KAYNAK:
Haber Merkezi
|
GİRİŞ:
18.09.2026
saat ikonu 10:12
|
GÜNCELLEME:
18.09.2026
saat ikonu 10:51

Bakan Şimşek'ten piyasalar için kritik mesaj: Sorunlu alanı karantinaya aldık

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, ekonomi gündemine ilişkin önemli açıklamalarda bulundu.

Bakan Şimşek'ten piyasalar için kritik mesaj: Sorunlu alanı karantinaya aldık
KAYNAK:
Haber Merkezi
|
GİRİŞ:
18.09.2026
saat ikonu 10:12
|
GÜNCELLEME:
18.09.2026
saat ikonu 10:51

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek katıldığı bir canlı yayında piyasalara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

HABERİN ÖZETİ

Bakan Şimşek'ten piyasalar için kritik mesaj: Sorunlu alanı karantinaya aldık

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, piyasalarda yaşananların sınırlı sayıdaki fonlardaki kredi ve likidite problemi olduğunu ve genel bir sistemik risk olmadığını belirtti.
Piyasalarda yaşananlar sınırlı sayıda fonlardaki kredi ve likidite probleminden kaynaklanıyor.
Genel bir sistemik risk söz konusu değil.
Borsada ve fon piyasasında yapısal bir sorun yok.

Bakan Şimşek, "Piyasalarda yaşananlar esas itibariyle sınırlı sayıda fonlardaki kredi ve likidite problemi. Yani genele yayılmış bir sistemik risk söz konusu değil. Borsada ve fon piyasasında yapısal bir sorun yok." dedi.

Şimşek, "Piyasalarda dün yaşananlar sınırlı sayıda fonlardaki kredi ve likidite problemi, genele yayılmış sistemik risk söz konusu değil, borsada ve piyasada yapısal sorun yok. 2038 fondan 131’inde sorun görüldü. Süreç borsayı baskı altına almayacak. Serbest fon konusunda teminat süreci güçlendirildi, düzenlemelerle teminat yapıları güçlendirildi" şeklinde konuştu.

Bakan Şimşek, “Dün FİK toplandı. Net bir şekilde, bütün ekonomi otoriteleri bir aradaydık. Bu kurullar piyasalarda sistemik risk oluşmasını engellemeye yönelik sürekli şekilde istişari bir kurul, orada gereken tedbirlerin alınmasına yönelik kararlar alınıyor. Özetle, piyasalarda dün itibarıyla yaşananlar esas itibarıyla sınırlı sayıda fonlardaki kredi ve likidite problemi. Genele yayılmış sistemik risk söz konusu değil. Borsa ve fon piyasasında yapısal bir sorun yok. Serbest fon dediğimiz alan tüm dünyada nispeten serbest bir alan. Nitelikli yatırımcıların yatırım yaptığı bir alan. Dışarıda bunlara hedge fon diyebiliriz. Oradaki regülasyon daha gevşek. 2019 yılından itibaren TEFAS'ta işlem görmeye başlayınca bu alan büyüyor. Sınırlı sayıdaki fondan bahsediyoruz. 2038 fon var Türkiye'de bunların 131'inden bahsediyoruz.” dedi.

Şimşek, "Finansal istikrar Komitesi dün bir kısım tedbir açıkladı, bir kısmı da açıklanmadı. Her zaman bu tür senaryolara karşı farklı planlarımız var. Aslında dün düşündüğümüz tedbirlerin çoğuna ihtiyaç kalmadı. Merkez Bankası gerekli likiditeyi sağlayacağını söyledi. İkinci olarak BDDK özellikle finansal piyasalarla ilişkili olduğu için çekirdek sermayeden fonların düşülmeyeceğini açıkladı. SP, sorunlu fonları karantinaya aldı. Düne bakınca piyasada güven devam ediyor. Piyasanın yüzde 90'ında zaten sorun yoktu. Piyasa bozucu eylemlere giren alanının tamamı yüzde 10'luk bir kısım.

Bundan sonraki süreç yatırımcıların birikimlerini riske atanlar için adli süreç devam edecek. bizim kurumlarımız üzerine düşenleri yapacak. Hiçbir ayrım gözetmeksizin yanlış yapanlar sonuçlarına katlanacak" şeklinde konuştu.

