Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
ABD Başkanı Trump, son günlerde İran ile ''çok iyi bir anlaşmanın son aşamalarında'' olduklarını söyleyerek diplomasi kapısını açık tutan mesajlar veriyordu ama Orta Doğu’da hiçbir açıklama elbette tek başına okunmaz.
Çünkü bölgede verilen her mesajın arkasında ikinci bir senaryo, her diplomatik karar ve temasın altında da askeri bir hazırlık bulunur.
Hürmüz Boğazı’nda yaşanan son gelişme bu denklemi bir kez daha değiştirdi.
İran’ın ABD’ye ait bir helikopteri hedef alması, Washington açısından yalnızca askeri bir olay değil, aynı zamanda siyasi bir meydan okuma olarak değerlendirildi.
Trump’ın bir yandan anlaşma vurgusu yaparken diğer yandan ''Cevap vermek zorundayız'' açıklamasında bulunması ilk bakışta bir çelişki gibi görünebilir.
Ancak Trump diplomasiyi çoğu zaman nihai hedef olarak değil, baskı unsuru olarak kullanan bir lider profili çiziyor.
Önce müzakere kapısını açıyor, ardından karşı tarafın hamlesine göre güç gösterisini devreye sokuyor.
Yani her iki ihtimal de masada en başından beri hazır…
ABD yönetimi, daha önce İran’ın askeri kapasitesini haftalar boyunca hedef alabilecek güçte olduğunu açıkça dile getirmişti.
Dolayısıyla mesele Washington’un ne yapabileceği değil, ne zaman ve hangi gerekçeyle yapmayı tercih edeceğidir.
İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki hamlesi tam da bu gerekçeyi güçlendiren bir gelişme oldu.
Çünkü dünyanın enerji güvenliği açısından kritik öneme sahip olan boğazda yaşanan her kriz, yalnızca bölgesel değil küresel sonuçlar doğuruyor.
Bugün gelinen noktada görünen o ki, Trump yönetimi diplomasiyi tamamen rafa kaldırmış değil.
Ancak masada duran anlaşma seçeneği ile sahada hazırlanan askeri senaryo hep eş zamanlı ilerliyor.
Hürmüz’de sıkılan her kurşun, tarafları anlaşma masasından biraz daha uzaklaştırırken yeniden stratejik dönemin kapısını aralıyor.
