu değerlendirmek doğru değil. Burada iki tarafın da hak ve menfaatlerinin korunması gerekiyor. Bir tarafta boşanma sonrasında ekonomik olarak ciddi bir mağduriyet yaşayabilecek ve özellikle uzun yıllar evlilik içerisinde ekonomik bağımsızlığını kaybetmiş kişiler var. Diğer tarafta ise yıllarca, hatta bazı durumlarda ekonomik koşulları değişmesine rağmen nafaka ödemeye devam eden ve bunun sonucunda ciddi bir mali yük altında kalan kişiler bulunuyor. Dolayısıyla yapılacak düzenlemenin temelinde ölçülülük, hakkaniyet, ekonomik gerçeklik ve somut olayın özellikleri bulunmalıdır. Benim hukukçu olarak kanaatim; nafakanın tamamen ortadan kaldırılması kadar, her olayda süresiz ve değişmez bir yükümlülük olarak kabul edilmesi de doğru değildir. Daha öngörülebilir, evliliğin süresini ve tarafların ekonomik durumunu dikkate alan, ancak gerçek anlamda yoksulluğa düşecek kişiyi de koruyan dengeli bir sistem kurulması gerekiyor. Yeni düzenleme yasalaşmadan, ''Süresiz nafaka kesin olarak kalktı'' demek doğru değildir. Esas belirleyici olan TBMM’de kabul edilecek nihai kanun metni ve bu metinde yer alacak geçiş hükümleridir.''