BEKLENENDEN UZUN SÜREN SAVAŞIN ETKİLERİ

"Tabii, aslında 2020-2025'te öngördüğümüz makro senaryo bu. Sıradan bir savaş, sıradan bir arz şoku değil. Ama maalesef bu şokun etkisiyle çok farklı noktalara geldi. Bunu görmemiz lazım.

Normal şartlar altında biz geçen sene OVP'yi yaparken, o zamanlar uluslararası kuruluşlar, yani IMF, Uluslararası Enerji Ajansı, OECD, Dünya Bankası, petrol fiyatlarını 65 dolarda öngörüyorlardı. Biz de 65 dolarlık bir varsayım yaptık.

Ama gelinen noktada, öyle görünüyor, şu an itibariyle ortalama 90 dolar. Ama petrol ürünleri 90 dolar üzerinden, 100 dolar üzerinden, 110 dolar üzerinden fiyatlanmıyor. 140-150 dolar üzerinden fiyatlanmıyor. Neden? Çünkü çoklu bir arz şoku var.

Nasıl? Şimdi, kapanması önemli bir şoktu. Yani küresel petrol ve doğal gaz arzının beşte biriyle neredeyse üçte biri arasındaki bir kısmını, petrokimyayı, gübreyi ciddi bir şekilde etkileyecek bir risk.

Yetmiyormuş gibi Babülmendep'te de şimdi sorun yaşandı. Suudi Arabistan gibi dünyanın önde gelen petrol üreticisinin aslında 80'li yıllarda doğu-batı petrol boru hattı vuruldu. Rafineriler vuruluyor. Ama daha önemlisi bizim açımızdan..."
 

Tabii, aslında 2020-2025'te öngördüğümüz makro senaryo bu. Sıradan bir savaş, sıradan bir arz şoku değil. Ama maalesef bu şokun etkisiyle çok farklı noktalara geldi. Bunu görmemiz lazım.

Normal şartlar altında biz geçen sene OVP'yi yaparken, o zamanlar uluslararası kuruluşlar, yani IMF, Uluslararası Enerji Ajansı, OECD, Dünya Bankası, petrol fiyatlarını 65 dolarda öngörüyorlardı. Biz de 65 dolarlık bir varsayım yaptık.

Ama gelinen noktada, öyle görünüyor, şu an itibariyle ortalama 90 dolar. Ama petrol ürünleri 90 dolar üzerinden, 100 dolar üzerinden, 110 dolar üzerinden fiyatlanmıyor. 140-150 dolar üzerinden fiyatlanmıyor. Neden? Çünkü çoklu bir arz şoku var.

Nasıl? Şimdi, kapanması önemli bir şoktu. Yani küresel petrol ve doğal gaz arzının beşte biriyle neredeyse üçte biri arasındaki bir kısmı, petrokimyayı, gübreyi ciddi bir şekilde etkileyecek bir risk. Yetmiyormuş gibi Bab-ı Mendeb'de de şimdi sorun yaşandı.

Suudi Arabistan gibi dünyanın önde gelen petrol üreticisinin aslında 80'li yıllar doğu-batı petrol boru hattı vuruldu. Rafineriler vuruluyor. Ama daha önemlisi bizim açımızdan, Rusya-Ukrayna Savaşı'nda Rusya'nın rafineri altyapısı vuruluyor. Tabii bu mazot gibi nihai ürünlere çok olumsuz yansıyor. Bu da tabii rekabet gücünden tutun, enflasyona kadar ciddi etkileri, olayları...

Biz Eşel Mobil'le bu tabii ki baskıyı yönetmeye çalıştık. Gerçekçi olalım, onun bir sınırı var. Ve maalesef yani orada enflasyon çok rahat...

Geçen gün de söyledim, daha yeni bir vizyon programına çıkmıştım, makro ile ilgili, Türkiye makrosu ile ilgili. Orada da söyledim. Yani Merkez Bankamızın yaptığı çalışmaya göre, ki onu bizimle paylaştın, bu savaş olmasaydı çok büyük ihtimalle bugün enflasyon en az 7 puan, en az 7 puan daha aşağıda olurdu. 24,5 puan olurdu. 25'in altında olurdu.

