Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Z kuşağı dediğimiz şey aslında bir doğum yılı aralığından çok daha fazlası. Teknik olarak 1997 sonrası doğanlar diyoruz ama bu iş excel tablosu değil. Bu bir zihin yapısı, bir reaksiyon biçimi, hatta biraz da “dünya böyleyse ben de böyleyim” deme hali.
Ama dürüst olalım mı, şapkayı önümüze koyalım! Z kuşağı bir anda ortaya çıkmadı. Onu biz yaptık. Görüyorum ki bu ara herkes birbirini suçluyor. Ne olmasını bekliyordunuz ki?
Öğretmenin değersizleştiği, okulun ticari bir yer olmasına sebep olanlar aynı kişiler değil mi? Çocuğunuza kötü not verildiğinde öğretmeni azarlamaya giden sizler değil misiniz?
Hepinizin çocuğu süper zeka değil mi? Hataları ile kusurları ile kabul etmediğiniz, sürekli bir yarış atı haline getirdiğiniz çocuklarınız, bir rahatsızlığı var ise gizlediğiniz yada kendi çocuğunuzu Kaf dağına koyan sizler değil misiniz? Ne olmasını bekliyordunuz ki?
Her şeyi yaptınız! Bir şey dışında!
Onları anlamaya çalıştınız mı hiç.
Bu çocuklar, internetin içine doğan ilk nesil. Biz interneti öğrendik, onlar internetin içinde büyüdü. Biz "google’layayım" dedik, onlar “zaten biliyorum” dedi.
Biz sabretmeyi öğrendik, onlar hızın içinde şekillendi.
Kritik fark da burada başlıyor: Z kuşağı bilgiye aç değil, anlam arıyor. Önceki kuşaklar “daha çok öğrenmeliyim” derken, Z kuşağı “bu ne işime yarıyor?” diyor.
Bu soru rahatsız edici ama gerçek.
Z Kuşağının Farkı Ne?
Otoriteyi sorgular; çünkü Google var, bilgiye ulaşabiliyor,
Sabırsızdır; çünkü her şey anlık,
Duygusal olarak daha kırılgandır; çünkü sürekli kıyas içindedirler,
Ama aynı zamanda inanılmaz farkındalığa sahiptir.
Yani bu nesil hem çok güçlü, hem de çok hassas. Bir nevi Ferrari motoru ama direksiyon hassas. Yanlış kullanırsan kaza kaçınılmaz olur.
Şimdi gelelim zor kısma. Burası biraz canınızı sıkacak. Cesaretin yoksa ve eleştiri kabul etmiyorsan buradan itibaren okumaya lütfen devam etme.
Son yıllarda okullarda yaşanan şiddet olayları, hatta silahlı saldırı yapan çocuk haberleri… Bunlar tekil “psikopat çocuk” hikâyeleri değil. Bu, sistemin bize attığı bir bildirim:
Bir şeyleri yanlış yapıyorsunuz deme şekli. Çünkü hiçbir çocuk doğuştan böyle gelmez.
Bir çocuk silaha sarılıyorsa:
Ya görülmüyordur
Ya duyulmuyordur
Ya da içinde biriken şeyi anlatacak alan bulamıyordur
Z kuşağı “içine atayım geçsin” kuşağı değil. Onlar bastırmıyor. Ya patlar… ya da tamamen kapanır. Kapalı kapılar ardında bunları siz tembihlemediniz mi?
Senden daha değerli bir şey yok diye öğütlemediniz mi? Hiç bir şeyin ortasını bulamıyoruz. Bizim ailelerimiz kötüydü biz daha iyi olacağız diye sizden sonra olan kuşakla çatışırken bir yandan bir önceki kuşaktan daha iyi olduğunuzu, daha bilgili güya aydın olduğunuzu kanıtlamaya çalışırken çocukların içinden geçtiniz.
Sizin derdiniz çocuklarınız değildi. Kendinizdiniz... Evet! kızmayın bana, çıktığınız yumurtanın kabuklarını beğenmeyen, ben daha iyi ebeveyn olacağım diyen sizler.
Konu aslında hiç çocuklarınız olmadı.
Z alfabenin son harfi, tıpkı çocuklarınız gibi!
Türkiye’de Ne Oluyor? Türkiye’deki sistem hâlâ eski oyunu oynuyor:
“Sus, dinle, ezberle”
“Sorgulama, itaat et”
“Büyüyünce anlarsın”
Ama çocuk: “Ben şimdi anlamak istiyorum.” diyor.
