Kuşatmadan zafere Ankara’nın stratejik sabrı

GİRİŞ:
2026-01-26
saat ikonu 08:56
|
GÜNCELLEME:
2026-01-26
saat ikonu 09:00

Cumhurbaşkanı liderliğinde stratejik sabırla kuşatmayı yarıp bölgede dengeleri değiştiren , ile göz hizasında görüşen tek ülke konumuna geldi.

Ankara, ’de sonuç alan stratejisini Amerikan başkanlık seçimleri öncesi başlatmıştı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, hem görevden ayrıldığında hem de kampanya sürecinde ABD Başkanı ’la iyi ilişkilerini sürdürdü. Biden’la hiçbir konuda ilerleme sağlanamazken Trump’ın

gelişiyle Türkiye ABD ilişkileri ivmelendi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rusya Ukrayna krizi, Azerbaycan Ermenistan, İran ve Hamas başlıklarında arabulucu sorun çözücü olarak Trump’a yardımcı oldu.

Ankara izlediği kazan kazan hedefiyle örtüşen diplomatik stratejiyle henüz bir yılını doldurmadan Trump’ı ve Washington’u ikna etmeyi başardı.

TRUMP’TAN “TÜRKİYE’NİN ENDİŞELERİNİ GİDERİN” TALİMATI

İki ülke ilişkilerinde en zehirli başlık sonradan SDG ismini alan / konusuydu. Odağını uzakdoğuya kaydırmayı hedefleyen Trump, Türkiye ile ilişkileri olması gerektiği gibi stratejik ortaklık düzeyine çıkardı.

Tarihler 2025 yazını gösterirken muhalefet, ‘Suriye’de terör devletine söz verildi’ diye olumsuz propaganda yaparken ABD Başkanı Trump kurmaylarına şu talimatı veriyordu;

“Suriye’de beni Türkiye ile karşı karşıya getirmeyin. Türkiye’nin güvenlik endişelerini gidermeyen bir formül önermeyin.”

Trump Türkiye’yi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı öncelerken CENTCOM ilk defa Mazlum Abdi’ye şunu söylüyordu. “Amerika’nın koruması desteği ilelebet devam etmeyecek, akıllı ol Ankara’nın endişelerini gider.”

Bu diyaloglar ve Suriye ordusunun ilerleyişi sayesinde Türkiye varoluşsal tehdit gördüğü PKK konusunu 2026’nın ilk aylarında çözdü. PKK’nın Rojava hayali ise ‘çöp oldu.”

“ORTADOĞU’YU BİZE BIRAKIN” MESAJI

ABD ile krizdeki ilişkiler onarılırken stratejik ortaklık yeniden canlandırıldı. ABD için tehdidin artık Ortadoğu’da olmadığını anlatan Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, gelinen durumu şu sözlerle özetlemişti:

“ABD Ortadoğu’dan çekildiğinde bölgede barış ve istikrarı sağlayabilecek tek bölgesel gücün Türkiye olduğunu Amerikalı dostlarımızın anladıklarını düşünüyorum. Bu durumun ülkemizin bölgesel ve stratejik etkinliğini artıracağına inanıyorum.”

ŞİMDİ ENTEGRASYON DÖNEMİ

Suriye’deki gelişmelerden memnuniyet duyan ve terör sorununu büyük oranda çözen Ankara, içeride ‘Terörsüz Türkiye’ vizyonunu sürdürecek. Terör örgütü PKK’dan kopuşları hızlandıracak yasal adımların ilerleyen dönemde atılması bekleniyor.

Kuşatmadan zafere Ankara’nın stratejik sabrı

TÜRKİYE’Yİ KİMSE DURDURAMAZ

Görüştüğüm Ankara’daki kaynaklar gelinen aşamayı büyük bir fırsat olarak görüyor:

“Türkiye bölgenin en büyük ekonomik ve askeri gücü. Bu gerçek Ortadoğu, Balkanlar ve Kafkaslar için geçerli bir durum. Bölgenin her anlamda çekim merkeziyiz. Bölgedeki toparlanma devam ettiği sürece Suriye, Irak, Ermenistan tüm komşularımızın yüzünü döneceği yer Türkiye olacaktır. Şimdi komşularımızla ekonomik entegrasyon dönemi. Suriye’nin toparlanması, Irak’la imzalanan kalkınma yolu projeleri ülkemiz ve bölgemiz için önemli fırsatlar içeriyor”

Bu sözlerin kısa özeti ise, “Türkiye yıllardır beklenen büyüme sürecine girdi artık kimse durduramaz” cümlesinde saklı gibi görünüyor.

