Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
27 Mayıs 1960... Türk demokrasi tarihinin bağrına saplanan o ilk ve en zehirli hançer. Milletin oylarıyla iktidara gelmiş bir kadronun, vesayetçi namluların gölgesinde darağaçlarına gönderildiği o karanlık gün, üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin hafızalarımızda kanayan bir yara olmaya devam ediyor.
Ancak devlet aklı ve siyasi vefa, o yarayı iyileştirmek için tarihin akışını değiştirmeyi bilir. Geçtiğimiz günlerde Dolmabahçe Çalışma Ofisi’nde, Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ev sahipliğinde tam da böyle "tarihi bir restorasyon" yaşandı. 27 Mayıs 1960 darbesinin yıldönümü vesilesiyle, Türk demokrasi tarihine damga vuran o yiğit isimlerin aileleri, ilk kez Dolmabahçe'de en üst düzeyde ağırlandı.
27 Mayıs'ın Sessiz Tanıkları İlk Kez Aynı Karede
O tarihi odada kimler yoktu ki? Demokrasi şehidimiz merhum Başbakan Adnan Menderes’in torunu Işık Menderes, idam sehpasına başı dik yürüyen Dışişleri Bakanımız Fatin Rüştü Zorlu’nun torunu Fatin Rüştü Yener, Maliye Bakanımız Hasan Polatkan’ın torunu Hasan Polatkan Atlı... Ve o acı günlerin diğer ağır bedel ödeyenleri; 3. Cumhurbaşkanımız Celal Bayar’ın torunu Prof. Dr. Emine Gürsoy Naskali ile İçişleri Bakanı Namık Gedik’in torunu Namık Gedik...
27 Mayıs’ın "Sessiz Tanıkları", milletin evinde, milletin seçtiği liderin huzurunda ilk kez aynı karede buluştu. Bu buluşma, vesayetçilere karşı kazanılmış tarihi bir zaferin ve milli irade hafızasının sembolik ilanıdır.
Merkez Sağın Çekim Merkezi Erdoğan
Bu tarihi fotoğraf, aynı zamanda Türk siyasetinin sosyolojisine dair çok net bir mesaj barındırıyor: Demokrat Parti geleneğinin ve merkez sağın o köklü mirasının bugünkü yegâne adresi ve çekim merkezi Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan'dır.
Kabulde hazır bulunan kurmay kadrosuna baktığımızda bu toplayıcı vizyon daha da netleşiyor. Siyasetteki samimi, birleştirici ve milli iradeyi merkeze alan duruşuyla tanıdığımız AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Kürşad Zorlu’nun; İletişim Başkanı Burhanettin Duran, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç ve Demokratlar Konfederasyonu Genel Başkanı Fatih Kavaloğlu ile birlikte bu masada yer alması sıradan bir protokol katılımı değildir. Özellikle Kürşad Zorlu gibi merkez sağın kodlarını iyi bilen isimlerin bu tarihi şahitliğin tam merkezinde yer alması; Erdoğan liderliğindeki AK Parti'nin kapsayıcı siyaset anlayışının ve demokrasi şehitlerinin aziz hatırasını bugünkü devlet vizyonuyla nasıl harmanladığının en somut yansımasıdır.
24 Yıllık Değişmeyen Çizgi
Ziyaretin en can alıcı noktalarından biri de, Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 17 Eylül 2000 tarihinde Menderes, Zorlu ve Polatkan’ın anıtmezarlarını ziyareti sırasında şeref defterine yazdığı o anlamlı mesajın yer aldığı metnin kendisine takdim edilmesiydi. Bu detay bize şunu gösteriyor: Erdoğan'ın vesayete karşı duruşu ve sivil siyasete inancı, konjonktürel değil, çeyrek asırlık sarsılmaz bir duruştur.
Nitekim darbe mağdurlarının aileleri de yayınladıkları o ortak tarihi bildiride bu duruşun altını çizdiler: "Sayın Cumhurbaşkanımızın siyasi hayatı boyunca millî irade eksenli siyasete, demokratik hafızaya ve merhum devlet adamlarımızın hatırasına gösterdiği hassasiyet ile bu değerlere sahip çıkan kararlı duruşunu takdirle karşıladığımızı ifade etmek isteriz."
Son Söz Yerine...
Yassıada'da uydurma mahkemelerle, iftiralarla ve cübbeli vesayetçilerle milletin adamlarını yargılayanların adları bugün tarihin çöplüğünde lanetle anılıyor. Ancak o gün o darağaçlarına yürüyenlerin torunları, bugün Dolmabahçe'de devletin zirvesinde, baş köşede, onurla ağırlanıyor.
Bu kabul sadece bir nezaket görüşmesi değil; milletin, kendi iradesine canı pahasına sahip çıkanlara yazdığı bir "tarihi vefa" destanıdır!
