Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Beşiktaş, Kasımpaşa deplasmanında yalnızca iki puan kaybetmedi. Kazanabileceği bir maçta yaptığı hatalarla, uzun süredir konuştuğumuz sorunların hâlâ çözülemediğini bir kez daha gösterdi.
2-0 öne geçtiğiniz bir karşılaşmayı kazanamıyorsanız bunun nedenlerini sadece futbolcuların bireysel hatalarında arayamazsınız. Teknik direktörün tercihlerini, kadro planlamasını ve takımın maç içerisindeki reaksiyonunu da sorgulamak zorundasınız.
Benim en büyük eleştirim de tam olarak burada başlıyor.
Vincenzo Italiano’nun Beşiktaş’a kazandırdığı olumlu şeyleri görmezden gelemeyiz. Ancak bu, yaptığı hataları konuşmayacağımız anlamına gelmiyor.
Kasımpaşa karşısında 2-0 öne geçmişsiniz. Oyunun kontrolünü elinizde tutmanız, orta sahadaki direncinizi korumanız ve rakibin maça ortak olmasını engellemeniz gerekiyor.
Oyuncu değişiklikleriyle takımın merkezini zayıflattık. Rakibin daha fazla alan bulmasına izin verdik. Sonrasında da elimizdeki skor avantajını kaybettik.
Teknik direktörlük yalnızca doğru ilk 11’i sahaya çıkarmak değildir. Maçın gidişatını okumak, doğru zamanda doğru müdahaleyi yapmak ve takımın dengesini korumaktır.
Italiano’nun özellikle oyuncu değişiklikleri konusunda kendisini sorgulaması gerekiyor. Çünkü Beşiktaş’ın bu seviyede, böylesine önemli puanları kaybetme lüksü yok.
Sezon başında transferler yapıldı. Nübel geldi, Trossard geldi, önemli isimler kadroya katıldı.
Ancak bugün hâlâ aynı soruyu soruyoruz: Bu takımın gerçek anlamda bir 10 numarası nerede?
Beşiktaş’ın hücum organizasyonlarında bağlantıyı sağlayacak, oyunu yönlendirecek ve kilitlenen maçlarda sorumluluk alacak bir oyuncuya ihtiyacı olduğu ortada.
Sadece isim transfer ederek güçlü takım kuramazsınız. Bir futbolcunun kalitesi kadar takımın hangi ihtiyacını karşıladığı da önemlidir.
Orkun Kökçü’nün yokluğunda bu eksiklik daha da belirginleşiyor.
Kadronuzda kaliteli futbolcular olabilir. Fakat doğru parçalar bir araya gelmediğinde sahada istediğiniz oyunu ortaya koyamazsınız.
Beşiktaş’ın transfer politikasında artık isimlerden çok ihtiyaçların konuşulması gerekiyor.
Bir başka önemli mesele de kulübün yönetim anlayışı.
Beşiktaş’ın enerjisini kendi içerisindeki koltuk mücadelelerine, oda tartışmalarına ve iletişim sorunlarına harcama lüksü yok.
Bu camianın ihtiyacı olan şey çok açık: Birlik, kararlılık ve güçlü bir yönetim iradesi.
Sahada futbolcular mücadele ederken kulübün de onların arkasında durduğunu göstermesi gerekiyor.
Özellikle hakem kararları konusunda yaşananlara baktığımızda yönetimin yeterince güçlü bir tepki ortaya koyduğunu düşünmüyorum.
Beşiktaş’ın hakkını savunmak, yalnızca maçlardan sonra birkaç açıklama yapmakla sınırlı kalmamalı.
Kulübün ağırlığını hissettirecek, futbolcularını koruyacak ve camiaya güven verecek bir duruş sergilenmeli.
Gelelim hakem meselesine.
Vlahović’e yapılan müdahaleyi izliyoruz. Ortada açık bir tokat var. Bana göre bunun karşılığı net bir kırmızı kart.
Burada tartışılması gereken yalnızca tek bir pozisyon değil. Beşiktaşlı futbolculara yapılan sert müdahalelerde hakemlerin ortaya koyduğu yaklaşım.
Aynı hassasiyet her takıma gösteriliyor mu?
Ben gösterildiğini düşünmüyorum.
Diğer büyük takımların maçlarında bazı pozisyonlar çok daha farklı değerlendirilirken Beşiktaş söz konusu olduğunda aynı standartların uygulanmadığını görüyoruz.
Ben ayrıcalık istemiyorum. Beşiktaş’a özel kararlar verilmesini de istemiyorum.
Benim istediğim tek şey adalet.
Futbolun kuralları herkese aynı şekilde uygulanmalı. Bir pozisyon hangi takımın maçında yaşanırsa yaşansın aynı ölçütlerle değerlendirilmeli.
Beşiktaş’ın hakkını savunmak da bu camianın yönetiminin en temel sorumluluklarından biridir.
Agbadou’nun pozisyonu üzerinden yürütülen tartışmalara da değinmek istiyorum.
