Google Derinlemesine Analiz, Teyitli Haber! Tıkla ve favori kaynağın yap.

Türkiye Yüzyılı: Denge değişiyor, ezberler bozuluyor

GİRİŞ:
2026-08-10
saat ikonu 10:34
|
GÜNCELLEME:
2026-08-10
saat ikonu 10:34

’de bazı gelişmeleri günlük siyasetin dar kalıpları içinde okumak mümkün değil.

Çünkü mesele artık bir hükümetin bir dönemlik politikası değil.

Türkiye’nin yüzyıllık jeopolitik kuşatmasını kırıp kırmadığıdır.

Bir asır sonra Türkiye petrollerinde yeniden söz sahibi oluyor.

40 yıllık terör sorunu, “” hedefiyle tasfiye edilmek isteniyor.

Suriye ve Irak’ın kuzeyinde bir terör devleti kurulması ihtimali boşa çıkarılıyor.

Irak’la güvenlik işbirliği güçlendiriliyor, Kalkınma Yolu ile Türkiye’nin bölgesel ticaret ve ulaştırma merkezi olmasının önü açılıyor.

Karabağ’da Azerbaycan’ın zaferiyle Kafkasya’daki dengeler değişiyor.

Ermenistan’la normalleşme ihtimali artık savaş ve çatışma üzerinden değil, bölgesel barış üzerinden tartışılıyor.

Ve şimdi…

’de Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında yeni bir stratejik işbirliği zemini ortaya çıkıyor.

Bütün bunları yan yana koyduğunuzda karşınıza tek tek olaylar değil, büyük bir jeopolitik dönüşüm çıkıyor.

ASIL KIRILMA ’TE YAŞANIYOR

Bu dönüşümün içerideki en önemli ayağı ise Meclis’te görüşülen Terörsüz Türkiye çerçeve yasası.

Çünkü Türkiye ilk defa 40 yıllık terör sorununu yalnızca silahlı mücadeleyle değil, hukuki ve siyasi bir çerçeveyle de sona erdirme iddiasını Meclis’in önüne koyuyor.

Tam da burada muhalefetin sınavı başlıyor.

Ve bazı siyasi partilerin yaşadığı savrulma dikkat çekiyor.

Yeni Parti önce “destek vermeyeceğiz” çizgisinde duruyordu.

Eleştiriyor, mesafe koyuyor ve siyasi maliyet hesabı yapıyordu.

Fakat süreç Meclis’e geldiğinde tablo değişti. Önce ‘itiraz ediyoruz imza vermeyeceğiz’ açıklaması yapıldı günün sonunda “Evet oyu vereceğiz” dönüşümü yaşaşandı.

Peki ne oldu?

Değişen yasa mı?

Değişen Türkiye mi?

Hayır.

Değişen siyasi hesap oldu.

MESELE ARTIK ERDOĞAN MESELESİ DEĞİL

Çünkü Terörsüz Türkiye meselesinde siyaset yapmak kolay değil.

Türkiye 40 yıllık terör sorununu gerçekten bitirme noktasına gelirse, buna “hayır” demenin siyasi bedeli ağır olabilir.

İşte muhalefetin ikilemi tam burada başlıyor.

Bir tarafta iktidara karşı çıkma refleksi…

Diğer tarafta Türkiye’nin terörden kurtulması ihtimali.

Sonunda tercih ortaya çıkıyor:

Eleştir, ama evet de.

Bu aslında Türkiye’nin geldiği noktanın en çarpıcı göstergelerinden biridir.

Çünkü mesele artık “Erdoğan ne yapıyor?” meselesinden çıkmıştır.

Mesele şudur:

Türkiye terör sorununu bitirirken siz hangi tarafta duracaksınız?

Terörsüz Türkiye’nin karşısında mı?

Yoksa eksikleri ve itirazları saklı tutarak Türkiye’nin önünü açacak bir düzenlemeye destek mi vereceksiniz?

Yeni Parti’nin yaşadığı savrulma, işte bu siyasi gerçekliğin sonucudur.

