Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Rize ve Trabzon'daki sellerin ardından gözler sonbahar yağışlarına çevrildi. “Su hafızasını kaybetmez” diyen İTÜ İklim Bilimi ve Meteoroloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, Tgrthaber.com Özel Haber Şefi Bengü Sarıkuş'un sorularını cevaplayarak sel tehlikesine karşı uyardı.
Kadıoğlu, “Afeti biz üretiyoruz” diyerek yanlış yapılaşma ve yetersiz altyapının riskleri büyütebileceğini belirtti; sonbahar için kritik bölgeleri tek tek sıraladı.

Rize ve Trabzon'daki seller bize ne söylüyor? Bu yağışlar “yeni normalimiz” mi?
Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu: Rize Türkiye'nin en çok yağış alan ilidir. Yılda metrekareye 2 tonun üzerinde yağış düşer ve en yağışlı dönem sonbahardır. Bu yüzden bir günde 100 kilogramı aşan yağış Rize için görülmemiş bir şey değildir. Dedelerimiz de bu yağışları gördü.
Değişen iki şey var. Birincisi iklim: Isınan atmosfer her 1 °C için yaklaşık yüzde 7 daha fazla su buharı taşıyor. Karadeniz'in suyu da sonbahara eskisinden daha sıcak giriyor. Böylece aynı sistem artık daha kısa sürede daha şiddetli yağış bırakıyor. İkincisi ve asıl önemlisi yerde olanlardır. Dere yataklarını daralttık, yamaçları oyduk, suyun yolunun üstüne ev ve yol yaptık. Yağış bir doğa olayıdır, afeti ise biz üretiyoruz.
“Yeni normal” sözünü pek sevmiyorum, çünkü normal sabit bir durumu ima eder. Oysa çıta her yıl biraz daha yükseliyor. Bu seller bize şunu söylüyor: Hep havaya değil, biraz da yere bakın. Gökten ne kadar yağdığını konuşmaktan yerde ne yaptığımızı konuşmaya sıra gelmiyor.

“Türkiye sonbaharda yeni seller için alarma geçmeli” diyebilir miyiz? En büyük risk hangi bölgelerde?
Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu: Ben “hazırlık” demeyi tercih ederim. Ama evet, sonbahar Türkiye'nin sel mevsimidir. Denizler yılın en sıcak dönemindedir. Kuzeyden ilk soğuk hava dalgaları inmeye başlayınca bu sıcak ve nemli havayla karşılaşır, kıyılarımızda kısa süreli ama çok şiddetli yağışlar oluşur.
Risk mevsim ilerledikçe kuzeyden güneye kayar. Eylül-ekimde Doğu ve Batı Karadeniz ile Marmara öne çıkar. Ekim sonundan aralığa doğru Ege ve özellikle Akdeniz kıyıları öne çıkar.
Şunu da dürüstçe söylemek gerekir: Hangi ile hangi gün ne kadar yağacağını aylar öncesinden kimse bilemez. Bunu ancak birkaç gün önceden söyleyebiliriz. Onun için hazırlık tahmine değil, riske göre yapılır.

Bu sonbaharda “özellikle dikkat edin” diyeceğiniz iller hangileri?
Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu:
• Doğu Karadeniz: Rize, Artvin, Trabzon, Giresun, Ordu. Burada sel ile heyelan birlikte gelir.
• Batı Karadeniz: Sinop, Kastamonu, Bartın, Zonguldak, Düzce. 2021'de Bozkurt'ta yaşananları unutmayalım.
• Marmara: Başta İstanbul olmak üzere betonlaşmış, deresi kapatılmış büyük kentler. Buradaki sorun derelerden çok kent selidir.
• Ege: İzmir, Aydın, Muğla.
• Akdeniz: Antalya, Mersin, Adana, Hatay. Kasım-aralık aylarında birkaç saatte aylık yağışın düştüğü yerler buralardır.
Ancak “benim ilim listede yok” diye kimse rahatlamasın. İç Anadolu'da, Güneydoğu'da yıllarca kuru duran bir dere yatağı yarım saatlik sağanakla can alabiliyor. Kuru dere, suyu gelmeyen dere demek değildir.

Bir kenti sel felaketine karşı savunmasız hale getiren asıl sorun nedir?
Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu: Yıllardır vurguladığım gibi mesele yalnızca çok yağmur yağması değildir. Asıl mesele dere yataklarının daraltılması, taşkın alanlarının yapılaşmaya açılması, riskli yamaçlara ev ve yol yapılması, plansız kazılar ve yetersiz altyapıdır. Su hafızasını kaybetmez. Elli yıl sonra bile gelir, yatağını geri ister. Biz dereyi beton kanala hapsedip üstünü kapatıyoruz. Menfezi dar, köprü ayağını yatağın ortasına yapıyoruz. Yamaca kazı yapıp hafriyatı dereye döküyoruz. Sonra da “afet” diyoruz.
Bir kentin etkilenebilirliğini yağışın miktarı belirlemez. Suya ne kadar yer bıraktığımız belirler. Arama kurtarma ekibi ve çadır sayısı afet yönetimi değildir. Afet yönetimi, o ekiplere ihtiyaç bırakmayacak risk azaltma yatırımıdır.

