Google Derinlemesine Analiz, Teyitli Haber! Tıkla ve favori kaynağın yap.

Erdoğan'a güven 468'le tescillendi

GİRİŞ:
2026-08-11
saat ikonu 13:17
|
GÜNCELLEME:
2026-08-11
saat ikonu 13:17

468 OY: ELLER KAOS İÇİN DEĞİL, TÜRKİYE’NİN GELECEĞİ İÇİN KALKTI

Türkiye, “Terörsüz Türkiye” sürecinin en önemli siyasi eşiklerinden birini geçti.
Çerçeve yasa, ’nda 468 evet, 88 hayır ve 6 çekimser oyla kabul edildi.

Bu yalnızca bir kanun oylaması değildir. Bu tablo, Türkiye’nin terör sorununu çözme iradesinin Meclis’te ne kadar geniş bir karşılık bulduğunu göstermektedir.

Eller kardeşlik için kalktı.
Eller silahların bırakılması için kalktı.
Eller Türkiye’nin geleceği için kalktı. Kaos için kalkmadı.

Başörtüsü özgürlüğü için ‘Eller kaosa kalktı’ manşeti atan zihniyet bir kez daha kaybetti. Toplumsal kutuplaşmadan beslenen bu yapı, iktidar karşıtlığı üzerinden milletin hayrına olacak işlerde bile baştan reddiyeci tutumundan vazgeçmiyor.

, ve grupları büyük ölçüde aynı istikamette durdu. CHP, Saadet başta olmak üzere muhalefet içerisindeki farklı siyasi partilerden de “evet” oyları geldi.

Bunun anlamı açıktır:

Türkiye’nin terör sorununu çözme konusunda siyasi partiler arasında, bütün farklılıklara rağmen, ortak bir zemin oluşmuştur.

’A GÜVENİN İŞARETİ VE CUMHUR İTTİFAKINA AÇILAN BÜYÜK BİR KREDİ

468 oy yalnızca bir Meclis aritmetiği olarak okunmamalıdır. Bu sonuç, aynı zamanda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yürüttüğü sürece yönelik siyasi güvenin önemli bir göstergesidir. Teklifin içinde Abdullah Öcalan’a statü, PKK elebaşlarının affı, bölünme ya da ana dil tartışması bulunmuyor. Üstelik açıkça silah bırakma şartına dayandığı görülen bir düzenlemeden söz ediyoruz.

2 yıllık sürecin ardından ortaya çıkan güçlü sonuç, terörle mücadele ve ülke yönetimi konusunda Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ve Cumhur ittifakına açılan yeni bir kredi olarak yorumlanabilir.
Çünkü siyasi partiler, farklı görüşlere ve farklı tabanlara sahip olmalarına rağmen, Türkiye’nin terörden arındırılması hedefinin arkasında durmuştur.

Üstelik bunu bir tehdit altında oldukları için değil, siyasi iradeleriyle yapmışlardır. Meclis’te oluşan bu tablo, “Terörsüz Türkiye” hedefinin yalnızca iktidarın projesi olmadığını; Türkiye’nin çok geniş bir siyasi kesiminde karşılık bulduğunu ortaya koymuştur.

Ayrıca yasa Meclis’ten geçmiş olsa bile son karar yine başkomutan sıfatıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ait olduğu unutulmamalı.

Şimdi sıra örgütte

Meclis iradesini ortaya koymuştur.

Devlet iradesini ortaya koymuştur.

Siyasi partiler iradelerini ortaya koymuştur.

Artık gözler örgütün atacağı adımdadır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bu kadar geniş bir mutabakatla ortaya koyduğu iradeye rağmen silahların bırakılmaması, örgütün kendi açısından da ciddi bir siyasi maliyet üretir.

Çünkü bugün artık mesele “Türkiye ne yapacak?” sorusundan çıkmıştır.

Asıl soru şudur:

Örgüt, Türkiye’nin ortaya koyduğu bu iradeye nasıl cevap verecek?

Türkiye’nin önüne koyduğu siyasi ve hukuki zemine rağmen silahların bırakılmaması, örgütün yalnızca Türkiye ile değil, kendi siyasi geleceğiyle de çelişmesi anlamına gelir.

Türkiye kendi devletine güveniyor

Bu oylamanın belki de en önemli sonucu budur.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, terör sorununu çözebilecek güce, iradeye ve siyasi kapasiteye sahip olduğunu göstermiştir.

Meclis’te ortaya çıkan 468 oy, aslında Türkiye’nin kendi geleceğine verdiği oydur.

Devlete güvenin oyudur.

Siyasetin terör karşısında ortak akıl üretebileceğinin oyudur.

Ve en önemlisi, Türkiye’nin geçmişin acılarını geleceğin kaderi haline getirmek istemediğinin ilanıdır.

Şimdi bu iradeyi sahada somutlaştırma zamanı.

Silahların tamamen devreden çıkması, terör örgütünün tasfiye sürecinin tamamlanması ve Türkiye’nin enerjisini güvenlik sorunlarından kalkınmaya yöneltmesi gerekiyor.
Bundan sonraki süreçte yeni bir siyasi dil inşasıyla birlikte siyasi ve hukuki reformların gerçekleştirilmesi, yeni politikalar geliştirilmesi ve toplumun tüm kesimlerini kapsayan rıza üretilmesi toplumsal birliğin güçlenmesi bakımından önem taşıyor. O nedenle bugüne kadar verdikleri destek önemli olan siyasi partilere bundan sonra daha büyük sorumluluk düşüyor.


Yeni Parti ve Özgür Özel açısından ise ciddi bir siyasi sınav

Bu süreçte en dikkat çekici tablo ise Yeni Parti’nin tutumudur.

Parti yönetiminin önce farklı bir pozisyon ortaya koyması, ardından gelen baskılar ve tartışmalar sonrasında milletvekillerini serbest bırakması, siyasi açıdan ciddi soru işaretleri doğurdu.

Özgür Özel açısından mesele yalnızca hangi milletvekilinin hangi oyu verdiği değildir.

Mesele liderliktir. Meclis’te en fazla milletvekiline sahip muhalefet partisinin lideri, Türkiye’nin en kritik meselelerinden birinde net bir siyasi pozisyon ortaya koyabilmeli, partisinin milletvekillerini aynı hedef doğrultusunda ikna edebilmeli ve topluma neye “evet”, neye “hayır” dediğini açık biçimde anlatabilmeliydi. Bu yapılamadığı gibi net bir siyasi liderlik görüntüsü de ortaya çıkmadı.

Dolayısıyla bu oylama, yalnızca iktidarın değil, muhalefetin de karnesi oldu.
Ve bu karneye bakıldığında Yeni Parti sınıfta kaldı.

Ekrem İmamoğlu’ndan son dakikada gelen destek mesajı çok geç kaldı ve bir işe yaramadı.

Özgür Özel ise Türkiye’nin böylesine tarihi bir eşikten geçtiği bir dönemde, ana muhalefet liderliğinin gerektirdiği siyasi ağırlığı ortaya koymakta zorlandı.

En yakın adamları bile hayır oyu kullandı.