Öncelikle şunu söyleyeyim: Agbadou’nun maçın başında böyle bir riske girmesi doğru değil. Bir savunma oyuncusunun daha dikkatli olması gerekiyor. Bu konuda eleştirimi yaparım.
Ancak yapılan hatayı eleştirmek başka, pozisyonu tartışmasız kırmızı kart olarak göstermek başka.
Görüntülere baktığımda rakibi doğrudan düşürmeye yönelik, net bir kırmızı kartlık müdahale görmüyorum.
Bir temas var. Fakat rakip oyuncunun düşüş biçimiyle bu temasın etkisi arasında ciddi bir değerlendirme yapılması gerektiğini düşünüyorum.
Fizik kurallarını da göz ardı edemeyiz. Bir oyuncunun çekilme şekliyle yere düşüş biçiminin birbiriyle uyumlu olup olmadığına bakmak zorundayız.
Aynı pozisyon orta sahada yaşansa hakemin faul verip vermeyeceğini de tartışmak gerekir.
Sırf pozisyon kaleye yakın diye her teması otomatik olarak kırmızı kart kabul edemeyiz.
Benim değerlendirmem açık: Agbadou’nun müdahalesi hatalı olabilir ama kırmızı kart gerektirdiği kesin olan bir pozisyon değil.
Buna karşılık Vlahović’e atılan tokat, benim açımdan çok daha net bir kırmızı kart örneği.
Hakem kararlarını değerlendirirken isimlere ve formalara göre değil, pozisyonun kendisine göre konuşmalıyız.
Orkun Kökçü’nün sakatlığı da üzerinde ciddi şekilde durulması gereken bir konu.
Oyuncunun sakatlık süreci, millî takıma gönderilmesi ve sonrasında yaşananlar doğru şekilde değerlendirilmeli.
Beşiktaş gibi yoğun fikstüre sahip bir takımda önemli oyuncuların sağlık durumlarının çok dikkatli yönetilmesi gerekiyor.
Orkun yalnızca orta sahada görev yapan bir futbolcu değil. Takımın oyun aklını, pas bağlantılarını ve hücum organizasyonlarını etkileyen önemli isimlerden biri.
Onun olmadığı maçlarda yaşanan sıkıntıları görüyoruz.
Ancak burada asıl sorulması gereken soru şu: Beşiktaş neden tek bir oyuncunun eksikliğini bu kadar derinden hissediyor?
İşte kadro planlaması meselesi yeniden karşımıza çıkıyor.
Büyük hedefleri olan bir takım, önemli bir futbolcusu sakatlandığında oyun düzenini tamamen kaybetmemeli.
Bu nedenle hem sakatlık süreçlerinin yönetimi hem de alternatif oyuncu planlaması konusunda daha dikkatli olunmalı.
Beşiktaş yalnızca futbol kulübü değil.
Basketbol takımımızın yaşadığı sorunlar da en az futbol kadar önemsenmeli.
Sponsorluk konusunda yaşanan sıkıntılar, ekonomik planlama ve bilet fiyatları üzerinde durulması gereken başlıklar.
Tribünlerde daha fazla taraftar görmek istiyorsanız bilet politikalarınızı da buna göre belirlemek zorundasınız.
Yüksek bilet fiyatlarının seyirci katılımını nasıl etkilediğini değerlendirmeden tribünlerin neden dolmadığını sorgulamak doğru değil.
Beşiktaş taraftarı takımına destek vermek ister. Yönetimin görevi de bu desteği kolaylaştıracak şartları oluşturmaktır.
Basketbolda sürdürülebilir bir yapı kurulması, güçlü sponsorluk ilişkilerinin geliştirilmesi ve taraftarın salonla bağının kuvvetlendirilmesi gerekiyor.
Bugün Beşiktaş’ın önündeki sorunları birbirinden bağımsız değerlendiremeyiz.
Kasımpaşa karşısında kaybedilen iki puan, teknik direktörün hatalı tercihleri, kadrodaki eksiklikler, sakatlıkların yönetimi, hakem kararları ve yönetimin tutumu aynı büyük tablonun farklı parçaları.
Ben Beşiktaş’ın başarılı olmasını istiyorum. Bunun için de yanlış gördüğüm şeyleri söylemekten vazgeçmem.
Italiano doğru yaptığında takdir ederiz, yanlış yaptığında eleştiririz. Futbolcular mücadele ettiğinde destekleriz, hata yaptıklarında bunu konuşuruz. Yönetim doğru adımlar attığında yanında oluruz, eksik kaldığında da hesap sorarız.
Çünkü mesele kişiler değil, Beşiktaş.
2-0 öne geçtiğiniz bir maçtan beraberlikle ayrılıyorsanız yalnızca kaybedilen puanlara üzülmek yetmez. O puanların neden kaybedildiğini doğru analiz etmek ve aynı hataları tekrar etmemek gerekir.
Beşiktaş’ın artık mazeretlerden çok çözümlere ihtiyacı var.
Ve unutulmamalı ki Beşiktaş’ın hedefi yalnızca maç kazanmak değil, her alanda güçlü ve hak ettiği şekilde yönetilen bir kulüp olmaktır.
