Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Türkiye siyasetinde taşlar yeniden yerinden oynuyor.
Bir tarafta Terörsüz Türkiye süreci, diğer tarafta muhalefet cephesindeki parçalanma ve yeniden yapılanma arayışları… Buna AK Parti ve Cumhur İttifakı’nın artan siyasi hareket alanı da eklenince, Türkiye yeni bir siyasi denkleme doğru ilerliyor.
Bu tablonun merkezinde ise Meclis’ten geçen Terörsüz Türkiye çerçeve yasası var.
Devletin pozisyonu başından beri aynı
Çerçeve yasanın Meclis’ten geçmesi önemli bir siyasi eşik.
Ancak burada kritik nokta, yasanın kendisinden çok bundan sonraki uygulama. Devletin başından beri ortaya koyduğu temel şart değişmedi:
Silah bırakılacak ve bu durum devletin yetkili makamları tarafından tespit edilerek kayıt altına alınacak.
Dolayısıyla bundan sonra sözlerden çok eylemler konuşacak.
Örgütlerin açıklamaları, kongre kararları veya siyasi deklarasyonlar elbette önemli. Ancak devlet açısından belirleyici olan, silahların gerçekten bırakılıp bırakılmadığı ve bunun resmî makamlar tarafından doğrulanması olacak.
Bu nedenle çerçeve yasa bir sonuç değil, yeni bir aşamanın başlangıcı.
DEM Parti kendisini yeniden tarif edecek mi?
DEM Parti’nin kongre tarihini 6 Eylül’e çekmesi de bu açıdan dikkat çekici. Parti yönetiminde, tüzük ve programda değişiklik bekleniyor. Ancak asıl soru şu:
DEM Parti, Terörsüz Türkiye sonrasında kendisine yeni bir siyasi format çizecek mi?
Bugüne kadar büyük ölçüde kimlik ve etnik siyaset üzerinden şekillenen siyasi çizginin, Türkiye’nin tamamına ilişkin ekonomik, sosyal ve demokratik meseleleri daha fazla gündemine alan bir partiye dönüşüp dönüşmeyeceğini göreceğiz.
Başka bir ifadeyle DEM Parti için önümüzdeki dönem yalnızca bir kongre dönemi değil, aynı zamanda bir siyasi kimlik yenileme dönemi olabilir.
Suriye tarafında ise SDG’nin fesih yönünde açıklama yapacağını duyurması ayrıca önemli. Türkiye açısından burada da temel ölçü aynı olacak:
Söylem değil, sahadaki fiilî durum.
Yeni Parti’de gazozun gazı mı kaçtı?
Muhalefet cephesinde şuan için en dikkat çekici figür ise Yeni Parti.
İlk günlerde güçlü motivasyon oluşturan Yeni Parti, Terörsüz Türkiye konusunda yaşadığı ikilem nedeniyle eleştirilerin hedefinde.
Önce destek vermeyeceğini söyleyip ardından “evet oyu vereceğiz” noktasına gelmesi, tabanda ciddi soru işaretleri oluşturdu. Hatta parti için “gazozun gazı kaçtı” benzetmesi yapılmaya başlandı.
Ekrem İmamoğlu ve Dilek İmamoğlu’nun Yeni Parti’ye geçmesi ise herkesin aklına aynı soruyu getiriyor:
İmamoğlu etkisi yeni partide ne kadar hissedilecek?
Bunu bugünden söylemek zor. Çünkü henüz en önemli veri açıklanmış değil:
Üye sayısı.
Bir siyasi partinin gücünü yalnızca tanınmış isimlerin katılımı değil, örgütlenme kapasitesi ve toplumdan aldığı destek belirler.
CHP’den üye koparmak başarı mıdır?
Burada Yeni Parti açısından başka bir sorun daha var. CHP’den istifa eden bazı isimlerin Yeni Parti’ye geçmesi elbette siyasi açıdan takip edilmesi gereken bir gelişme. Ama bunun adına hemen “başarı” demek doğru değil.
