Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Her şey 1 Ekim 2024 günü MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Meclis açılışında DEM Partili Tuncer Bakırhan ve diğer yöneticilerin ellerini sıkmasıyla başladı. Gerçekten böyle mi? Yoksa bu tokalaşma üzerinde uzun uzun düşünülmüş bir stratejinin sonucu mu?
HDP’nin kapatılması için adeta kampanya başlatan Devlet Bahçeli’nin uzattığı el herkesi şaşırtırken asıl tarihi tersine döndüren sözler grup toplantısında geldi. Devlet Bahçeli, Abdullah Öcalan için umut hakkından söz etmiş “Gerekirse gelsin DEM Parti grubunda konuşsun” şeklinde ezber bozan cümleler kurmuştu. Kimsenin beklemediği bu çıkış en çok da MHP’lileri ve DEM Partilileri şaşırttı.
Hala bu süreci anlamaya çalışıyoruz ve üzerine birçok teori kurmak mümkün… Ancak net olan bir şey var. Türkiye’nin geleceği açısından ezber bozan bir süreç yaşandı ve elini taşın altına koyması gereken herkes gereken refleksi gösterdi…

2023 yılı sonlarında ABD yönetimi Suriye ve SDG konularında kafa karışıklığı yaşıyor ne yapacağına karar vermeye çalışıyordu. Biden yönetimindeki Beyaz Saray Türkiye karşıtıydı ama Trump’a yakın olduğu düşünülen bazı çevreler Ankara’ya, “Biz bölgeden çıkmayı düşünüyoruz. Kürtlerin hamisi siz olun” diye özetlenebilecek ham haldeki formülü aktarıyordu.
Suriye kaynaklı terör tehdidi bertaraf edilmeden Türkiye’nin bunu kabul etmesi mümkün değildi. Ayrıca ABD’nin ne yapacağını kestirmek de zordu. Ancak ülkeyi terör belasından kurtaracak stratejik hazırlık o günlerde başladı. Gelecek günleri gören Ankara, kendi stratejisini uygulamaya koydu.
Yeni bir açılım süreci başladı. Ezbere konuşan muhalefetin ilk söylemi, ‘önceki açılım süreçlerini gördük ve ne değişti’ oldu… Aslında her şey değişmişti…Harita değişti, ABD Başkanı değişti kurallara dayalı dünya sistemi değişti..
En önemli aktör olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bilgisi dışında tek bir adım atılması mümkün değil tabi ki. Olayların gelişimine bakılınca, yürütülen diplomatik hamleler ve iç politikanın seyri bunun en büyük ispatı.
Adım adım planlanmış biz stratejiden devreye alındı.
Terörsüz Türkiye olarak belirlenen sürecin aslında Erdoğan’ın Malazgirt konuşmasıyla başladığı anlaşıldı.
O günlerde muhalefet başta olmak üzere Ak Parti içinden de en çok yükselen itiraz “PKK Türkiye’de kıpırdayamıyor terör zaten bitti. Böyle bir sürece ne gerek var. Kuzey Suriye’de askeri operasyon yapılsın terör belası bitirilsin” şeklindeydi. Pek çok kişi bu sürecin bir Kürt devleti doğuracağını düşünüyor bölünme endişesi hat safhada dile geliyordu.
2024 yılının ortalarında Suriye’ye askeri harekat beklentisi yüksek sesle dile getiriliyordu. Meclis kulisinde yakaladığım Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ise, “Biz her gün operasyon yapıyoruz! Operasyonlar hiç durmadı” diyerek aslında PYD /YPG’ye karşı geniş çaplı operasyon yapılmayacağını belirtmişti.
Medyada askeri operasyon gündemi tartışılırken Türkiye içeride hazırlanan planı devreye soktu. Topyekun süreç kademeli olarak yani iç kulvarda MHP, diplomaside Erdoğan, istihbarat ve stratejide yine Erdoğan’ın kontrolündeki MİT ve Dışişleri Bakanlığı….Emniyeti, askeri herkes ‘Hazır ol’ da sürecin sabırla olgunlaşmasını bekledi.
Süreç Esad rejiminin devrilmesiyle daha da hızlandı. Ahmet El Şara’ya açık destek veren Ankara, Nusayri ve Dürzi ayaklanmalarının bastırılmasında Şam yönetimine yardımcı oldu.
Suriye’de güvenlik sağlanırken çok yönlü diplomasi uygulandı. Türkiye içinde İmralı-DEM-Kandil-SDG ile silah bırakma görüşmeleri yapılırken dışarıda Suriye yönetiminin uluslararası meşruiyeti için diplomasi trafiği yürütüldü.
Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğindeki süreçte aynı anda çift yönlü ilerleme sağlandı. Devlet Bahçeli yaptığı her açıklamayla şaşırtıyor çıtayı daha da yukarı taşıyordu. Ve ilk sonuçlar alınmaya başlandı. Öcalan’ın çağrısıyla terör örgütü fesih ve silah bırakma açıklaması yaparken diğer taraftan Suriye üzerindeki yaptırımlar kaldırılıyordu.
Diplomasi satrancında Ankara’nın stratejik hamleleri planlanmıştı. Türkiye bir yandan Suriye ordusu subaylarını yetiştirirken yeni Devlet Başkanı Ahmet Şara’yı ABD Başkanı Trump’la buluşturuyordu ve görüşmeye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan katılıyordu.
Trump kurmaylarına, “Türkiye’nin güvenlik endişelerini giderin” talimatı veriyordu.
Nihayetinde ABD, Suriye üzerindeki tüm yaptırımları kaldırdı. Bu süreci başından beri doğru değerlendiremeyen CHP Genel Başkanı Özgür Özel’le görüşmeyen AB liderleri Şam’da Şara ile biraraya geldi. Yani Şara artık dünyanın tanıdığı Suriye’nin meşru Devlet Başkanıydı.
Ankara bu stratejik hamleleri tamamlarken Ahmet Şara ve Mazlum Abdi’nin imzaladığı 10 Mart mutabakatı uygulanmıyor ve yıl sonu için verilen süre doluyordu. Bu sırada ABD’den beklediği desteği bulamayan SDG, İsrail ile yakınlaştı. Türkiye içinde ise, “Çok geç kalındı terör devleti kuruldu” söylemi yüksek sesle dile getiriliyordu.
Fakat sahadaki gerçeklik muhalefetin söylediği gibi değil Türkiye’nin planladığı gibi gelişti. ABD parasıyla devrimcilik oyununda sona gelindi. Amerikan desteği kesilen SDG gözyaşlarıyla yalvarırken Suriye ordusu haritayı yeşile çevirdi.
Muhalefetin beklemediği bir şey daha gerçekleşti. Ankara’nın Suriye stratejisi başarıyla sonuçlandı ve Ankara 40 yıllık terör bataklığını kuruttu.
Sıcak gelişmeler nedeniyle henüz bu fark edilmese de ülkemizin ve çocuklarımızın geleceği kurtarıldı. Sınırımızda bir terör devleti kurulması ve Türkiye’nin bölünme endişesi ortadan kaldırıldı.
29 Ocak‘ta imzalanan anlaşmayla hem Suriye hem de Türkiye için yeni bir dönemin kapıları açılmış oldu.
Umarım; “1 yılda ne değişti terör yokken niye açılım süreci başlatıldı?” diye soranlar şimdi cevaplarını almıştır. Yani “Bu bir Amerikan projesi” diyenler yanıldı her şey Türkiye’nin etrafındaki kuşatmayı yarmak için Ankara’da tek tek planlamıştı.
Ancak bu aşamaya gelinmesi son noktanın konduğu anlamına gelmiyor. Bundan sonraki süreç dikkatle ve titizlikle yürütülmeli ki kazanımlar kalıcı olsun. Ankara tüm enerjisini ve mesaisini bunun üzerine kurmuş durumda. Konuştuğum; sürece emek vermiş, stresini yaşamış Ankara’daki kaynaklarda bir zafer sarhoşluğu ya da rehavet söz konusu değil. Pür dikkat politikası devam ediyor.
Olumlu her gelişmenin sonuçlarını orta ve uzun vadede gerek çocuklarımızın geleceği gerek ülke kalkınması üzerindeki etkilerini göreceğiz. En azından tüm çaba bu yönde…

CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in DEM Parti eş başkanlarıyla yaptığı basın toplantısında kullandığı sözler çok tartışıldı. Özel, “Suriye’de insanlık dramı yaşanıyor. HTŞ’ye kravat taktırmakla rejim kurulmaz” gibi ifadeleri SDG’ye açık destek olarak yorumlanmıştı.
İktidar cenahı Özgür Özel’e tepki gösterirken asıl dikkat çeken çıkış İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu’ndan geldi. Bu tepkinin, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde kurulmak istenen ittifakın sınırları açısından ayrıca önem taşıdığına dikkat çekmek isterim…
Özel yeniden Genel Başkanlığa seçilen Dervişoğlu’nu kutlamak için İyi Parti Genel Merkezini ziyaret etti. Ancak Dervişoğlu, DEM ve SDG’ye mesajları destek veren Özel’in bu sözlerinden hoşnut olmamıştı.

Kulislere yansıyanlara göre Dervişoğlu, CHP Genel Başkanı Özel’i sadece kameraların önünde değil baş başa yapılan görüşmede DEM konusunda uyardı, eleştirilerini sıraladı. Siyasetin durması gereken yeri işaret etti.
DEM’lilerin hoşuna gidecek cümleler kuran Özel, Dervişoğlu’nun yanında bu konulara girmedi. Ama Dervişoğlu içeride söylediklerini kameralar önünde tekrar etti. “İmralı Partisinin Türkiye’nin toplumsal hatlarına döşediği mayınlara ortak olmamak gerekmektedir. Herkes tarafından cumhuriyete dair hassasiyetlerimizin önemsenmesini temenni ediyorum.”
Dervişoğlu’nun Özel’in yüzüne karşı kameraların önünde söylediği sözler CHP’de rahatsızlığa sebep oldu. CHP Genel Başkan Yardımcıları ‘bu kadarı biraz ağır oldu’ siteminde bile bulundu. Cumhuriyeti kurduğunu sık sık tekrar eden CHP yönetimi DEM Partiye destek mesajları verirken Cumhuriyete sahip çıkma ve bunu CHP’lilere hatırlatma görevi İYİ Parti tarafından yerine getirildi.
Bu durumun siyasi okuması şöyle….CHP seçimlere giderken ittifakı kiminle kuracağını bilmiyor ve bu tutarsız söylemleri nedeniyle de her iki cephe arasında bir çekim merkezi olmaktan gittikçe uzaklaşıyor.