SURİYE’NİN YENİDEN İNŞASI 400 MİLYAR DOLAR

İç savaş sırasında ülkeyi terk eden milyonlarca Suriyeli mültecinin geri dönebilmesi için uygun yaşam ve ekonomik koşulların sağlanması büyük önem taşıyor.

Konutlara ilave olarak ülkede yollar, enerji santralleri ve iletişim hatlarının yeniden inşası için geniş çaplı yatırımlar yapılacak.

Türkiye’nin desteğiyle ekonomik yaptırımlar kaldırılırken petrol doğalgaz ve tarım gibi öz kaynaklar artık ülke ekonomisine akacak.

Yapılan uluslararası analizlere göre, Suriye'nin yeniden yapılanma ve inşa maliyetinin yaklaşık 400 milyar doları bulabileceği, bu maliyetin yüzde 65'inin konut sektöründen kaynaklanacağı tahmin ediliyor.

Öz kaynaklarını Esed döneminde büyük ölçüde kaybeden Suriye’nin yeniden inşa sürecinde uluslararası kuruluşların ve bölgesel güçlerin sunacağı finansal ve teknik desteğe ihtiyacı var. Bu desteğin sağlandığı konusunda önemli işaretler görünüyor. Suriye’nin yeniden inşasında Türk işadamları için önemli imkanlar bulunduğu biliniyor.

Kuşatmadan zafere Ankara’nın stratejik sabrı

TÜRKİYE YÜZYILI YENİ BAŞLIYOR

Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğinde adım adım gelinen aşama Cumhuriyet dönemi dış politikasının en büyük başarısı olarak karşımızda duruyor.

Türkiye’nin bundan sonraki stratejisi ise, Suriye ve Irak başta olmak üzere komşularla ekonomik ilişkileri geliştirmek. Karşılıklı ticaret ve işbirliğini artırmak.

Zoru başarıp dengeleri lehine çeviren Türkiye şimdi bağları sıklaştırma stratejisi izleyecek. Türkiye, yakaladığı rüzgar ve uyguladığı stratejiyle bölgede etkisini artırarak büyüyecek.

Görünen o ki “Türkiye Yüzyılı” yeni başlıyor.

--------------------------------------NE OLMUŞTU?--------------------------------

Yıllar süren iç savaşın ardından Suriye’de SDG’nin tasfiyesiyle tarihi bir viraj dönülüyor işler rayına oturmaya başlıyor. Gelinen aşamada Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderliğinde Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve MİT Başkanı İbrahim Kalın tarafından ilmek ilmek örülen strateji çalıştı ve Ankara bölgede aleyhine olan dengeleri değiştirmeyi başardı.

Çok değil 5 yıl geriye gittiğimizde güney sınırımızda kurulmak istenen terör koridoru tehlikesi en güçlü şekilde dile getiriliyordu. Karşımızda ABD, Rusya, İran, Suriye Esad rejimi ve adı SDG olarak değiştirilen PKK vardı.

15 Temmuz darbe girişimine rağmen Suriye’ye askeri operasyonlar yapan Türkiye, sınırındaki terör koridorunu parçaladı.

Esad rejimi Rusya ve İran’ın bombardımanı altında İdlip’te sıkışan muhalifleri ölümden kurtaran Ankara’ydı. İçeride muhalefet Esad’a mektup yazıyor ‘Türk askerini geri çekmekten ve kayıplar için tazminat ödemekten’ bahsediyordu.

2023 Cumhurbaşkanlığı seçimlerine giderken gündemdeki ana başlık sığınmacılar konusuydu.

Türk Amerikan ilişkilerini zehirleyen en önemli başlık; ABD’nin Suriye’de PKK’ya verdiği açık destekti. Donald Trump’ın ikinci kez seçilmesi sonrası Erdoğan-Trump ilişkisi Türkiye için avantaja döndü.

Stratejik akıl ve sabırla üretilen plan devreye alındı.

