Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Bugün Ankara'da yalnızca bir NATO Zirvesi yapılmıyor, bugün Ankara'da dünyanın yeni güvenlik düzeninin temelleri atılıyor.
Küresel sistemin savaşlar, enerji krizleri ve jeopolitik kırılmalarla yeniden şekillendiği bir dönemde Türkiye, 22 yıl aradan sonra ikinci kez NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi'ne ev sahipliği yapıyor. Bu durum yalnızca diplomatik bir organizasyonun ötesinde, Türkiye'nin uluslararası sistemde üstlendiği yeni rolün de güçlü bir göstergesi niteliğinde.
Rusya-Ukrayna ve ABD-İsrail-İran gerilimi sürerken Orta Doğu'da gerilim her geçen gün tırmanıyor. Çin ile ABD arasındaki Hint-Pasifik rekabeti küresel dengeleri yeniden tanımlıyor. Avrupa savunmasını güçlendirmeye çalışırken NATO da kendisini yeni tehditlere göre yeniden konumlandırıyor.
İşte tam da bu nedenle Ankara Zirvesi, klasik bir liderler buluşması değil; 'Yeni NATO' anlayışının şekillendiği tarihi bir dönüm noktası olarak kayıtlara geçiyor.
''NATO 3.0'' olarak adlandırılan yeni güvenlik konsepti, ittifakın sadece askeri caydırıcılığını değil; savunma sanayi, teknoloji, enerji güvenliği, siber tehditler ve yapay zeka gibi alanlarda da ortak hareket kabiliyetini artırmayı hedefliyor. Bu dönüşümün en kritik adımlarından biri ise Ankara'da atılıyor.
ABD Başkanı Donald Trump başta olmak üzere 32 ülkenin devlet ve hükümet başkanları ile dışişleri ve savunma bakanları Ankara'da bir araya geldi. Masadaki kararlar yalnızca Avrupa'nın güvenliğini değil; Karadeniz'den Akdeniz'e, Kafkasya'dan Orta Doğu'ya kadar uzanan geniş bir coğrafyanın geleceğini de doğrudan etkileyecek.
Ankara Zirvesi'nin en dikkat çekici yönlerinden biri ise NATO tarihinde ilk kez Savunma Sanayii Forumu'nun resmi zirve programına dahil edilmesi oldu.
Bu tercih tesadüf değil. Bu karar, Türkiye'nin son yıllarda savunma sanayiinde ortaya koyduğu teknolojik dönüşümün NATO tarafından stratejik bir kapasite olarak kabul edildiğinin en somut göstergesi.
Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün'ün ev sahipliğinde Türk Havacılık ve Uzay Sanayii'nin Kahramankazan tesislerinde gerçekleştirilecek üst düzey resepsiyon da bu vizyonun önemli parçalarından biri olacak.
Milli muharip hava platformları, insansız sistemler ve yüksek teknolojiye dayalı yerli savunma ürünleri müttefik ülkelere tanıtılırken, gökyüzündeki gösteri uçuşları Türkiye'nin ulaştığı teknolojik seviyeyi gözler önüne serdi.
Ancak burada verilen mesaj yalnızca askeri değildi.
Savunma sanayii artık ülkelerin yalnızca güvenliğini sağlayan bir sektör değil; diplomatik nüfuzun, ekonomik rekabet gücünün ve teknolojik bağımsızlığın en önemli göstergelerinden biri haline geldi.
Türkiye de artık bu yarışta oyunun kurallarını izleyen değil, belirleyen aktörlerden biri olma gücünü ortaya koyuyor.
Çünkü Türkiye artık güvenlik üreten, teknoloji geliştiren ve savunma ihraç eden küresel bir oyuncu.
Zirvenin en çok merak edilen başlığı ise hiç kuşkusuz Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ABD Başkanı Donald Trump arasındaki kritik görüşmeydi.
Trump'ın 17 yıl sonra resmi ziyaret kapsamında Türkiye'ye gelen ilk ABD Başkanı olması, görüşmeye zaten başlı başına tarihi bir anlam kazandırıyordu.
Ancak asıl dikkat çeken konu F-35 dosyasıydı...
Trump, Ankara'ya gelmeden önce Türkiye'nin yeniden F-35 savaş uçağı programına dönüşüne ilişkin olumlu mesajlar vermiş, Washington'dan gelen sinyaller iki ülke arasında uzun süredir kriz başlığı olan bu dosyada yeni bir dönemin başlayabileceği beklentisini güçlendirmişti.
Görüşmenin ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Trump ile yapılan temaslar sonucunda 5 adet F-35 savaş uçağı alacağını açıklaması ve ABD'nin Türkiye'ye uygulanan yaptırımları kaldırma kararı ise zirvenin en dikkat çekici gelişmelerinden biri oldu.
Bu açıklama, yalnızca savunma alanındaki olası iş birliğini değil; Ankara-Washington hattında yeni bir diplomatik sayfanın açılabileceğine dair güçlü bir işaret olarak değerlendiriliyor.
Eğer bu süreç planlandığı şekilde ilerlerse, F-35 meselesi yalnızca Türkiye-ABD ilişkilerinde yeni bir dönemin başlangıcı olmayacak; aynı zamanda NATO içindeki güç dengelerinin ve savunma mimarisinin yeniden şekillendiği yeni dönemin de sembollerinden biri haline gelecek.
Çünkü bugün Ankara'da konuşulan yalnızca savaş uçakları ya da savunma projeleri değil.
Asıl konuşulan, 21. yüzyılın güvenlik mimarisinde hangi ülkelerin söz sahibi olacağı.
Ve görünen o ki, bu yeni denklemde Türkiye artık masanın kenarında değil, kararların merkezinde yer alıyor.
