Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
ABD ile İran arasındaki nükleer konulu dolaylı müzakerelerin ikinci turu, Cenevre’de resmi olarak 'olumlu' mesajlarla tamamlandı.
Ancak bu olumlu sinyaller, tam bir güven tesis edildiği anlamına gelmiyor; daha çok diplomatik pozisyon alma ve kamuoyu algısı yaratma stratejisi olarak okunuyor.
Washington yönetimi, saldırı seçeneğinin hala masada olduğunu açıkça belirtiyor.
Bu arada ABD’nin Orta Doğu’ya ciddi bir askeri yığınak yaptığı dikkat çekiyor!
ABD medyasına konuşan kaynaklara göre, Washington’un İran ile müzakerelerde taleplerini reddetmesi durumunda ''sürekli bombalama harekatı'' başlatmaya hazır olabileceği öne sürüldü.
Hatta bu saldırının Venezuela’ya yapılan saldırıdan bile daha kapsamlı olacağı iddia ediliyor.
Bazı analizlere göre, ABD’nin bu askeri varlığı bir blöf değil; aksine diplomasi başarısız olursa uygulamaya konulabilecek gerçek bir askeri plan olabilir.
Nükleer programı görüşmelerde ön planda olsa da mesele sadece bununla sınırlı değil.
Masada nükleer denetim mekanizmaları, yaptırımların kapsamı, bölgesel milis grupların rolü, İsrail faktörü gibi başlıklar var.
ABD’nin hedefi yalnızca nükleer sınırlama değil, İran’ı kontrol altına alarak bölgedeki stratejik dengeyi kendi lehine çevirmek.
Buna karşılık Tahran, rejimin bekası ve yaptırımların kaldırılmasını ön koşul olarak görüyor.
Masada görünmeyen iki önemli aktör daha var: Çin ve Rusya.
İran, Batı yaptırımlarından korunmak için Pekin ve Moskova ile ekonomik ve askeri iş birliğini artırıyor.
Bu nedenle ABD, İran’ı tamamen bu blok içine itmemeye çalışıyor.
Bu gelişmeler, Türkiye gibi bölgesel aktörlerin jeopolitik konumunu daha kritik bir hale getiriyor.
Taraflar arasında belirli ilkeler üzerinde anlayış sağlansa da İran’ın uranyum zenginleştirmeyi durdurmayı reddetmesi gibi kritik ayrılıklar devam ediyor.
ABD, askeri varlığını artırırken Tahran da Hürmüz Boğazı’nda canlı atış tatbikatlarıyla güçlü bir mesaj verdi.
Diplomasi sürerken satranç tahtasında taşlar hala sert hamlelere hazır durumda.
