Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Tüm dünya bir kez daha nefesini tutmuş, gözünü Orta Doğu’ya çevirmiş durumda.
ABD–İsrail–İran hattında yükselen tansiyon artık klasik bir misilleme döngüsünü aştı.
Savaş, yeni ve daha tehlikeli bir boyuta geçmek üzere kritik bir eşiğe dayanmış durumda.
ABD Başkanı Trump’ın aralıklarla yaptığı tehditleri krizin dozunu bilinçli şekilde artıran bir stratejik hamle.
''İran medeniyeti yok olacak'' şeklindeki tehditleri, diplomasi kapısının neredeyse tamamen kapandığını gösteren açık bir tehdit.
ABD cephesi, süreli ateşkeslerle bir yandan savaşı bitirme izlenimi verirken, diğer yandan askeri seçenekleri masada tutarak baskıyı artırmaya devam ediyor.
Bu ikili strateji yeni değil; savaşın ilk günlerinden itibaren devreye koyulan tanıdık bir döngü artık.
Hedef, İran’ı sahada ve masada diz çöktürmek.
Yöntem ise bildik; ekonomik ve diplomatik sıkıştırma, ardından sınırlı ama yıkıcı askeri müdahale tehdidi…
Tahran yönetimi de boş durmuyor. İran, elindeki en güçlü koz olan Hürmüz Boğazı üzerinden küresel ekonominin sinir uçlarını kontrol ediyor.
ABD, İran’ın enerji ve askeri altyapısını hedef alabilecek senaryolarla gerilimi tırmandırırken, aynı zamanda süreci uzatarak yıldırma politikası uyguluyor.
Tahran ise buna karşılık ya Hürmüz kartını kullanacak, ya bölgedeki vekil güçleri devreye sokacak, ya da doğrudan İsrail hedeflerini genişleterek savaşın alanını büyütecek.
Savaş kontrollü ilerliyor gibi görünse de artık kimsenin tam olarak kontrol edemeyeceği bir noktaya yaklaşıyor...
İleri bir hamle, her an olası zincirleme bir felaketin fitilini ateşleyebilir.
Pimi çekilmiş bir bomba var ve herkes birbirinin eline bakıyor.
Kim önce bırakacak, kim önce geri adım atacak? Ya da belki de kimse kaçamayacak...
