Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
ABD ile İran hattında tansiyon bir düşüyor, bir yükseliyor.
Bir süredir devam eden diplomasi trafiği ile askeri restleşmelerin iç içe geçtiği tablo, bölgede yeni bir jeopolitik denklemin kurulup kurulmadığı sorusunu da beraberinde getiriyor.
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent’in Hürmüz Boğazı’yla ilgili ''bugün ya da yarın anlaşma sağlanabilir'' ifadeleri yeni bir beklenti oluştururken, kısa süre sonra tüm dikkatleri üzerine çeken bir iddia ortaya atıldı.
Reuters’a konuşan kaynaklara göre ABD, İran’la yaşanan çatışma sürecinde uzun menzilli hassas füze stoklarının büyük bölümünü kullandı.
Bu durumun Washington’ın özellikle Rusya ve Çin’e karşı askeri caydırıcılığı açısından soru işaretleri oluşturabileceği öne sürüldü.
Pentagon ise bu iddiaları dolaylı şekilde reddederek ordunun görevlerini yerine getirecek yeterli kapasiteye ve tüm gerekli kabiliyetlere sahip olduğunu savundu.
Söz konusu mühimmatın, ABD kara kuvvetlerinin en önemli vurucu güçlerinden olan ATACMS (Army Tactical Missile System) ile yeni nesil PrSM (Precision Strike Missile) füzeleri olduğu belirtiliyor.
Bu iki sistem, Washington’ın özellikle Pasifik ve Avrupa’daki olası senaryolar için kritik önemde gördüğü mühimmatlar arasında.
Peki, bu açıklamaların zamanlaması tesadüf mü?
ABD gerçekten stratejik füze stoklarında beklenmedik bir azalma yaşadığı için mi bu mesajları veriyor? Yoksa bu, rakiplerini yanıltmaya yönelik klasik bir ''sağ gösterip sol vurma'' stratejisinin yeni halkası mı?
Washington’dan peş peşe gelen bu çelişkili açıklamalar, görünenin ötesinde daha büyük bir planın işareti olabilir.
Bugün verilen mesajların asıl anlamı ise belki de Hürmüz Boğazı’nda değil, Rusya ve Çin’e gönderilen stratejik sinyallerde saklı.
