Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Pazar gecesi milyonlarca Beşiktaşlı için kolay geçmedi. Çünkü kaybedilen yalnızca üç puan değildi. Milli araya lider girme fırsatı vardı. Rakiplerin üzerinde ciddi bir psikolojik baskı kurabileceğimiz, sezonun geri kalanına başka bir havayla bakabileceğimiz çok önemli bir eşikti.
Olmadı.
Aradan iki gün geçti. Maçın sıcaklığı biraz olsun geride kaldı. Şimdi yapılması gereken ne hocayı tartışmaya açmak ne de bugüne kadar yapılan doğruları tek bir mağlubiyet üzerinden çöpe atmak.
Tam tersine, Amedspor karşılaşmasının bize gösterdiği sorunları doğru okuyup gerekli dersleri çıkarmak zorundayız.
Ben Vincenzo Italiano’ya güveniyorum. Bu konuda fikrim değişmedi. Uzun vadeli bir projenin merkezinde olması gerektiğini de düşünüyorum. Fakat bir teknik direktöre güvenmek, yaptığı her tercihin doğru olduğunu söylemek değildir.
Amedspor maçında Italiano’nun da hataları vardı.
Beşiktaş her maçı İnönü’de oynuyormuş gibi oynayamaz. Bazı deplasmanlarda önce maçın şartlarını doğru okumak gerekir. Rakip çok sert başladı. Tribün baskısı vardı. Temponun oldukça yüksek olduğu bir oyun ortaya çıktı. Böyle bir ortamda sürekli geriden kısa paslarla çıkmakta ısrar etmek gereksiz risk oluşturdu.
Bazen topu uzun oynarsın. Bazen ilk 20-25 dakikayı atlatır, rakibin enerjisinin düşmesini beklersin.
Futbol biraz da budur.
Nitekim ikinci yarıda bambaşka bir Beşiktaş izledik. Yapılan değişikliklerle takım rakip sahaya daha fazla yerleşti, pozisyonlar üretti ve karşılaşmaya yeniden ortak oldu.
Bu da bize Beşiktaş’ın kapasitesinin çok daha yüksek olduğunu gösterdi.
Bireysel hataların faturası ağır oldu
Nübel ve Salih Özcan sezon başından bu yana takımın önemli parçalarından. Bir maç üzerinden iki oyuncuyu da değersizleştirmek doğru olmaz.
Ancak Pazar günü yapılan bireysel hataların faturası ağır oldu.
Özellikle baskı altında geriden çıkarken yapılan tercihler Beşiktaş’ı zor durumda bıraktı. Rakip Salih üzerinden baskı kurmaya çalışırken aynı çıkış yönteminde ısrar etmek yerine farklı çözümler üretilebilirdi.
Burada sezon başından beri üzerinde durduğumuz mesele yeniden karşımıza çıkıyor:
Salih Özcan’ın gerçek bir alternatifi yok.
Salih yorulabilir, formsuz olabilir, sakatlanabilir veya cezalı duruma düşebilir. Peki o zaman ne yapacağız?
Beşiktaş gibi şampiyonluk hedefleyen bir takımın böylesine kritik bir bölgede tek oyuncuya bağımlı kalması büyük risk. Devre arasında yapılması gereken hamlelerden biri bu bölgeye alternatif yaratmak olmalı.
Rıdvan’dan beklentim çok daha fazla
Rıdvan Yılmaz’ın performansına da ayrı bir parantez açmak gerekiyor.
Ben Beşiktaş formasını giyen futbolcuyu iyi oynadığında nasıl alkışlıyorsam kötü oynadığında da eleştiririm. Çünkü burası Beşiktaş.
Rıdvan’dan beklentimiz çok daha yüksek.
Pazar günü böylesine önemli bir karşılaşmada yaptığı top kayıpları ve oyun içerisindeki dağınıklığı kabul edilebilir seviyede değildi.
Ancak burada mesele yalnızca Rıdvan değil.
Asıl mesele kadro planlaması.
Beşiktaş’ın sol bekte daha güçlü bir rekabete ihtiyacı olduğu ortada. Şampiyonluk hedefleyen bir takımın bu bölgedeki standardını yukarı taşıması gerekiyor.
Trossard’ın yokluğu çok şey anlattı
Pazar günü Leandro Trossard’ın Beşiktaş için ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gördük.
Trossard yalnızca gol veya asist üreten bir futbolcu değil. Topu tutuyor, oyun kurulumuna yardımcı oluyor, takımın rakip sahaya yerleşmesini sağlıyor ve arkasındaki bekin performansını da doğrudan etkiliyor.
Onun yokluğunda kanatlarda aynı bağlantıyı kurmakta zorlandık.
Bu nedenle Trossard konusunda sağlık açısından hiçbir risk alınmaması gerektiğini düşünüyorum. Önümüzde uzun bir sezon var. Bir futbolcuyu birkaç gün erken sahaya döndürmek uğruna haftalarca kaybetmenin hiçbir anlamı yok.
Bu mağlubiyet ders olmalı
Bugün Salı.
Maçın üzerinden iki gün geçti ve artık yalnızca kaybedilen üç puanı konuşarak yol alamayız.
Tabloya baktığımda hâlâ karamsar değilim.
Beşiktaş sezonun daha ilk bölümünde önemli ve zorlu deplasmanlara çıktı. Önümüzde uzun bir yarış var ve ben bu takımın potansiyeline güveniyorum.
Ancak Amedspor mağlubiyeti de unutulmamalı.
Çünkü şampiyonluklar sadece büyük maçlarda güzel futbol oynayarak kazanılmıyor. Bazen kötü oynarken kazanacaksın. Bazen rakibin sertliğine cevap vereceksin. Bazen futbol oynamaktan önce mücadele edeceksin.
En önemlisi de aynı hatayı ikinci kez yapmayacaksın.
Vincenzo Italiano açısından da bu karşılaşmanın önemli bir tecrübe olduğunu düşünüyorum. Alanya’yı gördü, Kadıköy’ü gördü, Diyarbakır’ı gördü. Türkiye’de deplasmanların nasıl oynandığını artık çok daha yakından biliyor.
Ben Italiano’nun oyunundan vazgeçmesini istemiyorum.
Ama gerektiğinde o oyunun şartlara göre değişebilmesini istiyorum.
Çünkü büyük takım olmak yalnızca kendi oyununu rakibe kabul ettirmek değildir. Gerektiğinde maçın şartlarına uyum sağlayıp kazanmanın başka bir yolunu da bulabilmektir.
Pazar günü çok önemli bir fırsatı kaçırdık.
Üzüldük. Kızdık. Belki de birçoğumuz o gece doğru düzgün uyuyamadık.
Ama sezonu kaybetmedik.
Şimdi önümüzde milli ara var. Ardından yeniden çok yoğun ve önemli bir fikstür başlayacak. Bu süreyi yalnızca dinlenerek değil, Pazar günü ortaya çıkan sorunları çözerek değerlendirmek gerekiyor.
Bu takımın kalitesi var.
Hocası var.
Taraftarı var.
Eksikleri de var.
O eksikleri görmezden gelmeden yolumuza devam etmeliyiz.
Ben hâlâ inanıyorum.
Çünkü Pazar günü kaybettiğimiz şey şampiyonluk değildi.
Sadece çok değerli bir fırsattı. Şampiyonluk hedefi ise hâlâ önümüzde duruyor.
