Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
İnsanlarımız biraz kitap okusaydı, dünden beri mikrofonlar önünde ve ekranlarda "100 yıl sonra, 102 yıl sonra Kerkük'te ilk defa Türkmen vali" gibi büyük tarihi hatalara düşmezlerdi. Bilhassa Nejat Kevser’in "Kerkük Hadiseleri" kitabını açıp okuyanlar çok iyi bilir ki; Irak'ta krallık döneminde Kerkük'te tam 5 Türkmen vali görev yapmıştır. Önce 1921-1924 yılları arasında Fettah Paşa, ardından 1924 ve sonrasında Mecit Yakubi, 1930'larda Ömer Nazmi, ardından Abdulhamit Abdülmecit Efendi ve 1940'ta tekrar Abdülhamit Efendi bu makamda bulunmuştur.
Dolayısıyla Kerkük’te valiliğin bugün Türkmenlere devri, tarihi bir hakkın, yeni bir güç denklemiyle yeniden sahaya inmesidir. Bu tabloyu doğru okumak için o hamasi ezberleri bir kenara bırakıp, sahadaki gerçek dengeyi esas almak zorundayız.
Bağdat ve Süleymaniye'nin Stratejik Hamlesi
KYB’nin bu adımı atmasının temel sebebi, Bağdat merkezli siyasal pazarlıklardır. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde KYB adayına verilen desteğin karşılığı olarak; Sünni blok ve ITC (Irak Türkmen Cephesi) ile kurulan denklemde Kerkük Valiliği masaya bir denge unsuru olarak konulmuştur. Yani bu, merkezi siyasetin yereldeki bir yansımasıdır. Ayrıca, uzun süredir KDP ile sert bir rekabet içinde olan KYB, bu adımla yeni ortaklık alanları aramaktadır. Türkmenler, hem Bağdat hem de Ankara ile temas kurabilme yetenekleriyle KYB için son derece kritik ve işlevsel bir köprü konumuna gelmiştir.
Türkiye Faktörü ve Kırılgan zeminde bu denklemin en hayati ayağı şüphesiz Türkiye faktörüdür. Ankara, Kerkük’te doğrudan müdahale yerine diplomatik kaldıraçları kullanarak istikrar üreten bir etki alanı kurmayı tercih etmiştir. Türkiye'nin etnik gruplar arası dengeyi gözeten bu yaklaşımı, Türkmenlerin sürece dahil edilmesini teşvik eden en önemli dış parametre olmuştur. Buna ek olarak, Ankara ile Süleymaniye hattında yaşanan gerilimin son dönemde kontrollü bir şekilde yumuşaması, sahadaki aktörlerin birbirine bakışını değiştirmiş ve KYB’nin Türkmenlerle iş birliğine yönelmesine zemin hazırlamıştır.
Fakat madalyonun diğer yüzünde ciddi bir risk vardır. KDP’nin bu süreci boykot etmesi, kurulan bu yeni dengeyi son derece kırılgan hale getirmektedir. KDP'nin vilayet meclisinde yer almaması, Kürt iç siyasetindeki rekabeti daha görünür ve sert bir zemine taşımakta; bu durum da Kerkük'teki yeni yapının uzun vadeli istikrarını doğrudan tehdit etmektedir.
Sembolün Ötesi: Sonuç Değil, Stratejik Bir Fırsat
Türkmenler açısından elde edilen bu pozisyon, tarihsel anlamda elbette çok önemli bir sembol değeri taşımaktadır. Ancak bu durum, Kerkük'teki sayısal nüfus dengesinin ve siyasal ağırlığın hâlâ Araplar ile Kürtler lehine olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Bu nedenle bu makam bir "nihai zafer" değil, aksine değerlendirilmesi gereken stratejik bir fırsat olarak görülmelidir.
Eğer ideolojik reflekslerle ve dar kalıplarla hareket edilirse, bu kazanım çok kısa sürede eriyip gidecektir. Ancak kapsayıcı, dengeli ve birlikte yaşamı merkeze alan bir siyaset izlenirse, Türkmen varlığı için kalıcı bir alan açılabilir. Unutulmamalıdır ki Kerkük’te siyaset çoğunluğun sesiyle değil, ince bir dengeyle yürür; bu dengeyi okuyabilenler sahada kalır, okuyamayanlar ise geçici bir görünürlükle yetinir.
Geçerken kapılardan kemerlerinden
Zaman denilen sarayın
Arayın kuşlar arayın
Arayın bulutlar arayın
Perdeleri örtük
Lambaları sönük
Sırtında yıllar yük
Hatıraları kırık dökük
Bir yer olacak orada
Adı Kerkük
Arif Nihat Asya