İşte çatışma burada başlıyor. Bir tarafta kontrol etmek isteyen bir sistem,
diğer tarafta anlam arayan bir nesil.
Ve bu iki taraf konuşmuyor.
En büyük hata Z Kuşağını Küçümsemek ile başladı ve çığ gibi büyüdü. Onlara jenerasyon ismi vermeye çalışırken, hep eleştirilen etiketi yapıştırdınız. Ve devam da ettiniz.
“Bunlar telefon bağımlısı”
“Bizim zamanımızda böyle miydi?”
“Hiç saygı kalmadı”
Bu cümleler kolay. Ama aynı zamanda kaçış.
Bu gözle baktığınızda siz de bir önceki kuşağa göre saygısızsınız, ne çabuk unuttunuz.
Çünkü gerçek şu:
Z kuşağı tembel değil.
Motivasyonu farklı.
Eğer bir şeyi anlamsız buluyorsa yapmıyor. Ama anlam bulursa sabahlara kadar çalışıyor.
Yani sorun çocukta değil, bağ kuramayan sistemde.
Peki şiddet Neden Artıyor?
Önce şu konuda anlaşalım: Şiddet bir sonuçtur, sebep değil.
Bir çocuk:
Sürekli baskı görüyorsa
Ailede iletişim yoksa
Okulda değer görmüyorsa
Dijital dünyada toksik içeriklere maruz kalıyorsa
Bu çocuk bir noktada çıkış arar. Ve bazen o çıkış yanlış yerden olur. Tıpkı sizin gençliğinizde yaptığınız yanlışlar gibi...
Silah burada araç. Asıl mesele: görülmeme hissi.
Peki ne olacak bundan sonra! Ne yapmalıyız?
Ben naçizane bu konuda kendimi şanslı görenlerdenim çünkü o beğenmediğiniz Z kuşağı ile çalışıyorum.
Sizin dinlemediğiniz o gençleri dinleyerek geçiyor hayatım. Onlardan öyle şeyler öğreniyorum ki, sanırım beni genç tutan şey de bu.
Girişimcilik dünyasında bu gençler değerli, ailenizde okulunda olmadığı kadar hem de. Çünkü zamanı yakalıyorlar, trendi belirliyorlar ve en önemlisi gelecek onların.
Sizden farklı olarak biz onları yarıştırmıyoruz, anlamaya çalışıyor, destek olmaya çalışıyoruz. Yetemiyoruzdur tabi ki, ama elimizden geleni yapıyoruz.
Şaka değil binlerce etkinlik yapıyoruz. Küçücük bir STK olan Tümmiad neler yaptı neler. Ve hepsini bu gençler yaptı. Bu sebeple onlara müteşekkirim.
Şimdi “gençler bozuldu” deyip köşeye çekilmek en kolay yol. Haddime değil ama bir kaç önerim şu şekilde olacaktır.
1. Dinleyeceğiz (gerçekten dinleyeceğiz) Sözünü kesmeden, akıl vermeden.
2. Anlam üretmelerine izin vereceğiz. Ezber değil, keşif. Bırakın saçmalasınlar.
3. Okulları sadece bilgi yeri olmaktan çıkaracağız. Duygu yönetimi, iletişim, kendini ifade… bunlar ders olmalı.
4. Dijital dünyayı düşman görmeyeceğiz. Orası onların gerçekliği. Bunu anlasanız iyi olur.
Şunu aklınızdan çıkarmayın:
Z kuşağı problem değil.
Z kuşağı bir sonuç.
Onlar: Hızlı dünyanın çocukları, belirsizliğin içinde büyüyenler, ama aynı zamanda geleceği yazacak olanlar
Eğer onları anlamazsak, geleceği de anlamayacağız.
Ama doğru yaklaşırsak?
Bu nesil: Tek kişilik unicorn çıkarır
Dünyayı kurtaracak fikirler üretir
Ve belki de bizim çözemediğimiz sorunları çözer
Yani kısacası: Z kuşağına ayak uydurmazsan, oyun dışısın.
Ama onları anlarsan…
Oyunun kurallarını birlikte yazarsın.
Çocuğum olup olmadığını düşünüyorsun değil mi şimdi? Yok.
Ve şimdi de ne anlarsın daha çocuğun bile yok diye mızmızlanıyorsun.
İşte sizin sorununuz bu!
Keşke kendi çocuğunuzun da bu şekilde anlaşılmak istediğini anlasaydınız.
Belki bunlar olmazdı...