ÖNLEM ALINMASAYDI ENFLASYON 31,5'TA KALAMAZDI

Belki yılı işte 21-22 gibi, yani o civarlarda kapatırdık. Ama şimdi öyle görünüyor ki yılı 28-29 gibi bir alanda kapatacağız. Piyasa öyle düşünüyor. Şimdi bu tabii bizim için bir sorun ama şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Bu program olmasaydı, gereken tedbirleri almasaydık, 1,5'te kalmazdı. Çok daha yukarıda olurdu. Neden? Çünkü karşı karşıya olduğumuz şok tek boyutlu değil. Olay sadece enerji, emtia fiyatları değil. Diğer emtia fiyatlarında da dolar bazında dramatik artışlar var. Petrokimyada dramatik artışlar var. Birçok ham maddede dramatik artışlar var. Bunun da etkisi var.

Bu bir. İkincisi, biz tabii cari açığı, sürdürülebilir cari açık tanımımız genelde bizimle bağlı. Bir de borç yükünüze bağlı. Yani borcun, dış borcun, milli gelire oranı bağlı.

Hep şunu hedefledik programda. Dedik ki sürdürülebilir cari açık, yani bu bahsettiğim parametrelere bağlı olarak yüzde 2-2,5. Biz 2 ve 6'sını hep hedefledik, biliyorsunuz. Aslında bu sene de rahat bir şekilde ikinin altı olurdu.

Cari açığımız bu sene yüzde 2'nin altında çok rahat olabilirdi. Maalesef 2,6-2,7 gibi bir rakam. OVP'de yanlış hatırlamıyorsam 2,6'lık bir tahmin var. Bu yönetilebilir.

Şu yani, gelecek sene bu şekilde devam ederse veya bu durum uzun sürerse ki şu anda hakikaten dünyada da bizde bu anlamda, yani savaş ne zaman bitecek? Bu arz şoku nasıl giderilecek? Bu arada herkes görmekte zorlanıyor. Yani büyük bir belirsizlik var. Fakat biz...

Bir kere Türkiye'nin dış borcunun milli gelire oranı ve ortalamalar yüzde 44,5, yani son 20-25 yıl... Şu anda 32 civarına inmiş durumda. Dolayısıyla onu yönetmek çok daha kolay.

İkincisi, bizim brüt dış finansman, yani dış borçlanma ihtiyacımız. Yine milli gelire oran olarak bakmamız lazım. Genelde uzun vadeli ortalamalar yüzde 20'dir. Şu anda yüzde 16'nın altına inmiş durumda. Bu da çok değerli.

Bir yeterlilik kriterlerine baktığınız zaman birçok kriter de yeterli. Dolayısıyla şu anda bir endişe kaynağı değil ama tabii ki seviyeleri görelim.

Yani Eşel Mobil'in bir etkisi var. Maliyeti konusunda birçok rakam telaffuz edildi ama 11 ayda, 1,5 ayda biraz daha tırmanan bir fiyat artışı periyodu var. Birçok rakam telaffuz edildi ama özellikle son bir ayda, bir buçuk ayda biraz daha tırmanan bir fiyat artışı periyodu var. Nihai bir hesabınız var mı?

Şöyle, bu bir kaba hesap çünkü sizin de dediğiniz gibi sürekli değişen bir ortamla karşı karşıyayız. Bir de değişik adımlar attık. Mazotta hâlâ ve yıl sonuna kadar da resmi sübvansiyon, yani ÖTV kaybı devam edecek. ÖTV'den kısmen vazgeçmeye devam edeceğiz. Diğer ürünlerde biz rekabet gücünü önceliklendiriyoruz.

Tarımı önceliklendiriyoruz. Mazot o anlamda biraz daha önemli. O konulara bakıyoruz. Şimdi geri gelelim sorunuza. Bizim tahminimiz yaklaşık bir 400 milyar liralık belirsizlikler var. Bir gelir kaybı, bir gelirden vazgeçtik. Evet. Tabii bu geliri elde etmemiş olmak aynı zamanda bizim faiz dışı fazlayı da bir miktar aşağıya çekiyor. Borçlanma ihtiyacını ortaya koyuyor. Finansman maliyeti vesaire, o konulara bakarsan yarım trilyona yakın bir büyüklük. Bu ciddi bir rakam.

