Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Ateşe benzin dökmek mi sağduyulu davranmak mı?
Bugün CHP kurultay davalarıyla, hizip mücadeleleriyle ve liderlik tartışmalarıyla tarihinin en sancılı dönemlerinden birini yaşıyor. Bu tabloya bakınca ister istemez 2016-2018 arasında MHP’nin yaşadığı olağanüstü kurultay süreci akla geliyor.
CHP yönetimi, MHP’nin parti içi tartışmalarını sadece izlemekle yetinmedi. “Değişim” söylemi üzerinden yürüyen muhalif hareketlere açık destek verildi. MHP’deki her çatlak, muhalefetin büyümesi adına siyasi fırsat olarak görüldü. Sonrasında İYİ Parti’yle kurulan yakın ilişki ve 15 CHP milletvekilinin geçici olarak bu partiye gönderilmesi, bu stratejinin en somut örneği olarak tarihe geçti. Bu ilişki biçimi 2023 seçimlerinde altılı masayı doğurdu ama günün sonunda yüne birbirlerini suçladılar.
CHP’nin iç tartışmalarına taraf olmuyor, parti içindeki gruplardan birini desteklemiyor, krizden siyasi kazanç devşirmeye çalışmıyor. Tam tersine, Sayın Devlet Bahçeli’nin yaptığı açıklamalarda ortak vurgu; hukukun işletilmesi, sağduyunun korunması ve ana muhalefet partisinin kurumsal yapısının zarar görmemesi gerektiği yönünde.
Bir anlayış, rakibinin zayıflığını siyasi kazanca dönüştürmeye çalışıyor. Diğeri ise siyasi rekabeti sandıkta yapmayı, parti içi krizleri istismar etmemeyi tercih ediyor.
Elbette siyasi partiler birbirini eleştirir. Demokrasi bunu gerektirir. Ancak başka bir partinin iç tartışmalarını derinleştirmeye çalışmakla, o tartışmalar karşısında devlet ciddiyeti ve siyasi olgunluk sergilemek arasında önemli bir fark var.
Kişilere değil oy veren seçmene duyulan saygı çok önemlidir. Eleştiriler siyasi rakiplere yönelik olarak yapılır ancak seçmene duyulan saygı; gerçeği anlatmayı, yanıltmamayı gerektirir. O nedenle genel başkanların söyledikleri dikkatle dinlenir.
MHP’nin bugün CHP’ye yönelik tutumu, geçmişte kendisine gösterilen tavrın bir rövanşı değil; siyaset anlayışının bir yansımasıdır.
Siyasette gerçek kalite, rakibiniz düştüğünde onu tekmelemek değil; rekabeti milletin huzurunda, sandıkta sürdürmektir. Türkiye’nin tam da buna ihtiyacı olduğu görülüyor.
