Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğindeki Türkiye, yarın NATO devlet ve hükümet başkanlarını ağırlamaya hazır. Dünyanın gözü 36. NATO Zirvesinin gerçekleşeceği Ankara’da olacak. İttifak üyesi devlet ve hükümet başkanları dışındaki liderleri de eklediğimizde 45 ülke Ankara zirvesine katılıyor.
Körfez ülkeleri, Ukrayna ve Suriye devlet başkanları sadece birkaçı..
“Erdoğan davet etmeseydi gitmezdim” diyen ABD Başkanı Donald Trump’ın katılımı ilgini tek nedeni değil. Asıl önemli olan, NATO’nun geleceğine yön verecek kararların Ankara’da alınacak olması.
Daha da önemlisi, Türkiye belki de NATO’ya üye olduğu 1952 yılından bu yana ittifak içinde hiç bugünkü kadar stratejik bir ağırlığa ulaşmadı.
Soğuk Savaş yıllarında Türkiye, NATO’nun güneydoğu kanadındaki ileri karakoluydu. Bugün ise yalnızca bir sınır ülkesi değil; Avrupa güvenliği, Karadeniz, Orta Doğu, Kafkasya ve Akdeniz’i aynı anda etkileyebilen jeopolitik bir merkez ülke konumunda.
İşte Ankara Zirvesi bu gerçeğin tescil edileceği toplantı olmaya aday.
NATO geçmişte Prag, Madrid ve Lahey zirvelerinde önemli kararlar aldı. Ancak Ankara’nın farkı, yeni kararlar üretmekten çok “İttifak’ın güç merkezini ve görev paylaşımını yeniden tanımlayacak” olması.
ABD’nin nükleer caydırıcılığı sürdürürken konvansiyonel savunmada Avrupa’ya daha fazla sorumluluk vermesi, askeri komuta yapısındaki değişiklikler, savunma sanayiinde NATO standartlarının yeniden öne çıkması ve yeni çok uluslu iş birliği modelleri bunun en somut göstergeleri.
Ancak Ankara Zirvesi’nin asıl başarısı yayımlanacak bildirilerden çok ortaya koyacağı siyasi iradeyle ölçülecek.
Her şeyden önce zirve, NATO’nun dayanışmasını ve iç bütünlüğünü güçlü biçimde göstermeli. Güney kanadı ile doğu kanadını birbirinden kopuk iki ayrı güvenlik alanı olarak değil, birbirini tamamlayan tek bir stratejik cephe olarak ele almalı.
‘Türkiye ile göz hizasında müttefiklik’
Çünkü Avrupa’nın Türkiye ile stratejik iş birliğini derinleştirmesi sadece Türkiye’nin değil, Avrupa’nın da güvenliğini güçlendirecek. Böyle bir ortaklık Avrupa’ya savunmada daha güçlü, diplomaside daha güvenilir ve Küresel Güney ile ilişkilerinde daha etkili bir konum kazandıracaktır.
Aynı şekilde Türkiye’nin de Avrupa ile yapıcı ilişkilerini güçlendirmesi; ekonomik refahına, kurumsal kapasitesine ve küresel etkisine önemli katkılar sağlayacaktır.
Dolayısıyla mesele tek taraflı bir ihtiyaç değildir. Türkiye’nin Avrupa’ya ihtiyacı olduğu kadar, Avrupa’nın da değişen küresel dengelerde Türkiye’ye ihtiyacı vardır.
Elbette Ankara Zirvesi bütün sorunları tek başına çözemeyecek. Zirvelerin amacı da zaten bütün krizleri bir gecede ortadan kaldırmak değil, yeni dönemin rotasını belirlemektir.
Türkiye, şekillenmekte olan “NATO 3.0” dönemine yön verebilecek askeri kapasiteye, savunma sanayi altyapısına, diplomatik tecrübeye ve jeopolitik ağırlığa sahip birkaç ülkeden biri olarak öne çıkıyor.
Avrupa stratejik davranabilecek mi?
Bu nedenle asıl soru Türkiye’nin ne yapacağı değil; müttefiklerin değişen dünyanın gerçeklerini okuyup okuyamayacağıdır.
Eğer Ankara Zirvesi geçmişin tartışmalarını geride bırakıp Türkiye ile Avrupa arasında karşılıklı güvene dayalı yeni bir stratejik ortaklığın kapısını aralayabilirse, yalnızca Türkiye açısından değil, NATO’nun çok kutuplu dünyanın güvenlik mimarisine uyum sağlaması bakımından da tarihi bir dönüm noktası olarak kayıtlara geçecektir.
Çünkü bugün Ankara’da konuşulan sadece NATO’nun geleceği değil; aynı zamanda Türkiye’nin yükselen stratejik konumudur. Türkiye NATO’da hiç olmadığı kadar önemli bir döneme girmiş bulunuyor.
Ordusu bile olmayan Avrupalı üyelerin, NATO’nun askeri gücünün en büyük parçalarından birinin Türkiye olduğunu unutmaması gerekiyor.
Avrupa’nın güvenliği Türkiye’nin askeri gücüne emanet.
Ve açıkça görülüyor ki, bu güç parayla ölçülemez büyüklükte..
