Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Orta Doğu, yeniden küresel jeopolitik bir deprem hattının merkezi halinde.
ABD ile İran arasında bir savaş mı, yoksa diplomasi mi sorusunun yanıtı aranırken Türkiye kritik bir kavşakta yer alıyor.
ABD’nin askeri seçenekleri masaya yatırdığı bir dönemde İran’ın hamleleri, sadece bölgesel güç dengelerini değil, Türkiye’nin dış politika ajandasını da doğrudan etkiliyor.
ABD ordusu İran’a nükleer programı ve bölgesel milis faaliyetlerini sınırlamak için askeri baskıyı artırırken, İran'ın da eli boş durmuyor.
Trump yönetimi diğer yandan diplomasi kapısını açık bıraksa da 'ciddi sonuçlar' tehdidini yineliyor...
Çok yönlü strateji izleyen İran, müzakereye açık olduğunu ifade etse de ABD ile İstanbul’da yapılması planlanan görüşmelerin Umman’a taşınması talebi, diplomatik masadaki güç mücadelesini ortaya koyuyor.
Türkiye, bu karmaşık denklemde yine ön planda.
Diplomaside arabuluculuk rolü, Ankara’yı yalnızca bölgesel bir aktör olmaktan çıkarıp küresel bir müzakere noktası haline getiriyor.
İstanbul’da yapılması planlanan görüşmelerde farklı ülkelerden üst düzey hükümet yetkililerin katılabileceği de iddia ediliyor.
Bu süreçte Türkiye’nin arabulucu çabaları ve diplomatik ağırlığı, bölgesel barışın anahtarı olarak gösteriliyor.
Türkiye’nin Washington ile Tahran arasında köprü işlevini güçlendirmesinin, ekonomik ve güvenlik açısından Ankara’ya önemli avantajlar sağlayabileceğine işaret ediliyor.
ABD–İran gerilimi, küresel enerji piyasalarını da doğrudan etkiliyor.
Hürmüz Boğazı gibi kritik enerji koridorlarında yaşanacak bir tıkanma, petrol fiyatlarını yukarı çekebilir ve Türkiye'de ciddi maliyet artışlarına neden olabilir.
İstanbul’daki görüşmeler, sadece Tahran ve Washington arasında bir müzakere değil; Türkiye’nin dış politikadaki konumunu yeniden tanımlayacağı bir dönemeç.
Türkiye’nin ABD-İsrail denklemindeki rolü, bölgesel istikrarın kırılma noktası olabilir.