2027 YILI BORÇLANMA VE EKONOMİYE ETKİLERİ


 Gerçekten bu programın hedefleri tutturmada ve deprem yaralarını sararken, ki orada 104 milyar dolar bu sene itibarıyla harcamış olacağız, bu kadar büyük, yani inanılmaz bir harcamaya rağmen bütçede biz tesis ettik ve gerçekten iyi bir noktadayız.

Şunu söyleyeyim, yani 2027'yi konuşalım. 2025 yılında bütçe açığının milli gelire oranı, yani bizim TL ise açıkları ne kadardı? Onların açıkları yüzde 5,9'du. Yani bizim iki katımız. Borcun da milli gelire oranı geçen sene yüzde 23-24 civarıydı. Bu sene bir tık daha aşağıda olacak.

Şimdi bu sene açık biz yüzde 3, hedefi yüzde 3,5'tur. Yani hedeften daha iyi bir performans gösteriyor. Eşel Mobil olmasa büyük ihtimalle açık belki iki buçuğa çıkacaktı. Ki yani gerçekten böyle bir performans çok nadirdir. Petrol zengini ülkeleri bir kenara bırakırsanız, onlarda da şu anda bütçede sıkıntı var.

Şimdi dolayısıyla 2027'de biz yine temkinli davrandık ve bütçe açığını yüzde 3. Niye? Çünkü deprem harcamalarının bir kısmını, önemli bir kısmını borçlandık. Onun getirdiği bir faiz yükü var, milli gelire oran olarak. Faizin bütçedeki payı, faizin milli gelire oranı artıyor. Niye? Çünkü borçlandık.

Yani şöyle söyleyeyim, bu sene iç borçta 100 TL borç ödeyip 90 TL borç aldık. Ama ondan önceki 3 yıl deprem harcamalarının ağırlığı... Biz 100 TL borç ödeyip 135 TL borç almışız. Dolayısıyla onun etkisi var.

SAVUNMA HARCAMALARINI YÜZDE 229 ARTIRIYORUZ

İkincisi, gelecek sene biz bazı alanları önceliklendirdik. Yani daha önce de söyledim, tekrar söylemekte bir beis görmüyorum. Şimdi dünyada hakikaten çok farklı bir dönemdeyiz. Çatışmalar yeni normale dönüşmüş. Savaşlar her yerde. Onun için savunma harcamalarını yüzde 229 artırıyoruz. 

SOSYAL KONUT SEFERBERLİĞİ

Deprem konutlarını büyük oranda tamamlıyoruz. Şimdi 750 bin sosyal konut hedefi var ve bunu bütçeden destekliyoruz. TOKİ'nin de tabii imkânları var. Ama bütçeden de destekliyoruz ve orada da sosyal konut bütçesini 150'ye artırdık.

Dolayısıyla sulama gibi, içme suyu gibi, sanayi altyapısı gibi, organize tarım ihtisas bölgelerinin altyapısı için bu alanlara çok ciddi kaynak aktardık. Aktarıyoruz daha doğrusu. Bu alanları biz önceliklendirdik.

Bir şey, benim gördüğüm, geçen de cevap verdim. Yani eleştirilerden bir tanesi, "Ya, gelir iddialı." Doğrusu şöyle söyleyeyim: Bu, kural bazlı belirlenen bir hedef. Yani keyfi bir hedef değil.

Orada şöyle bakılıyor genel olarak: Milli gelir nominal olarak ne kadar artacak? Diyelim ki yüzde 30. Biz gelir artışına kaç koymuşuz? 36. Öbürü nereden geliyor? 36 puan.

Büyük oranda Eşel Mobil'in, petrol fiyatları bizim varsayımımızda olduğu 76-77 dolarlara gerilerse, gelecek sene ortalama... Tabii ki Eşel Mobil'e ihtiyaç olmayacak zaten. Öyle bir niyetimiz de yok. Dolayısıyla oradan gelecek. Yani bugünkü, bu seneki gelir kaybı gelecek sene devam etmeyecek. Onun etkisiyle biz bir de kayıt dışılıkla mücadele var. Gerçekçi olduğunu düşünüyoruz. 

2027'DE YAPISAL DÖNÜŞÜM PLANLARI

Verimlilik artışı olmadan, inovasyon olmadan, o ekosistem güçlenmeden verimlilik sihirli kelime. Kalıcı refah artışı zor oluyor.

