Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Günlük yaşamın yoğun temposu, ekonomik kaygılar, gelecek belirsizliği ve yalnızlık, ruh sağlığını zorlayan etkenler arasında yer alıyor. Sürekli yorgun hissetmek, uyku düzeninin bozulması, sosyal çevreden uzaklaşmak ve daha önce keyif alınan aktivitelere karşı ilginin azalması ise kimi zaman sıradan bir mutsuzluk olarak değerlendirilebiliyor. Ancak bu belirtilerin ne kadar sürdüğü ve günlük yaşamı nasıl etkilediği büyük önem taşıyor.
Depresyon yalnızca üzgün ya da kötü hissetmekten ibaret değil. Peki hangi belirtiler depresyona işaret edebilir? Psikolojik dayanıklılık neden zayıflıyor ve ruh sağlığını korumak için neler yapılabilir? Kaygı, panik atak ve depresyon neden bu kadar yaygınlaştı? Bu artışın arkasında ne var? Antidepresan kullanımı neden arttı? Ruh sağlığımızın bozulduğunu gösteren ilk işaretler nelerdir? Hangi belirtileri ciddiye almalıyız?
Klinik Psikolog Cansu Abalı, depresyonun gözden kaçabilen belirtilerini, ruh sağlığını korumanın yollarını ve antidepresan kullanımındaki artışın nedenlerini anlattı.

Toplumda ruh sağlığı konusunda farkındalığın arttığını belirten Abalı, aynı zamanda insanların yaşadıkları sorunları da daha rahat dile getirebildiğini ifade etti:
''Günümüzde ruh sağlığı konusunda farkındalık arttı ve insanlar yaşadıkları sorunları daha rahat dile getiriyor. Diğer yandan ekonomik kaygılar, gelecek belirsizliği ve yalnızlık gibi etkenler de ruh sağlığımızı olumsuz etkileyebiliyor. Dolayısıyla bu durumu yalnızca farkındalığın artmasıyla açıklamak doğru olmaz.''

Geçmişte insanların psikolojik açıdan daha dayanıklı olduğu yönündeki düşüncenin her zaman gerçeği yansıtmadığını vurgulayan Cansu Abalı, duyguları ifade etmenin ve gerektiğinde yardım istemenin önemine dikkat çekti:
''Eskiden insanların daha dayanıklı olduğunu söylemek doğru değil. Çünkü sorunlarını dile getirmemek, onlarla daha kolay baş ettikleri anlamına gelmez. Psikolojik dayanıklılık, hiç üzülmemek veya her zaman güçlü görünmek değil; zorlandığımızda duygularımızı anlayabilmek, gerektiğinde yardım isteyebilmek ve yeniden toparlanabilmektir.''

Ekonomik sorunlar, gelecek endişesi ve günlük yaşamın getirdiği sorumluluklar, kişiler üzerindeki psikolojik baskıyı artırabiliyor. Kaygının belirli ölçüde doğal olduğunu ancak uzun süre devam ettiğinde yaşam kalitesini olumsuz etkileyebileceğini belirten Abalı, belirtilerin süresinin ve şiddetinin dikkate alınması gerektiğini vurguladı:
''Ekonomik baskılar, gelecek kaygısı, yalnızlık ve sürekli bir şeylere yetişme çabası ruhsal yükümüzü artırabiliyor. Kaygı aslında bizi tehlikelere karşı koruyan doğal bir sistemdir; ancak sürekli alarm hâlinde kaldığında yaşam kalitemizi etkileyebilir. Burada önemli olan, belirtilerin süresini ve günlük yaşamımızı ne ölçüde etkilediğini değerlendirmektir.''

Antidepresan kullanımı ve ruh sağlığına yönelik tedaviler son yıllarda sıkça tartışılan konular arasında yer alıyor. Ancak ilaç kullanımındaki artışın toplumdaki depresyon oranının aynı ölçüde yükseldiği anlamına gelmediğini belirten Cansu Abalı, farkındalık ve tedaviye erişim gibi etkenlere de dikkat çekti:
''Antidepresan kullanımındaki artış, hem ruhsal sorunlarla hem de farkındalığın ve tedaviye erişimin artmasıyla ilişkili olabilir. Ancak ilaç kullanımından yola çıkarak toplumdaki depresyon oranının aynı ölçüde arttığını söyleyemeyiz. Psikiyatrik ilaç kullanmak bir zayıflık göstergesi değildir. İlaç tedavisi mutlaka hekim değerlendirmesiyle planlanmalıdır.''

Üzüntü, korku, öfke ve kaygı gibi duyguların yaşamın doğal bir parçası olduğunu hatırlatan Abalı, her olumsuz duygunun psikolojik bir soruna işaret etmediğini belirtti.
Duyguların yoğunluğu, ne kadar sürdüğü ve kişinin günlük yaşamına etkisi ise değerlendirmede belirleyici oluyor:
''Her olumsuz duygu bir psikolojik sorun değildir. Üzülmek, korkmak, öfkelenmek ve kaygılanmak hayatın doğal bir parçasıdır. Önemli olan bu duyguların ne kadar yoğun ve uzun süreli olduğu, kişinin günlük yaşamını nasıl etkilediğidir. Amacımız hiç olumsuz duygu yaşamamak değil, duygularımızı anlayabilmek ve onlarla sağlıklı şekilde baş edebilmektir.''