İçeride 21 Ekim’de Devlet Bahçeli’nin konuşmasıyla Terörsüz Türkiye süreci başlatıldı, Suriye’de ise hem ABD hem de SDG üzerinde baskı kuruldu. Bundan yaklaşık bir yıl önce 8 Aralık 2024’te Esad rejimi çöktü yerine Ahmet el Şara başkanlığındaki yeni yönetim geldi. Yeni Suriye yönetimini her alanda destekleyen Türkiye’nin birinci önceliği Ahmet Şara’ya uluslararası meşruiyet kazandırmaktı.

Ancak bu sırada Türkiye içinde, “SDG PYD’ye askeri operasyon yapın terör sorununu harekatla çözün” baskısı gündeme getiriliyordu.

Ankara’nın önceliği ise askeri operasyon değil Şara’ya uluslararası meşruiyet kazandırmaktı.

Türkiye, Esad’ın devrilmesi sonrası 911 km’lik en uzun kara sınırına sahip olduğu Suriye’de bütün gücüyle sahadaydı. Rusya ve İran bölgeden çıkmak durumunda kalmış Şam yönetimine en büyük desteği Ankara vermişti.

Rusya Ukrayna ile uğraşıyor İran ise kendi derdine düşmüşken konjonktür Türkiye lehineydi. Ama boş durmayanlar vardı. İsrail

önce Lazkiye’de Nusayrileri ardından Suveyda’da Dürzileri ayaklandırdı. Suriye yönetimi Türkiye’nin açık desteğiyle bu kalkışma girişimlerini bastırdı.

Uluslararası konjonktür hiç bu kadar Türkiye’nin lehine olmamıştı. içerideki siyasi atmosfer (CHP’li belediyelere operasyon yapılmasına rağmen) olumluydu Meclis’teki siyasi partiler Terörsüz Türkiye masasına oturmuştu.

Bir yandan ‘Terörsüz Türkiye süreci ilerlerken diğer yandan Ankara Washington hattında iletişim hiç kesilmedi..

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tecrübesi ve etkili ilişkileri Türkiye’yi öne çıkardı. ABD Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın açıklamaları kamuoyunda zaman zaman tepki çekse de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bilgisi dahilinde, MİT Başkanı İbrahim Kalın ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan Barrack’la iletişimi en iyi şekilde sürdürdü. Barrack Türkiye için önemliydi.

O sırada tarihler 2025 yazını gösteriyor ve ABD Başkanı Trump kurmaylarına şu talimatı veriyordu; “Suriye’de beni Türkiye ile karşı karşıya getirmeyin” diyordu.

Ardından Trump Ahmet Şara’yı önce Suudi Arabistan’da ardından Beyaz Saray’da kabul etti o görüşmeye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da katıldı. Bu görüşmelerde Türkiye’nin büyük etkisi vardı.

Böylece Şam yönetimi DEAŞ’la mücadele koalisyonuna dahil edildi Sezar yaptırımları dahil tüm yaptırımlar kaldırıldı. Sıra da SDG PKK’ya destek veren AB ülkeleri vardı. Trump’ın ardından AB liderleri de Şara’yı Şam’da ziyaret etti. Artık ABD ve AB’nin muhatabı Şam yönetimiydi.

Satranç tahtasında son hamle SDG’ydi. 10 Mart mutabakatının süresi dolarken Türkiye, ABD ve Şam, SDG-YPG’ye entegrasyon baskısını artırdı. İsrail’e ve ABD’deki Siyonistlere güvenen SDG YPG zamana oynamaya çalıştı ama kaybetti.

ABD desteğini geri çekerken Türkiye destekli Suriye Ordusu önce Halep’i kontrol altına aldı ardından iki günde SDG YPG’yi kontrol ettiği alanlardan çıkardı. Uzun süredir temas kurulan Arap aşiretleri de SDG’den ayrılıp Şam yönetimine tabi oldu.

Gelinen son noktada ABD Başkanı Trump, SDG ile yolları ayırdıklarını açıkladı. Tom Barack ise yeni partnerlerinin Ahmed Şara yönetimindeki Şam yönetimi olduğunu duyurdu.

Aynel Arap ve Haseke’ye hapsolan SDG’ye verilen 4 günlük sürenin sonuna gelindi. SDG’nin kurduğu Rojava hayali iki günde çöpe döndü. Gözyaşlarıyla yalvarmalar ve provokasyonlar işe yaramadı.

Şimdi ya Şam yönetimine entegre olacaklar ya da Kandil’in baskısıyla harakiri yapacaklar.