Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
"Aşure" kelimesi Arapçada "on" anlamındaki bir kelimenin kökünden türemiş olup, Hicrî takvimin ilk ayı olan Muharrem'in onuncu gününü ifade eder. İslam geleneğinde de gastronomi adına önemli görülen zaman dilimlerinden biri.
İnsanlık tarihi incelendiğinde toplumların hafızasında yer eden bazı yiyeceklerin, bir öğünden çok daha geniş anlamlar içerdiği görülür. O yiyecekler; inancı, kültürü, dayanışmayı ve ortak hatıraları aynı kapta buluşturur. Anadolu mutfağının en güçlü sembollerinden biri olan aşure de böylesine köklü bir mirasın temsilcisi. İçinde buğdaydan nohuda, fasulyeden kuru meyvelere, fındıktan cevize kadar birbirinden farklı malzemeler bulunur ve ortaya tek bir tat çıkar.
Belki de bu yüzden aşure, farklılıkların uyum içinde bir araya gelişini anlatan en güzel gastronomi örneklerinden biri
Geçtiğimiz haftalarda Muharrem ayının başlamasıyla birlikte Türkiye'nin dört bir yanında yine büyük kazanlar kuruldu. Evlerde, camilerde, dernek ve vakıflarda pişen aşureler komşulara dağıtıldı. Kapılar çalındı, tabaklar uzatıldı, dualar edildi. Böylelikle mahalle kültürünün hâlâ canlı olduğu görüldü.
Bizim evde de her yıl bu zamanlarda en büyük tencere aşure için ayrılır.
Saatler süren hazırlığın ardından neredeyse apartmanda bulunan herkes nasibini alır. İşte aşureyi değerli kılan unsur tam da burada saklı. Kazanda pişen malzeme kadar gönüllerdeki paylaşma duygusu, bu geleneğin temeli.
Hicrî takvimin başlangıcı olması bu aya ayrı bir değer katar. Rivayetlerde, birçok peygamberin hayatındaki önemli hadiselerin bu zamana rastladığı aktarılır. Hazreti Âdem'in tövbesinin kabulü, Hazreti. Nuh'un tufandan kurtuluşu, Hazreti İbrahim'in ateşten selametle çıkışı, Hazreti Musa'nın kavmiyle birlikte Kızıldeniz'i geçmesi, Hazreti Yakub'un oğlu Yusuf'a kavuşması, Hazreti Eyyûb'un şifaya erişmesi ve Hazreti Yunus'un balığın karnından kurtuluşu gibi olaylar İslam kültüründe Aşure günüyle ilişkilendirilir.
Bu anlatılar tarihî belge niteliğinden çok dinî rivayet geleneğinin bir parçası.
Aşurenin kökeni üzerine anlatılan en yaygın rivayet, Hazreti Nuh'un tufanı ile ilgili. Rivayete göre gemi Cudi Dağı civarında karaya oturduktan sonra elde kalan son erzaklar bir araya getirilmiş, büyük bir kazanda pişirilmiş ve herkes aynı yemekten yemiştir. Bugün pişirilen aşurede çok sayıda malzemenin bulunması da bu anlatıyla ilişkilendirilir.
Anadolu insanı yüzyıllardır bu tatlıyı pişirirken malzemeleri ölçmekten çok niyetini güzelleştirmeye önem verir. Çünkü aşurenin gerçek lezzeti, paylaşımın sıcaklığında saklı.
Osmanlı döneminde de aşure büyük bir ihtimamla hazırlanır. Saray mutfağında görev yapan aşçılar tarafından pişirilen aşureler, "aşure testisi" adı verilen özel kaplara doldurulur, saray erkânına, devlet görevlilerine ve halka ulaştırılırdı. Vakıflar, esnaf teşkilatları ve varlıklı aileler de büyük kazanlarda aşure pişirerek geniş katılımlı dağıtımlar gerçekleştirir. Bazı bölgelerde bu ikramın ardından kurban kesildiği de tarihî kaynaklarda yer almakta.
Bu gelenek, toplumsal dayanışmanın önemli örneklerinden biri hâline gelmiştir. Bir tabak aşure; zengin ile dar gelirliyi, yaşlı ile genci, komşu ile yabancıyı aynı sofranın etrafında buluşturur.
Günümüzde apartman hayatı pek çok alışkanlığı değiştirmiş olsa da Muharrem ayında kapı kapı dolaşan aşure kaseleri, geçmişten bugüne uzanan kültürel bağların hâlâ canlı olduğunu gösterir.
Şiî gelenekte Aşure günü matem merasimiyle anılırken, Sünnî gelenekte daha çok ibadet, dua, oruç, hayır ve aşure ikramı ile öne çıkar. Her iki yaklaşımın ortak noktası ise Hazreti Hüseyin'e duyulan sevgi ve Kerbela hadisesinin İslam tarihindeki derin izidir.
Aşure, Anadolu sınırlarının ötesinde de tanınan bir yiyecek. Balkanlar'dan Orta Doğu'ya kadar pek çok bölgede hazırlanır. Bu yönüyle aşure, gastronominin kültürler arasında kurduğu güçlü köprülerden biri. Bir kâse tatlı, bazen uzun cümlelerin anlatamadığı kardeşlik duygusunu sessizce ifade eder.
Aşureyi sıradan bir tatlı olarak değerlendirmek, binlerce yıllık kültürel mirası eksik okumak olur. Her kaşığında tarih, her malzemesinde emek, her lokmasında dua saklı. Büyükannelerden torunlara aktarılan tarifler, aslında mutfak bilgisinden çok hayat tecrübesini taşır.
Belki de aşurenin asıl sırrı tam burada gizli ne dersiniz?
Farklı tatları aynı kazanda uyum içinde buluşturabilen bu kadim miras, insanlara birlikte yaşamanın mümkün olduğunu hatırlatır. Paylaşmanın bereketi, birlik duygusunun gücü ve geçmişten geleceğe taşınan kültürel hafıza, her Muharrem ayında yeniden canlanır.
İşte bu yüzden aşure, mutfağımızın en anlamlı miraslarından biri olarak gelecek nesillere aktarılmayı fazlasıyla hak eden bir lezzet.
