El Hârizmî

GİRİŞ:
2026-04-27
saat ikonu 09:17
|
GÜNCELLEME:
2026-04-27
saat ikonu 09:17

Bazı insanlar, kendi çağlarıyla birlikte kendilerinden sonra kurulacak bütün çağları da inşa eder. Adları zamanla unutulur, yüzleri tarihin tozlu sayfalarında silinir; fakat düşünceleri, insanlığın her yeni adımında yeniden karşımıza çıkar. Bugün elimizde tuttuğumuz telefonlardan kullandığımız bilgisayarlara, bankacılık sistemlerinden yapay zekâya kadar uzanan görünmez bir düzen vardır ve bu düzenin temelinde, yüzyıllar önce Bağdat’ta sessizce çalışan bir adamın zihni bulunur.

Dokuzuncu yüzyıl Bağdat’ında bir Fars âlimi, tek bir kitabı yazdı; o kitap, bugün dünyada çalışan her tür kodun temelini oluşturdu.

Gece yarısı uykumu kaçıran o dâhi hakkında okumaya başladığımda, günlük hayatımdaki bu kadar çok şeyin tek bir adama dayandığına inanamadım.

Adı Muhammed ibn Musa el-Hârizmî’ydi. Yazdığı kitabın adı ise Tamamlama ve Dengeleme ile Hesaplama Üzerine Kapsamlı Kitaptı.
Bugün cebir kelimesini her söylediğimizde, aslında onun kitabının adını tekrar ediyoruz. Birisi kelimesini kullandığında ise onun adını anmış oluyor. Her iki kelime de ondan geliyor. Her ikisi de Arapçadan ve onun kimliğinin Latinceye aktarılmış hâlinden türedi. El-Hârizmî, matematiğe katkıda bulunmakla kalmadı, aynı zamanda ona ismini de verdi.

İşte neredeyse kimsenin anlatmadığı kısım tam da burada başlıyor.

El-Hârizmî, M.S. 780 civarında Hârizm’de doğdu; burası bugün Özbekistan sınırları içinde yer alıyor. Daha sonra Bağdat’a taşındı ve Bilgelik Evi adı verilen büyük bir araştırma kurumunda çalışmaya başladı. Burası, İslam Altın Çağı sırasında dünyanın en önemli ilim merkeziydi. Halife el-Me’mun, üç kıtadan en iyi matematikçileri, astronomları ve filozofları burada toplamıştı; hepsini tek bir amaç etrafında bir araya getirmişti: çevir, incele ve yeni bilgi üret.

El-Hârizmî, cebir kitabını M.S. 820 civarında tamamladı. Arapça başlıkta yer alan el-cebr kelimesi, denklemleri çözmek için kullandığı iki temel işlemden birine işaret ediyordu. Kitap on ikinci yüzyılda Latinceye çevrildiğinde, Latin dünyasının onun kurduğu bu yeni disiplin için bir kelimesi yoktu. Bu yüzden Arapça kelimeyi olduğu gibi korudular. El-cebr, zamanla algebra oldu.

Böylece bir bilim dalı, tek bir adamın tek bir kitabının başlığındaki tek bir Arapça kelimeden adını aldı.

Ancak asıl büyük değişim, bir kelime üretme meselesi değildi, asıl büyük değişim, insanların düşünme biçimini değiştirmesinde saklıydı.
El-Hârizmî’den önce matematiksel problemler çoğunlukla geometrik yollarla çözülüyordu. Şekiller çiziliyor, uzunluklar ölçülüyor ve alanlar karşılaştırılıyordu. Yunanlılar bütün bir matematik geleneğini görsel kanıtlar ve fiziksel yapılar üzerine kurmuştu. Bu yöntem estetikti ama sınırlıydı; çünkü çizemediğiniz bir problemi çözemezdiniz.

El-Hârizmî ise bu ölçekte ondan önce kimsenin yapmadığı bir şeyi yaptı.

Soyut semboller ve kurallar kullanarak herhangi bir problemin çözülebileceğini söyledi. Artık bir şekle ihtiyaç yoktu, bir yönteme ihtiyaç vardı. Terimleri denklem boyunca taşıyacaktınız, benzer terimleri sadeleştirecektiniz ve bilinmeyeni izole edecektiniz.