CHP’nin yaklaşık 2 milyonluk bir üye tabanı bulunuyor. Çünkü CHP’yi bölmek ile CHP’nin seçmeninden bağımsız yeni bir siyasi taban oluşturmak aynı şey değil.
Gerçek başarı, CHP’den kopanları transfer etmek değil; CHP’nin, AK Parti’nin, MHP’nin veya başka partilerin seçmeninden bağımsız olarak yeni bir seçmen kitlesi yaratabilmek. Yeni Partinin önündeki asıl sınav da bu olacak. Yoksa CHP tabanının yarısına sıkışıp kalmış bir parti Türkiye için çözüm olması hiç kolay değil.
CHP’de işler Meclis’in açılmasıyla hızlanabilir
CHP cephesinde ise gözler Meclis’in açılmasına çevrilmiş durumda.
Kılıçdaroğlu yönetimine yönelik parti içindeki eleştiriler giderek daha fazla seslendirilmeye başlandı. Kurultay tartışmaları yeniden gündeme geliyor.
Bülent Kuşoğlu’nun, “Kılıçdaroğlu aday olmadığını açıklarsa partiyi yönetemeyeceği” şeklindeki sözleri, CHP içerisindeki tartışmanın hangi noktaya geldiğini gösteriyor.
Fakat burada da henüz netleşmiş bir tablo yok. Çünkü Yargıtay’daki dava süreci tamamlanmadan kurultay yapılamıyor.
Kemal Kılıçdaroğlu ise şimdilik izliyor. Belki de en büyük avantajı burada.
Çünkü parti içindeki grupların birbirleriyle mücadele etmesini izleyip, sonunda oluşan tabloya göre bir tasfiye ve yeniden yapılanma hamlesi yapabilir.
En rahat aktör: Cumhur İttifakı
Bütün bu tartışmaların ortasında en rahat siyasi aktör ise Cumhur İttifakı.
AK Parti 25. kuruluş yılını geride bırakırken, İYİ Parti ve CHP’den gelen isimler ve farklı siyasi çevrelerden yaşanan katılımlar dikkat çekiyor.
Aydın Milletvekili Ömer Karakaş’ın AK Parti’ye geçişi özellikle İYİ Parti açısından şok etkisi yarattı. Bununla da sınırlı kalmayacağı, bazı belediye başkanlarının da AK Parti’ye geçmek için nabız yokladığı konuşuluyor.
Mansur Yavaş’a yakın olduğu ifade edilen bazı belediye başkanlarının AK Parti’ye geçmesi de Ankara siyaseti açısından ayrıca dikkat çekici.
Bütün bunlar Cumhur İttifakı’nın yalnızca Meclis aritmetiğinde değil, siyasi kadro ve yerel yönetimler alanında da elini güçlendiren gelişmeler.
467 oy ne anlatıyor?
Terörsüz Türkiye çerçeve yasasının 467 oyla kabul edilmesi, Meclis’teki siyasi tablonun önemli göstergelerinden biri.
Bu oy, yalnızca bir yasa için verilmiş bir oy değil.
Aynı zamanda Türkiye’nin terör meselesinde yeni bir döneme girme iradesinin Meclis’teki karşılığını gösteriyor.
Cumhur İttifakı açısından bu tablo ciddi bir rahatlama sağlıyor.
Muhalefet açısından ise başka bir gerçek ortaya çıkıyor:
Parçalı muhalefet, ortak bir siyasi oyun kurmakta zorlanıyor.
Türkiye artık başka bir döneme giriyor. Soru artık “erken seçim ne zaman?” değil.
Asıl soru şu:
Terörsüz Türkiye sonrasında kim kendisini yeniden kurabilecek, kim eski siyasetin içinde kalacak ve kim yeni siyasi dengelerin dışında kalacak?
Önümüzdeki dönem, bu sorunun cevabını verecek.
