Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Türkiye Kültür Yolu Festivali’nin 18’inci durağı olarak geldiğimiz Kahramanmaraş’ta yalnızca tarihi, kültürü, gastronomiyi ve doğayı keşfetmedik.
6 Şubat depremlerinin ardından büyük bir acının içinden geçerek yeniden ayağa kalkmaya çalışan bir şehrin mücadelesine ve umuduna yakından tanıklık ettik.
İlk durağımız Kahramanmaraş Kalesi’ydi.
Şehrin tam merkezinde yükselen bu tarihi yapı, bugün yalnızca geçmişin izlerini taşıyan bir kale değil, sanki Kahramanmaraş’ın hafızası gibi duruyor.
Yüzyıllardır şehre yukarıdan bakıyor; değişen zamana, yaşananlara, kayıplara ve yeniden kurulan hayata sessizce tanıklık ediyor...
Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Gökhan Yazgı, 6 Şubat’ın ardından Kahramanmaraşlıların acılarını bir nebze olsun hafifletmek ve onlara umut verebilmek için özel bir çalışma yürüttüklerini anlattı.
Kahramanmaraş Valisi Mükerrem Ünlüer de depremin ardından yeniden ayağa kalkmaya çalışan şehrin moraline ve umuduna katkı sağlayacağı düşüncesiyle Kültür Yolu Festivali’nin önemine dikkat çekti.
Çünkü festival şehrin yeniden hatırlanması, hatırlatılması ve geleceğe taşınması için bir fırsat.
Bir şehri yeniden inşa etmek betonla başlıyor olabilir ama hafızayı da yeniden ayağa kaldırmak gerekiyor.
Kalede yer alan 'Yaşayan Miras: Kahramanmaraş' sergisi de bunun en güzel örneklerinden biriydi.
El emeği ürünlerden yöresel kıyafetlere, geleneksel sanatlardan kültürel değerlere kadar Kahramanmaraş’ın geçmişten bugüne taşıdığı mirası gördük.
Bir şehrin geçmişi yalnızca tarih kitaplarında da yaşamıyor.
Bazen bir kumaşın deseninde, bazen bir el işçiliğinde, bazen de nesilden nesile aktarılan bir gelenekte karşınıza çıkıyor.
Sonra rotamız Şairler Tepesi’ne uzandı.
Kahramanmaraş’ı bu kez mutfağından tanıdık.
Bir tarafta şehrin manzarası, diğer tarafta birbirinden özel yöresel lezzetler…
Üstelik Michelin Rehberi’nin tavsiye listesinde yer alan Şef Sinem Özler Kahramanmaraş mutfağının inceliklerini anlatırken yöresel yemeklerde baharat kullanımındaki ölçüye ve mutfağın kendine özgü karakterine dikkat çekti.
Sofralar yalnızca yemeklerin buluştuğu yerler değil; kültürün, emeğin, geleneğin ve geçmişin de buluştuğu yerdir.
Afyonkarahisar rotamızda olduğu gibi Kahramanmaraş’ta da gastronominin bir şehrin hikâyesini anlatmak için ne kadar güçlü bir araç olduğunu gördük.
Fakat Kahramanmaraş’ın hikâyesi sadece tarihten ve mutfaktan ibaret değil.
Şehir merkezinden uzaklaşıp Başkonuş Yaylası’na çıktığımızda karşımıza bu kez bambaşka bir Kahramanmaraş çıktı.
Endemik bitkileri, geyikleri, atları ve yemyeşil doğasıyla Başkonuş, şehrin gürültüsünden uzaklaşıp nefes almak isteyenler için adeta bir kaçış noktası.
Günün sonunda geriye dönüp baktığımda, aslında sadece bir şehir gezmediğimizi aynı zamanda bir şehrin hikâyesine de tanıklık ettiğimizi hissettim.
6 Şubat’ın acısını taşıyan ama hayatı yeniden kurmaya çalışan…
Geçmişini unutmadan geleceğe bakmaya çalışan…
Tarihiyle hafızasını, kültürüyle kimliğini, mutfağıyla geleneğini, doğasıyla nefesini koruyan bir şehir gördük.
Bir şehri ayağa kaldırmak insanların da yeniden umut edebilmesini sağlamaktır.
Sokaklarda yeniden hayat varsa, sofralarda yeniden kahkaha duyuluyorsa, gelenekler hâlâ yaşatılıyorsa ve insanlar yarına dair hayal kurabiliyorsa, o şehir gerçekten yeniden ayağa kalkıyor demektir.