Her mutsuzluğun depresyon anlamına gelmediğini vurgulayan Cansu Abalı, depresyonun yalnızca üzüntüyle kendini göstermediğini belirterek dikkat edilmesi gereken belirtileri sıraladı:
''Her mutsuzluk depresyon değildir. Depresyonda yalnızca üzüntü değil; ilgi ve keyif kaybı, enerji azalması, uyku ve iştah değişiklikleri gibi belirtiler de görülebilir. Belirtilerin en az iki hafta sürmesi önemli bir değerlendirme ölçütüdür; ancak tanı yalnızca süreye bakılarak konulmaz. Kişinin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerekir ve depresyon tedavi edilebilir bir durumdur.''

Sosyal medyada paylaşılan psikolojik testler ve ruh sağlığı içerikleri, kişilerin kendi duygu ve davranışlarını sorgulamasına yardımcı olabiliyor. Ancak bu içeriklerin profesyonel değerlendirmenin yerini tutamayacağını belirten Abalı, kişinin kendisine tanı koymaya çalışmasının yeterli olmadığını ifade etti:
''Sosyal medyadaki içerikler kendimizle ilgili bazı farkındalıklar kazandırabilir ancak tanı koymak için yeterli değildir. Çünkü aynı davranış farklı kişilerde farklı nedenlerle ortaya çıkabilir. Klinik değerlendirme; kişinin öyküsünü, belirtilerini ve günlük yaşamını birlikte ele alır. Kendimizi tanımak başka, kendimize tanı koymak başkadır.''

Ruhsal sorunlar her zaman belirgin bir üzüntü haliyle ortaya çıkmayabiliyor. Günlük alışkanlıklardaki değişiklikler, sosyal ilişkilerden uzaklaşma ve sürekli yorgunluk da ruh sağlığına ilişkin önemli işaretler arasında bulunabiliyor.
Abalı, kişinin kendi olağan durumundan farklılaşmasına dikkat etmesi gerektiğini belirterek şu değerlendirmede bulundu:
''Eskiden keyif aldığımız şeylerden uzaklaşmak, sürekli yorgun hissetmek, uyku sorunları, yoğun kaygı, içe kapanma ve günlük sorumlulukları yerine getirmekte zorlanmak önemli işaretler olabilir. Burada kişinin kendi normalinden farklılaşmasına dikkat etmek gerekir. Belirtiler giderek artıyorsa veya yaşamımızı etkiliyorsa profesyonel destek almak önemlidir.''

Sürekli yorgunluk, keyifsizlik, içe kapanma ve uyku sorunlarının ne kadar sürdüğü, ruh sağlığının değerlendirilmesinde önem taşıyor.
Bu belirtilerin günlük yaşamı etkilemesi veya giderek şiddetlenmesi durumunda uzman desteğinin geciktirilmemesi gerektiğini belirten Cansu Abalı, fiziksel sağlık sorunlarının da benzer şikâyetlere neden olabileceğini hatırlattı:
''Bu belirtiler uzun sürüyorsa, günlük yaşamımızı etkiliyorsa veya giderek artıyorsa uzman desteği almak faydalıdır. Ancak mutlaka uzun süre beklemek gerekmez; belirtiler yoğunsa daha erken değerlendirme yapılabilir. Ayrıca bu şikâyetlerin fiziksel sağlık sorunlarından veya kullanılan ilaçlardan da kaynaklanabileceğini unutmamak gerekir.''

Psikolojik dayanıklılığı güçlendirmek ve ruh sağlığını korumak için günlük yaşam alışkanlıkları da önem taşıyor.
Düzenli uyku, dengeli beslenme, fiziksel hareketlilik ve sosyal ilişkilerin sürdürülmesinin yanı sıra kişinin kendisine gerçekçi beklentiler belirlemesi gerektiğini ifade eden Abalı, ruh sağlığını destekleyen alışkanlıkları şöyle sıraladı:
''Düzenli uyku, dengeli beslenme, fiziksel hareketlilik ve sosyal ilişkilerimizi korumak ruh sağlığımızı destekler. Bunun yanında kendimizden gerçekçi beklentiler içinde olmak, gerektiğinde sınır koymak ve dinlenmeye zaman ayırmak da önemlidir. Psikolojik dayanıklılık, her şeyi tek başına taşımak değil, ihtiyaç duyduğumuzda destek alabilmektir.''

Sosyal medyada başkalarının hayatlarıyla kıyaslama yapmak ve sürekli olumsuz haberlere maruz kalmak, kişilerin ruh halini etkileyebiliyor.
Dijital içeriklerin kaygıyı artırabileceğine ve yetersizlik hissini besleyebileceğine dikkat çeken Cansu Abalı, sosyal medya kullanım alışkanlıklarının gözden geçirilmesini önerdi:
''Sosyal medyada çoğunlukla insanların hayatlarının seçilmiş anlarını görüyoruz ve kendi hayatımızı bunlarla kıyaslayabiliyoruz. Bu da yetersizlik hissini artırabiliyor. Sürekli kötü haberlere maruz kalmak ise kaygımızı yükseltebiliyor. Sosyal medyayı tamamen bırakmak yerine kullanım süremizi sınırlamak, takip ettiğimiz içerikleri gözden geçirmek ve çevrimdışı yaşama zaman ayırmak faydalı olabilir.''