TÜRKİYE’NİN DIŞ POLİTİKASI SADECE ANKARA’DA YAZILMIYOR

İçeride Terörsüz Türkiye süreci yürürken dışarıda da başka bir denklem kuruluyor.

Kerkük’ten Bağdat’a…

Suriye’den Karabağ’a…

Kafkasya’dan Körfez’e…

Türkiye artık sadece kendi güvenliğini korumaya çalışan bir ülke değil.

Çevresindeki güç dengelerini etkileyen bir aktör.

Irak’la güvenlik işbirliği…

Kalkınma Yolu…

Savunma sanayiindeki bağımsızlaşma…

Azerbaycan’la stratejik ortaklık…

Ermenistan’la normalleşme arayışı…

Afrika açılımı…

Avrupa’nın savunmasına destek…

Suudi Arabistan ve Pakistan’la gelişen stratejik ilişkiler…

Ve bütün bunların merkezinde aktif diplomasi.

Bu tabloyu görmeden Türkiye’nin bugününü anlamak mümkün değil.

İSRAİL’İN HESABI DA DEĞİŞİYOR

Bölgede yeni ortaklıklar ve yeni caydırıcılık merkezleri oluşurken İsrail’in bölgesel hareket alanı da bundan bağımsız düşünülemez.

Netanyahu hükümetinin bölgeyi kendi güvenlik anlayışı doğrultusunda Hindistan, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rumlarıyla yakınlaşıp şekillendirme çabası, karşısında giderek daha fazla bölgesel aktör buluyor.

Türkiye’nin askeri kapasitesi…

Suudi Arabistan’ın ekonomik ve siyasi ağırlığı…

Pakistan’ın askeri gücü…

Bunların aynı stratejik zeminde buluşması, bölgedeki güç hesabını değiştirebilecek bir gelişmedir.

Dolayısıyla mesele yalnızca üç ülkenin bir anlaşma imzalaması değildir.

Mesele yeni bir caydırıcılık mimarisinin oluşma ihtimalidir.

İran bugün yüksek sesle itiraz ediyor görünse de aslında mesajı alan ilk ülkedir.

TARİHİN AKIŞI DEĞİŞİRKEN EZBERLER DEĞİŞİYOR

Bugün Türkiye’nin önündeki tabloya bakın:

Kerkük’te enerji…
Irak’ta güvenlik…
Kalkınma Yolu’nda ekonomi…
Suriye’de terörle mücadele…
Karabağ’da jeopolitik kazanım…
Ermenistan’la normalleşme…
Meclis’te Terörsüz Türkiye…
Mekke’de yeni stratejik ortaklık…

Bunların tamamını tesadüf olarak görmek mümkün mü?

Elbette hayır.

Bu, uzun süredir uygulanan aktif diplomasi, savunma sanayii yatırımları, terörle mücadele ve bölgesel ortaklık politikasının ortaya çıkardığı yeni tablodur.

Türkiye’nin önündeki asıl mesele artık “Bölgesel güç olabilir miyiz?” sorusu değildir.

Türkiye’nin bölgesel gücünü nasıl kalıcı hale getireceğidir.

Ve bugün tartışılması gereken de budur.

Çünkü Türkiye’nin gücü arttıkça eski siyasi ezberler bozuluyor.

Dün “olmaz” denilenler bugün oluyor.

Dün karşı çıkılanlar bugün destekleniyor.

Dün imkânsız görülen ittifaklar bugün kuruluyor.

Ve en önemlisi:

Türkiye kendi hikâyesini başkalarının yazmasını beklemiyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderliğinde kendi hikâyesini kendisi yazıyor.

Türkiye Yüzyılı iddiasının gerçek sınavı da tam olarak budur.

Türkiye ve dostları yeni bir güç dengesi kurarken, eski dengelerin aktörleri bu değişime nasıl cevap verecek?

İçeriden ve dışarıdan gelen itirazlara bakılınca ilk işaretler şimdiden görülüyor:

Türkiye gücünü ve ağırlığını artırıyor.
Terörsüz Türkiye hedefi Meclis’e taşınıyor.
Bölgesel ortaklıklar genişliyor.
Ve Ortadoğu’nun dengeleri yeniden kuruluyor.