Alkıştan Sorumluluğa: MHP’nin 57. Yılı Destanı

GİRİŞ:
2026-02-12
saat ikonu 09:39
|
GÜNCELLEME:
2026-02-12
saat ikonu 09:39

Milliyetçilik ve Kırılgan Dünyada Anlayışı

Yol yürümek, siyasette hızdan çok duruş meselesidir.

“Durma, yürü” diye seslenilen liderler çoktur; asıl mesele, o yürüyüşün ardında yürüyenlerin kim olduğu, neye inandığı ve hangi yarını omuzladığıdır. gibi hafızası derin, yarası da umudu da kalabalık bir ülkede liderlik, kalabalık seslerin üstüne çıkmaktan ziyade gürültüyü yatıştıracak bir istikameti sabırla işaret edebilmektir.

Milliyetçi Hareket Partisi, tam 57 yıldır, bir siyasi parti olmanın ötesinde; Türkiye’nin varlık kaygılarını, refleksini ve tarihsel hafızasını siyasal dile tercüme eden bir düşünce hattıdır. ’nin taşıdığı milliyetçilik, dar bir kimlik siyaseti olarak okunamaz; MHP milliyetçiliğini, devlet fikrini, ülke bütünlüğünü ve toplumsal sürekliliği birlikte korumayı amaçlayan bir çerçeve olarak okumak gerekir. Türkiye gibi jeopolitiği sert, tarihsel kırılmaları yoğun bir ülkede milliyetçilik çoğu zaman ideolojik bir sloganın ötesine geçerek hayatta kalma aklı olarak tezahür eder.

Bu çizginin teorik omurgası, Alparslan Türkeş’in “millet-devlet sürekliliği” fikrinde şekillenen düşünce mirasına dayanır. Türkeş’in milliyetçiliği, romantik bir hamaset değil; disiplinli bir devlet aklı, kurumsal süreklilik ve toplumsal seferberlik fikridir. Bu miras, MHP’nin siyasal reflekslerinde zaman zaman sert, zaman zaman temkinli ama çoğu zaman devleti merkeze alan bir süreklilik bilinci olarak görünür. Partinin 57 yıllık yürüyüşü, bu omurgayı farklı dönemlerin rüzgârı içinde koruma çabasıdır.

Bugün dünya, milliyetçilik kavramını yeniden keşfediyor. Küreselleşmenin sınırsızlık vaadi; pandemiyle, savaşlarla, tedarik zinciri kırılmalarıyla ve güvenlik krizleriyle ağır biçimde sarsıldı. Ulus-devletlerin “gereksizleştiği” iddiası, yerini “ulusal kapasite olmadan küresel dayanıklılık olmaz” gerçeğine bıraktı.

ABD’de “önce ülke” söylemi, Avrupa’da yükselen sağ-popülist akımlar, Rusya ve Çin’in sert devlet merkezli stratejileri; hepsi, kırılganlaşan dünyada toplumların yeniden kendi kimliğine, sınırına ve güvenliğine yaslanma ihtiyacı duyduğunu gösteriyor. Bu tablo, milliyetçiliğin, yalnızca Türkiye’ye özgü bir refleks olmadığını; küresel ölçekte savunma dili hâline geldiğini anlatıyor.

Türkiye açısından milliyetçilik, tarih boyunca iki eksende şekillendi:

Biri kurucu akıl olarak milletin ve devletin birlikte varlığını savunan damar;

diğeri dış tehditler ve iç çözülmeler karşısında toplumu ayakta tutan koruyucu refleks.

MHP’nin stratejik değeri, bu iki hattı siyasal zeminde diri tutma iddiasında yatar. MHP, milliyetçiliği, kimlik vurgusu, beka, güvenlik, kurumların sürekliliği ve devlet kapasitesi üzerinden okuyan bir çizgi üretmiştir.

Devlet Bahçeli’nin siyaset sahnesindeki varlığı, bu milliyetçilik anlayışının liderlik biçimine dönüşmüş hâlidir: İstikrar ve yön duygusu etrafında örülmüş bir duruş… Kimi zaman sert, kimi zaman suskun; fakat çoğu zaman aynı hattı muhafaza eden bir çizgi. Bu tutarlılık, destekleyenler için güven üretirken; eleştirenler için tartışılması gereken bir siyasal tavır doğurur. Ancak tartışmanın merkezine kişisel sempatizanlıktan ziyade ortaya çıkan stratejik sonuçları koymak gerekir.