Evimizin sel riski altında olup olmadığını nasıl anlayacağız? Hangi işaretler tehlike çanıdır?
Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu: Burada da aynı şeyi söyleyeceğim: Havaya değil, yere bakın.
Evinizin yerine bakın:
• Mahallenizin, sokağınızın adında “dere, çay, sel, kum, göl, bostan, değirmen” geçiyorsa orası büyük ihtimalle eski bir su yoludur.
• Eviniz bir derenin, kuru dere yatağının ya da üstü kapatılmış bir derenin yakınındaysa risk altındasınız.
• Sokağınız çevrenin en çukur noktasıysa, yağmurda su hep sizin sokağa doğru akıyorsa dikkat edin.
• Bodrum ve zemin kat, yol kotunun altındaki daire ve dükkânlar, alt geçit yakınları en tehlikeli yerlerdir.
• Mahallenin yaşlılarına “burayı hiç su bastı mı?” diye sorun. Duvarlardaki eski su izlerine bakın. Bir kere su basan yeri yine basar.
• Belediyenize ve DSİ'ye bölgenizin taşkın tehlike haritasında olup olmadığını sorun. Ev alırken ya da kiralarken manzaradan önce bunu sorun.

Yamaçta oturuyorsanız heyelan işaretlerine bakın:
• Eğilmiş ağaçlar, yatmış elektrik direkleri ve bahçe duvarları.
• Duvarlarda ve zeminde yeni çatlaklar, sıkışmaya başlayan kapı ve pencereler.
• Yamaçta daha önce olmayan su sızıntıları, yolda basamaklanma ve çökmeler.

Yağış sırasında tehlike çanları:
• Dere suyunun aniden bulanması, dal ve kütük getirmeye başlaması.
• Daha tehlikelisi, yağmur sürerken derenin suyunun birden azalmasıdır. Bu, yukarıda bir yerin tıkandığını ve suyun birazdan dalga hâlinde geleceğini gösterir.
• Yukarıdan gelen uğultu ve gümbürtü, rögarlardan suyun geri tepmesi.
Bu işaretleri görünce eşyayı, arabayı kurtarmaya çalışmayın. Bodruma ve otoparka inmeyin, yükseğe çıkın. 15 santimetre akan su insanı, yarım metre su otomobili sürükler. Sel suyuna araçla da yaya olarak da girmeyin.
Son bir not: Zorunlu deprem sigortası (DASK) seli karşılamaz. Konut sigortanıza sel ve su baskını teminatını ayrıca ekletmeniz gerekir.

Peki çözüm nasıl olmalı?
Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu: Rize'de yağmuru durduramayız. Ancak yağışın sele, heyelanın da felakete dönüşmesini önleyebiliriz. Rize'nin coğrafyasını değiştiremeyiz, fakat bu coğrafyaya uygun şehirleşmeyi başarabiliriz.
Dere yatakları ve taşkın alanları kesinlikle yapılaşmaya kapatılmalıdır. Suyun doğal akışını engelleyen dolgular, menfezler ve köprüler yeniden düzenlenmelidir. Heyelan riski yüksek yamaçlardaki yerleşimler bilimsel olarak incelenmeli, yüksek risk taşıyan yapılar güvenli bölgelere taşınmalıdır.

Her dereyi kaynağından denize ulaştığı noktaya kadar bir bütün olarak ele alan havza bazlı planlama yapılmalıdır. Yamaçlarda kontrolsüz yol açılmasına, kazı yapılmasına ve hafriyat dökülmesine izin verilmemelidir. Yüzey ve yer altı sularını güvenli biçimde uzaklaştıracak güçlü drenaj sistemleri kurulmalıdır.
Ormanlarımız ve doğal bitki örtümüz korunmalı, bozulan yamaçlar mühendislik çalışmalarıyla güçlendirilmelidir. Dere temizliği ve menfez bakımları yağmur başladıktan sonra değil, yıl boyunca düzenli şekilde yapılmalıdır.
Yağış radarları, dere seviye sensörleri, toprak nemi ölçümleri ve heyelan izleme sistemleri birlikte çalıştırılmalıdır. Mahalle ve köy bazlı erken uyarı ağı kurulmalıdır. Vatandaş yalnızca mesajla uyarılmamalıdır. Hangi yerleşimin ne zaman, hangi güzergâhtan tahliye edileceği önceden belirlenmelidir.
Rize için çözüm bellidir: bilime dayalı planlama, güçlü altyapı, etkili denetim, erken uyarı ve kararlı uygulama. Yağmuru durduramayız, fakat doğru tedbirlerle yağışın afete dönüşmesini engelleyebiliriz. Rize'mizin ve hemşehrilerimizin güvenliği için kalıcı ve bütüncül çözümler üretmeliyiz.