Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Özel-İmamoğlu ikilisinin asıl sorunu:
Gerçeklerle Yüzleşmek Yerine Komplo Teorilerine Sığınmak..
CHP’nin eski Genel Başkanı Özgür Özel’in son açıklamaları, içine düştüğü siyasi çıkmazı göstermesi açısından dikkat çekici.
Özel, Birgün Gazetesi’ne verdiği demeçte, ‘rejimin saldırısı altındayız” derken bir adım daha ileri gidiyor ve “ulus ötesi güçlerin Türkiye üzerindeki hesaplarında CHP’yi ortadan kaldırma isteği bulunduğunu” söylüyor.
Bu sözler, Türkiye’de ve dünyada yaşanan değişimleri doğru okuyamayan bir siyasi ruh halinin dışavurumu olarak görülebilir. Çünkü uluslararası sistemin işleyişi ortada.
Duygular değil çıkarlar ön planda
Devletler ve küresel aktörler, duygularla değil çıkarlarla hareket ediyor. Asıl hata kendi çıkarları doğrultusunda hareket edenlere Türkiye’yi şikayet etmek ve bölgedeki kritik süreçlerde bu yapılarla ilişki içinde olmak..
Türk devletinin kurumsal aklı buna asla izin vermez. Bu durumu öyle komplo teorileriyle açıklamaya gere yok. Özel’in gözden kaçırdığı ve ‘müesses nizam’ diye olumsuzladığı şey aslında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yıllardır güvenip sonuç aldığı ‘Anadolu’nun feraseti’
Bu gerçeği kabul etmek yerine Avrupa başkentlerine giderek Türkiye’yi şikâyet etme yolunu tercih ettiler. Demokrasi, hukuk ve yargı tartışmalarını uluslararası platformlara taşıdılar. Fakat bekledikleri desteği bulamadılar. Kulislerde konuşulanlar da bu tabloyu destekliyor.
Sosyalist Enternasyonal’in toplantılarına katılan bazı isimlerin, Özgür Özel’in hemen her konuşmasını Ekrem İmamoğlu eksenine oturtmasından rahatsızlık duyduğu ifade ediliyor. Türkiye’nin geleceğine ilişkin kapsamlı bir siyasi vizyon yerine sürekli aynı gündemin tekrar edilmesinin rahatsızlık oluşturduğu belirtiliyor.
Yine uluslararası toplantılarda CHP heyetine ayrılan ilginin geçmiş dönemlere kıyasla daha sınırlı kaldığı, bazı organizasyonlarda konuşmaların kısa tutulmasının özellikle talep edildiği yönünde değerlendirmeler yapılıyor.
Daha da önemlisi, Türkiye’ye gelen Avrupa heyetlerinin ve birçok yabancı temsilcinin önceliği Özel’le fotoğraf vermek değil, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yönetimiyle temas kurmak biçiminde oluyor. Enerji, savunma, göç, ticaret ve bölgesel güvenlik başlıklarında anlaşmalar yapılırken muhalefetin beklentilerinin uluslararası gündemin gerisinde kaldığı ortada..
Bu durumun temel nedeni ideolojik tercihler değil, devletlerin çıkar hesabıdır.
Bugün Avrupa’nın Türkiye’ye ihtiyacı var. Enerji güvenliğinden göç yönetimine, savunma sanayinden bölgesel krizlere kadar birçok konuda Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğindeki Türkiye kritik bir aktör konumunda.
Dolayısıyla Avrupa başkentleri açısından esas muhatabın Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve onun seçilmiş yönetimi olduğu görülüyor.
Öte yandan Avrupa Parlamentosu’nda Türkiye’ye yönelik eleştirilerin ve bazı yaptırım çağrılarının arka planında CHP’nin uluslararası alandaki yoğun temaslarının etkili olduğunu düşünenler de bulunuyor.
Özellikle Adalet Bakanı Akın Gürlek’e yönelik bazı yaptırım girişimlerinin Ankara’da bu çerçevede değerlendirildiği biliniyor.
Ancak bütün bunlar başka bir gerçeği değiştirmiyor:
Uluslararası sistem, güçlü gördüğü aktörlerle çalışır. Güven vermeyen, istikrar üretemeyen ve ülkesinin geleceğine ilişkin net bir vizyon ortaya koyamayan siyasi hareketlere destek vermez.
Bu nedenle bugün Özgür Özel ve ekibinin karşı karşıya olduğu sorun iddia ettikleri gibi “ulus ötesi güçlerin operasyonu” değil; toplumun ve uluslararası çevrelerin güvenini kazanmakta yaşadıkları zorluktur.
Asıl sorulması gereken soru şudur:
Türk devleti, bölgesel savaşların yaşandığı, küresel rekabetin sertleştiği ve jeopolitik dengelerin yeniden kurulduğu bir dönemde, sürekli dış güçlerden şikâyet eden ve her başarısızlığını siyasi komplo teorileriyle açıklayan bir siyasi anlayışla yol yürüyebilir mi?
Siyaset, mazeret üretme değil güven verme sanatıdır.
Ve görünen o ki İmamoğlu-Özel yönetimi hâlâ bu temel gerçeği kavrayabilmiş değil.