Türkiye’nin son yıllardaki kırılgan jeopolitiği, milliyetçiliğin pratik karşılığını daha görünür kıldı: Sınırlarımızın ötesindeki savaşlar, göç dalgaları, terör tehdidi, içeride artan ekonomik kaygılar ve toplumsal gerilimler… Böylesi bir iklimde milliyetçilik, “biz” duygusunu kabartırken aynı zamanda devletin refleksini diri tutmak, kurumsal dağılmayı önlemek ve toplumsal çözülmeye set çekmek anlamına da gelir.

Bahçeli’nin ittifak siyasetindeki rolü, bu bağlamda milliyetçiliğin pratikte aldığı bir biçimdir: Devleti merkeze alan, güvenlik söylemini önceleyen, kırılganlık karşısında sertleşmeyi meşru gören bir denge siyaseti. Bu çizgi, bir kesim için “istikrarın teminatı”; bir kesim için “siyasetin daralması”dır. Hakikat ise, ülkenin somut güvenlik ihtiyaçlarıyla kurumların sürdürülebilirliği arasında kurulan denge arayışında saklıdır.

MHP’nin 57 yıllık yürüyüşü, milliyetçiliğin yalnızca sloganla ayakta kalamayacağını da gösterir. Milliyetçilik, milletin onurunu korumak kadar; milletin refahını, adaletini ve yarınını da korumayı gerektirir. Kurumla, hukukla ve toplumsal vicdanla beslenmeyen milliyetçilik, içeride yaraya dönüşür. Bu yüzden MHP’nin Türkiye açısından misyonu, milliyetçiliği devlet aklıyla kurumsallaştırma iddiasında anlam kazanır.

Bir liderin arkasında yürüyen “evlatlar”, siyasetin yetiştirdiği genç zihinlerdir. Bugünün gençleri, dünyayı güvensiz, parçalı ve öngörülemez görüyor. Bu kırılganlık duygusu, onları ya köksüz bir küresel savrulmaya ya da aşırı kimlikçi sertleşmelere itiyor. Milliyetçilik, bu iki uç arasında kimlik ile evrensellik arasında denge kurabildiği ölçüde toplumu bir arada tutar. Gençlere “yürü” demekten önce, yürünen yolun adaletini ve nedenini gösterebilmek gerekir.

Türkiye’nin ihtiyacı, kişilere duyulan tutkuyu ilkelere duyulan sadakatle dengeleyen bir siyasal dildir. Liderler gelip geçer; milliyetçilik kalıcı bir fikirdir. Ancak o fikir, hukukla, kurumla ve vicdanla beslendiğinde koruyucu bir çerçeveye dönüşür; aksi hâlde sert bir kabuğa hapsolur. MHP’nin çizgisi, milliyetçiliği kişisel yüceltiden çok devletin sürekliliği ve toplumsal dayanıklılık üzerinden okuduğunda anlam kazanır.

Bugün dünya, kırılganlık çağından geçiyor. Bu çağda milliyetçilik, saldırgan bir üstünlük dili gibi okunmamalıdır; şu anda olan şey, Milliyetçiliğin koruyucu bir çerçeve olarak yeniden tanımlanıyor olmasıdır. Liderliğin değeri, kriz anlarında tek bir tonu dayatmaktan çok; farklı tonları aynı melodide buluşturabilmektir.

Siyasette sevgi mümkündür; fakat asıl ihtiyaç, serinkanlı bir bağlılıktır: İlkeye, akla ve memleketin yararına bağlılık…

Bir lideri alkışlamak kolaydır; milliyetçiliğin ülkeye ne kazandırdığını sorgulamak ise gerçek yurttaşlık refleksidir.

Yürümek, ancak yön belliyse anlamlıdır.

Ve MHP’nin 57. yılında soru şudur:

Milliyetçilik, sloganın değil; sorumluluğun dili olabildi mi?

Elbette evet .

Bugün geriye dönüp bakıldığında;

yön belli, yurt belli, lider belli.

Asıl mesele, bu yürüyüşün yarınlardan hangi yükü aldığıdır. Yani yolumuzdaki dikenler doğru bir Milliyetçilik anlayışı, istikrarlı liderlik anlayışı ile bir bir temizlendi.

Yürü Devlet’im; evlatların arkanda…