Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Bir şehrin mutfağı, tencerede pişen yemekleri kadar o toprağın bereketi, üreticinin emeği, ustanın sabrı ve yüzyılların biriktirdiği kültürel hafızayı anlatır. İşte gastronomi festivali de bu hafızanın sahneye çıktığı en büyük organizasyon. Bu organizasyonun başarısı da mutfağın ruhunu ne kadar doğru anlatabildiğiyle ölçülür.
Türkiye, gastronomi festivalleri bakımından dünyanın en şanslı ülkelerinden biri.
Akademik araştırmalara göre ülkemizde yüzlerce gastronomi festivali düzenleniyor. Kastamonu Üniversitesi tarafından hazırlanan ve Türkiye genelinde yapılan festivalleri haritalandıran araştırmada 367 gastronomi festivali tespit edilmiş durumda.
Bana göre çok festivalin yapılması Türk gastronomisinin çok başarılı olduğu anlamına gelmiyor.
Bir festivalin başarısı, ziyaretçi sayısından ziyade yerel mutfağının korunması, üreticisinin desteklenmesi, gastronomi turizmine katkısı ve basının festivale yeterince yer verdiği ile ölçülmeli.
Özellikle gastronomi gazetecilerinin çağrılmadığı bir festival olabilir mi? Festivali yapmaktan amaç kentin gastronomisinin duyurulması değil midir? O zaman basına yeterince ilgi göstermemenin anlamı ne?
Tam da bu noktada şu soruyu sorabiliriz.
Peki bu gastronomi festivalini kim yapmalı?
Son yıllarda belediyeler bu alanda önemli yatırımlar yapıyor. Gaziantep, Adana, Afyonkarahisar, Hatay, Balıkesir ve birçok şehir gastronomiyi turizmin merkezine taşıyan organizasyonlara ev sahipliği yapıyor. Özellikle belediyelerin ve valiliklerin sahip çıktığı festivaller kentin markalaşmasına ciddi katkılar sunuyor.
Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın düzenlediği Türkiye Kültür Yolu Festivalleri de son dönemde gastronomiyi programlarının önemli parçalarından biri hâline getirdi.
"Lezzet Noktası" uygulamasıyla yüzlerce yerel işletmenin görünürlüğü artırılırken, şefler, araştırmacılar ve gastronomi yazarları şehir mutfaklarını tanıtan etkinliklerde buluşturuldu.
Peki özel sektör? Burada da Türkiye'nin önemli isimleri bulunuyor.
Örneğin Gökmen Sözen, uzun yıllardır gastronomi organizasyonları gerçekleştiren isimlerden biri olarak öne çıkıyor. Kurduğu platformlar aracılığıyla şefleri, akademisyenleri, gastronomi yazarlarını, üreticileri ve gastronomi profesyonellerini aynı çatı altında buluşturuyor. Onun başarısını düzenlediği etkinliklerin büyüklüğünde aramak eksik olur. Asıl farkı; gastronomiyi yemek sunumundan ibaret görmeyip eğitim, panel, uluslararası katılım ve sektör buluşmalarıyla desteklemesi.
Şef dernekleri, aşçılık federasyonları, gastronomi akademisyenleri ve deneyimli organizasyon ekiplerinin gerçekleştirdiği yarışmalar, kongreler ve festival tadındaki etkinlikler de sektörün gelişmesine önemli katkılar sağlıyor.
Daha dün Mardinli ünlü Şef Ali Demir’in Mardin’in yöresel lezzetlerine yönelik etkinliği çok başarılıydı.
Bu organizasyonlar, mutfak kültürünün gelecek kuşaklara aktarılmasına, genç şeflerin yetişmesine ve uluslararası ilişkilerin güçlenmesine hizmet ediyor.
Fakat bir de madalyonun öteki yüzü var
Son yıllarda neredeyse her şehirde "gastronomi festivali" adı altında organizasyonlar yapılıyor. Kimi zaman organizasyon deneyimi bulunmayan ekipler, gastronomiyle bağı sınırlı isimler ya da sosyal medya görünürlüğü yüksek kişiler festival planlamasının merkezine yerleştiriliyor.
En önemlisi de festivali gündeme taşıyacak gastronomi yazarları ihmal ediliyor.
Oysa gastronomi festivali bir konser organizasyonu olarak görülmemeli.
Bol bol sahne kurmakla festival yapılmaz.
Ünlü isimleri davet etmekle gastronomi gelişmez.
Kalabalık oluşturmakla şehir markası doğmaz.
Festival, önce mutfağın hafızasını doğru anlamayı gerektirir
Bir organizatörün; üreticiyi tanıması, coğrafi işaretleri bilmesi, şeflerle iletişim kurması, gastronomi turizmini anlaması, ulusal ve uluslararası basınla iyi ilişki kurması gerekir.
Bugün dünyanın başarılı gastronomi festivallerine bakıldığında, organizasyonların arkasında yılların deneyimine sahip bir ekip, akademi, yerel yönetim, gastronomi basını, sektör temsilcileri ve mutfak profesyonelleri birlikte hareket ediyor.
Türkiye'nin de ihtiyacı tam olarak budur.
Belediyeler elbette ev sahibi olmalı
Bakanlıklar destek vermeli
Şefler lezzet üretmeli
Üniversiteler bilimsel katkı sunmalı
Yerel üretici de işin merkezinde yer almalı
En önemlisi de gastronomi yazarı festivali haber konusu etmeli.
Bu ülkenin binlerce yıllık mutfak mirası; rastgele kurulan sahnelere, günübirlik popülerliğe ya da sosyal medya görünürlüğüne teslim edilemeyecek kadar değerli.
Gastronomi festivalinin omurgası, bilgi, deneyim ve mutfak kültürüne duyulan saygı ile oluşturulmalı.
Nasıl ki bir senfoni orkestrasını yönetecek kişi yıllarca eğitim almış bir şef olmalı, öyle de gastronomi festivalini yönetecek kişi de bu alanda birikimini ispatlamış, mutfak kültürünü bilen ehil insan olmalı.
Çünkü iyi festival, şehrin hafızasına iz bırakır, mutfak kültürünü geleceğe taşır ve geride gerçek bir gastronomi mirası bırakır.
