Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Sosyal medyada günlerdir, 2007 yılında Werner Herzog’un çektiği Encounters at the End of the World adlı penguen belgeselinden kısa bir sahneyi konuşuyoruz.
Birkaç saniyelik bir görüntü insanı durdurup sorgulatmayı başardı.
Binlerce penguen aynı yöne yürürken, içlerinden sadece biri sürüden ayrılıyor: 'Nihilist Penguen'
Hem de hiç tereddüt etmeden tek başına, yiyeceğin ve hatta hayatın olmadığı bir yöne doğru ilerliyor.
İzleyen herkes ne olacağını biliyor. Yanlış yön, yanlış karar ve kaçınılmaz son...
Penguen metaforu aslında sürüden kopmaya cesaret edebilen insanın ta kendisi.
Etrafımız çok kalabalık ama kimse kimseyi dinlemiyor, duymuyor, anlamıyor. Herkes tükenmiş durumda.
Herkes, her an erişilebilir ama kimse gerçekten ulaşılabilir değil.
İnsanlar sürüden ayrılıyor, çünkü sadece özgür olmak istedikleri için değil; anlaşılmadıkları için, duyulmadıkları için ve tutunacak bir dal bulamadıkları için.
Yalnızlık artık dramatik bir çöküş değil. Sessiz bir kopuş.
Kimseye çarpmadan, kimseye dokunmadan... Yanlış bile olsa bildiği o yöne yürümek…
Peki, asıl cesaret kalabalıktan kopmak mı? Yoksa yanlış olduğunu bildiğin bir yöne yürürken durabilme ve yön değiştirme gücünü göstermek mi?
Belki de soruyu en baştan sormak gerekiyor: Sürüden ayrılan penguen olmaya mı cesaretiniz var, yoksa kalabalığın içinde kaybolmamaya mı?
Çünkü bazen hayatta kalmak, ayrılmakla değil; doğru yerde ve zamanda durabilmekle, doğru kararı verebilmekle mümkün.