Şimdi yapısal dönüşüm veya yapısal reformlar... Eskiden biz belli başlıklar altında sıralardık. Geldiği durum biraz daha çok dönüşüm boyutu önemli. Mesela sanayide dönüşüm. Bizim bir sanayi birikimimiz var. Bizim için çok değerli. Fakat bu sanayi birikimi dış rekabetin baskısı altında.

Evet, evet. Yani biz seçici kredilerle yardımcı oluyoruz. Efendim, personel harcamalarını kısmen bazı sektörlerde biz destek oluyoruz. Katma değer zincirinde neredesiniz? Bizim katma değer zincirinde yukarı çıkmamız lazım. Yani daha çok orta-yüksek ve yüksek teknoloji alanlar.

Şimdi bunun için ortaya koyduğumuz gerçekten kapsamlı programlar var. HİT30 gibi, YİTAK gibi, HANİT gibi. Şimdi bunun için ortaya koyduğumuz gerçekten kapsamlı programlar var. HİT30 gibi, YİTAK gibi. Ve bu programları Sanayi Bakanlığımız başarıyla yürütüyor. Biz de çok güçlü bir şekilde destekliyoruz.

Yani sanayide dönüşüm bence kritik bir alan, somut bir alan ve emareleri de var. Yani ihracatımızın yapısına baktığınız zaman orta-yüksek ve yüksek teknoloji payı ile biz...

Özellikle para piyasası, daha doğrusu para politikasının duruşunu bozmadan, biz özellikle para politikasının duruşunu bozmadan, bütçe ve kamu imkânlarıyla, seçici kredilerle, programlarla biz imalat sanayisini önümüzdeki dönem daha güçlü destekleyeceğiz.

Yani sadece ihracatta REESKONT kredileriyle değil, biz gerçekten oturup işletme programları açıkladık. O programları büyüterek devam edeceğiz.

Şimdi yeşil dönüşüm. Genelde ben bu konulara girince bazı köşe yazarları beni eleştiriyor. Sanki küresel çevreler falan... Alakası yok.

Türkiye son 20-25 yılda 1 trilyon dolar petrol ve doğal gaz ithalatını ödemiş. Şimdi bunu azaltacak olan yeşil dönüşümdür. Yani Türkiye'nin güneş enerjisini, jeotermal enerjisini, rüzgâr enerjisini daha güçlü bir şekilde, daha hızlı bir şekilde potansiyeli ortaya koyması, harekete geçirmesi Türkiye için cari açık açısından değerli.

Yani makro risklerin azaltılması, dışa bağımlılığın azaltılması ekonomik güvenlik konusu, millî güvenlik konusu. Dolayısıyla biz onun için yeşil dönüşümü bir moda olduğu için falan değil, yani ihtiyaç olduğu için... İhtiyaç.

Üçüncü dönüşüm ki mutlaka ıskalayamayız biz bunu: dijital dönüşüm. Yani yapay zekâ, rafinerileri... Buna veri merkezleri deniyor. Bunu destekleyecek işte nükleer enerji. Bunu destekleyecek 5G ve sonrası teknolojiler, bunu destekleyecek insan kaynağı, fiber, altyapı...

Bütün bu konularda inanılmaz bir şekilde, yani hızlı bir şekilde yolumuza devam etmemiz lazım, ediyoruz.

Şimdi son bir alan kaldı özetle. Yani önümüzdeki dönemde aslında genç nüfus, yani özellikle 15-29 yaş nüfusu, eğitimde ve iş başında olmayan nüfusu hedefleyen güçlü programlar... Ben onu da reform olarak görüyorum.

Ama işin bir de reform boyutu var. Kategoriler için daha esnek çalışma modelleri Türkiye'nin menfaatinedir. Yani hem çalışanı koruyalım, haklarını ama bir miktar da esneklik sağlayalım. Dolayısıyla o anlamda bir reform çok faydalı olur. İstihdamın artması, iş gücüne katılımın artması anlamında söylüyorum.

Onun için gündemimiz yoğun gerçekten. İnşallah bu konularda da bir ilerleme, yani önümüzdeki sene de ilerlemeye devam edeceğiz.
 

Google Derinlemesine Analiz, Teyitli Haber! Tıkla ve favori kaynağın yap.
ETİKETLER
#Ekonomi
YorumYORUM YAZ
Uyarı
Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.