Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum, 17 Eylül'de yaptığı açıklamada Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın bir sonraki seçimde son kez aday olacağını belirtmişti.
Seçim tarihi için 16 Nisan 2028'i işaret eden Uçum, "Seçimlerin 16 Nisan 2028 yılında yapılmasını öngörüyorum. Bu tarih Cumhurbaşkanlığı sistemine geçişimizin referandum tarihidir. Sembolik anlamı vardır. Sayın Recep Tayyip Erdoğan son kez aday olacaktır" ifadelerini kullanmıştı.
Uçum, bugün kaleme aldığı yazısında ise yeni anayasa tartışmasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile İmralı sürecini Türkiye'nin attığı önemli adımlar arasında gösteren Uçum, yeni anayasa konusunda "Gelinen aşamada ise yeni anayasa Türkiye Cumhuriyeti için artık kaçınılmazdır" ifadelerini kullandı.

İşte Uçum'un o açıklamaları:
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne geçiş ile Terörsüz Türkiye süreci bu kararlılığın en önemli adımları arasındadır. Gelinen aşamada ise yeni anayasa Türkiye Cumhuriyeti için artık kaçınılmazdır. Bu doğrultuda ülke liderimiz ve Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın perspektifiyle hayata geçen Türkiye Yüzyılı vizyonumuzun en büyük hedeflerinden biri, yeni bir anayasayı ülkemize kazandırmaktır. Dönem artık Türkiye Yüzyılı’dır, vakit artık yeni anayasa vaktidir. Türkiye Yüzyılı’nın ve istikrarın lokomotifi haline gelen Cumhur İttifakı şüphesiz bunu da başaracaktır.
Elbette yeni anayasa Türkiye’nin olağan gündemi olarak her zaman güncel bir konudur. Türkiye Büyük Millet Meclisinin (TBMM) 28. döneminde yeni anayasanın yapılma ihtimali de Meclisimizin değerlendireceği bir husustur. Bu ihtimal asla dışlanamaz. Buna mukabil gerek zaman yönetimi gerekse yeni anayasa sürecinde olgunlaştırılması gereken konulara ilişkin fikri çalışma ihtiyacı TBMM’nin 29. döneminde yeni anayasanın yapılmasını daha gerçekçi bir hedefe dönüştürüyor. Tabii ki nihai karar demokratik siyasi liderliğin ve Meclisimizindir.

Ülkemizin anayasa yapma ve değiştirme süreçlerinde güçlü bir birikimi ve pratiği var. Bununla birlikte bugün, darbe ürünü olan 1982 Anayasası, tüm değişikliklere rağmen ülkemize layık sivil, demokratik, özgürlükçü ve kapsayıcı bir anayasa olma niteliğinden halen çok uzaktadır.
1982 Anayasası'nın yürürlükte 154 maddesi var. Bunların 103’ünün 58’inde hiç değişiklik olmadı, 45’inde tali değişiklikler yapıldı. Yani cari anayasanın üçte ikisi aradan geçen 44 yıla rağmen darbe ürünü olma özelliğini sürdürüyor. İlk dört maddenin esasları (devamlılık ilkesi dahil) korunacağından, yürütme ve yürürlük maddeleri de çıkınca geride kalan 97 maddenin gözden geçirilmesi, bazılarında esaslı değişiklikler yapılması, bir kısmının güncellenmesi, bir kısmının kaldırılması temel bir ihtiyaçtır. Değişiklik yapılmış 51 maddede ise elbette geliştirme ve yenileme ihtiyacı söz konusudur.
Hal böyleyken "ilk dört madde hariç 1982 Anayasası'nın neredeyse bütün maddeleri tamamen değişti yeni anayasa hedefi gereksizdir" görüşü tam bir boş ezber ve hatta kasıtlı bir çarpıtmadır. 1982 darbe Anayasası'nın oluşturduğu vesayetçi yapılara her defasında dur diyen, tüm engellere rağmen Terörsüz Türkiye süreci ile barışı ve kardeşliği benimseyen bu asil ve kahraman milletimize yamalı bohçadan beter olan anayasa hiçbir şekilde yakışmıyor. Önemle belirtelim ki yeni anayasa sadece bir ihtiyaç değil, aynı zamanda bir zorunluluktur.

Cumhuriyetimizi yeni ve sivil anayasa ile taçlandırmak hepimizin vazifesidir. Bu hiç kimsenin şahsi konusu değil, hepimizin milli meselesidir. Özellikle son çeyrek yüzyılda atılan adımlarla, her geçen gün daha sivil ve demokratik yönde gelişen, kurumsal kapasitesini güçlendiren, yerli ve milli savunma sanayi hamleleriyle küresel bir güç haline gelen bir Türkiye var.
Milleti merkeze alan, halkımızın barış ve kardeşlik iklimini koruyup güçlendiren Terörsüz Türkiye sürecinin menziline varmak üzere olduğu bugünlerde yeni anayasanın temelleri muhakkak atılacaktır. Bilinmelidir ki 2023 ruhuna sahip ve 2053 ve 2071 vizyonlarına uygun olarak hazırlanacak yeni anayasada milli kurtuluş ve bağımsızlık mücadelemizin ve anayasal birikimimizin kazanımları olarak Türk milleti, Türk vatandaşlığı, resmi dil ve tek zorunlu eğitim dili olarak Türkçe, cumhuriyet, üniter yapı, laiklik, demokratik hukuk devleti kırmızı çizgilerdir. Bu konularda istismar siyaseti yürütülmesine, sürece gölge düşürmek maksatlı bilinçli çarpıtmalar yapılmasına asla müsaade edilmez. Bu hususlarda farklı bir düzenleme tartışması zaten kabul edilemez.
Ayrıca, demokrasinin birikimleri ve Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ise korunması gereken kıymetlerdir. Halkın, sistemin işleyişindeki iradesini güçlendirmiş olan etkili iki oy hakkı ve yüzde 50+1 kuralı halka rağmen değiştirilemez. Halk da iradesini zayıflatacak bu tip karşı hamlelere geçit vermez. Anayasa doğrudan icrai sonuç doğuran bir düzenleme değil esasen bir güvenceler sistemidir. Ülkemizin geleceği olan çocuklarımıza ve gençlerimize bu teminatı sunmak mutlak borcumuzdur. Vurgulanmalıdır ki çağa uygun hak ve özgürlükler çerçevesinde daha geniş güvenceler sağlayan, temel değerleri tahrip eden hukuk anlayışlarına ve neoliberal saldırganlıklara karşı tedbirler alan, milli perspektife sahip bir anayasa milletimizin en önemli ihtiyacıdır. Öte yandan, demokrasi bayrağını daha da ileriye taşıyacak yeni anayasada "serbestlik fetişizmi" tuzağına ise asla düşülmemelidir.
Yeni anayasa ile birlikte TBMM İçtüzüğünün, Siyasi Partiler Kanunu'nun ve seçim kanunlarının yenilenmesi ihtiyacı da açıktır. Tüm bu konularda Hukuk Politikaları Kurulu olarak üzerimize düşen her türlü fikri desteği vermeye devam edeceğimizi belirtmek isterim. Toplumsal birliğimizin en güçlü şekilde tecelli ettiği bugünlerde yapılan çalışmaların ayrı bir önemi olduğunu vurgulamak gerekir. Bugün Türkiye’nin her bir ferdinin kendini asli unsuru olarak saydığı kapsayıcı bir anayasaya yönelik olarak hukuk politikası oluşturma çalışmalarına katkı sunmak herkesin hakkıdır ve aynı zamanda milli bir görevidir"