Böylece matematiğin yalnızca fiziksel şekillerin incelenmesi değil, kurallara göre sembollerin işlenmesi olduğu fikrini kurdu.

Bu tek değişim, sonrasında gelen her şeyi mümkün hâle getirdi: kalkülüs, diferansiyel denklemler, lineer cebir, kuantum mekaniği…

Matematik geometriye kilitli kalsaydı bunların hiçbiri doğamazdı. El-Hârizmî, matematiği o sınırın dışına çıkardı.

Onun yaptığı ikinci büyük şey ise dünyanın sayma biçimini sonsuza dek değiştirmek oldu.

Hint matematiğinden Hindu sayı sistemini aldı, onu geliştirdi ve Arap dünyasına tanıtan bir kitap yazdı. Bu sistem; sıfırı bir yer tutucu olarak kullanan anlayışı ve bir basamağın değerinin bulunduğu yere göre değiştiği pozisyonel gösterimi içeriyordu.

Roma rakamları karmaşık hesaplamaları taşımakta yetersizdi. Hindu-Arap rakamları ise bunu mümkün hâle getiriyordu.

Sayılar hakkındaki kitabı Algoritmi de numero Indorum adıyla Latinceye çevrildiğinde, Algoritmi kelimesi aslında onun adının Latince yazımıydı. Avrupalılar bu yeni yönteme önce “algorism yapmak”, ardından “algoritma çalıştırmak” demeye başladılar.

Bugün bilgisayar bilimindeki en önemli kavramlardan biri olan algoritma kelimesi, kelimenin tam anlamıyla onun adıdır.

Fakat yaptığı üçüncü şey, bugün teknoloji sektöründe çalışan herkesi daha çok düşündürmesi gereken kısımdır.

Problemleri çözme yöntemi tamamen sistematikti.
Birinci adım: bunu yap.
İkinki adım: şunu kontrol et.
Üçüncü adım: koşul A varsa X yap, yoksa Y yap.

Okumayı bilen herhangi bir insanın, dünyanın herhangi bir yerinde takip edebileceği prosedürler yazdı. Bu yöntem sezgiye ya da
yalnızca dehaya bağlı değildi. Adımlar işe yaradığı için çalışıyordu.

Bu, tam anlamıyla algoritmanın tanımıdır: Bir problemi çözmek için sonlu, açık ve belirleyici bir prosedür.

El-Hârizmî bize sadece kelimeyi vermedi; programlama fikrinin tamamını, programlanacak bir makine henüz ortada yokken, bin yıl önceden ortaya koydu.

Alan Turing 1936 yılında ilk soyut hesaplama modelini kurduğunda, John von Neumann 1945 yılında ilk depolanan program bilgisayarını tasarladığında, Google, OpenAI, Anthropic ve DeepMind’de çalışan mühendisler 2026 yılında kod yazarken, aslında on iki yüzyıl önce Bağdat’ta başlayan aynı düşünce düzeninin içinde çalışıyordu.

En ilginç olan ise bugün San Francisco, Bangalore ya da Lahore’daki herhangi bir teknoloji ofisine girdiğinizde ortaya çıkar.

Mühendisler günde yüzlerce kez cebir ve algoritma kelimelerini kullanıyor. Fakat çoğu, bu kelimelerin kimin adını taşıdığını bilmiyor. Neredeyse hiç kimse el-Hârizmî’nin adını ilk seferde doğru yazamıyor.

Onun orijinal Arapça el yazması bugün University of Oxford’da korunuyor. Hindu rakamları hakkındaki kitabı ise yalnızca Latince çevirisiyle günümüze ulaşabildi. O Latince metin, Orta Çağ Avrupa’sına saymayı öğreten temel ders kitabıydı.
Yapay zekâ devriminin temelini kuran bu adam, hayatı boyunca bir hesap makinesi bile görmedi.
M.S. 850 civarında öldü; ilk elektrik akımının bir telden geçirilmesinden yaklaşık bin yıl önce. Matematiğini kurduğu medeniyet çöktü. Yazdığı kütüphane yandı. Kendi mezarı ise işaretsiz kaldı.
Ama bugün dünyadaki her makinede çalışan her algoritma hâlâ onun adıyla cevap veriyor.