Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Beşiktaş’ın bugün geldiği noktaya baktığımda şunu rahatlıkla söyleyebiliyorum: Ben bu takımın şampiyon olacağına inanıyorum. Çünkü sahada bir oyun kimliği, kulübede ne yaptığını bilen bir teknik direktör ve geleceğini planlamaya çalışan bir Beşiktaş görüyorum.
Ancak son dönemde yaşananlara baktığımda, sahadaki gerçeklerle kamuoyunda oluşturulan algı arasında ciddi bir fark olduğunu düşünüyorum.
Vincenzo Italiano’nun özellikle rotasyon kararları üzerinden eleştirilmesini doğru bulmuyorum. Hatta bazı medya organlarında bu tercihler için kullanılan “rotasyon takıntısı” ifadesini son derece haksız buluyorum.
Bugün modern futbolda kadro tercihleri yalnızca teknik direktörün gözlemleriyle yapılmıyor. Oyuncuların fiziksel yükleri, atletik performansları ve sakatlık riskleri bilimsel yöntemlerle takip ediliyor. Beşiktaş’ın kullandığı biyometrik ve performans takip sistemi de bu planlamanın önemli bir parçası.
Italiano, oyuncularının fiziksel durumlarını dikkate alarak kararlar veriyor. Yoğun maç trafiğinde sakatlık riski taşıyan bir futbolcuyu korumak, takıntı değil, profesyonel bir yaklaşımın sonucudur.
Elbette her tercihi doğru olmayabilir. Ancak teknik direktörün kararlarını değerlendirirken bu planlamayı da göz önünde bulundurmak gerekiyor.
Ben Italiano’nun saha kenarındaki enerjisini de çok değerli buluyorum. Adeta bir basketbol antrenörü gibi oyunun her anına müdahale ediyor. Oyuncularını yönlendiriyor, pozisyon aldırıyor, baskının zamanlamasını belirliyor. Sahada ne istediğini bilen ve kendi sistemine inanan bir teknik direktör var.
Bana göre Italiano, Beşiktaş’ı şampiyon yapabilecek kapasitede bir hoca.
Bir diğer önemli konu ise fikstür.
Beşiktaş’ın Avrupa maçlarının ardından Diyarbakır, Trabzon ve Alanya gibi uzak deplasmanlara gitmek zorunda kalmasını tesadüf olarak değerlendirmekte zorlanıyorum. Bu kadar yoğun bir maç programında uzun yolculukların oyuncular üzerindeki fiziksel etkisini görmezden gelemeyiz.
Ben burada ciddi bir adaletsizlik olduğunu düşünüyorum. Avrupa’da ülkemizi temsil eden Beşiktaş’ın neden böylesine zorlayıcı bir programla karşı karşıya kaldığının sorgulanması gerekiyor.
Üstelik bir taraftan bu ağır fikstürün getirdiği yorgunluk yaşanırken diğer taraftan teknik direktörün oyuncularını korumak amacıyla yaptığı rotasyon eleştiriliyor. Bu yaklaşımı doğru bulmuyorum.
Beşiktaş’ın hakkını savunmak hepimizin sorumluluğu.
Medya tarafında da benzer bir tablo var. Avrupa’da yenilmeyen, kendi sahasında güçlü bir performans ortaya koyan bir takımın sürekli olumsuzluklar üzerinden değerlendirilmesini anlamıyorum.
Elbette Beşiktaş eleştirilecek. Deplasmanlarda yaşanan puan kayıpları, oyun içerisindeki eksikler ve teknik kararlar tartışılacak. Ancak eleştiri yaparken takımın gösterdiği gelişimi de yok saymamak gerekiyor.
Bugün Beşiktaş, Premier Lig seviyesindeki rakiplerle mücadele edebilen, sahada kendi oyununu kabul ettirmeye çalışan bir takım hâline geldi. Bunu görmezden gelemeyiz.
Kulübün transfer politikasında da yalnızca bugünü değil, geleceği düşünmesi gerektiğine inanıyorum. Örneğin Poku’nun sözleşmesinde bulunduğu belirtilen 18 maç ve 20 milyon avroluk zorunlu satın alma şartı, oyuncunun kullanımında ekonomik planlamanın da önemli olduğunu gösteriyor. Beşiktaş, sportif başarıyı hedeflerken mali dengesini de korumak zorunda.
Peki, bütün bunların sonunda neden şampiyonluğa inanıyorum?
Çünkü Beşiktaş’ın önünde önemli bir fırsat var. Zorlu maç trafiğinin ardından fikstürün daha elverişli hâle geleceğini düşünüyorum. Takımın bu süreçte yakalayacağı bir galibiyet serisi, Galatasaray derbisine kadar zirve yarışındaki dengeleri değiştirebilir.
Bunun için öncelikle deplasman performansının düzelmesi gerekiyor. İç sahada ortaya konulan özgüvenin, oyun disiplininin ve mücadele gücünün deplasmanlara da taşınması şart.
Ama her şeyden önce bu takımın etrafında sürekli kriz havası oluşturulmaması gerekiyor.
Ben Vincenzo Italiano’ya güveniyorum. Oyuncuların bu sistem içerisinde daha da gelişeceğine, Beşiktaş’ın sezon ilerledikçe çok daha güçlü bir takım hâline geleceğine inanıyorum.
Şampiyonluk yalnızca iyi futbol oynamakla kazanılmaz. Doğru planlama, sabır, birliktelik ve zor dönemlerde alınan kararların arkasında durabilmek de gerekir.
Ben bu Beşiktaş’ın şampiyon olacağına inanıyorum. Yeter ki kendi gücümüzün farkında olalım ve hedefimizden uzaklaşmayalım.
