Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Başlığı görüp “Yahu Ay’da da mı gecekondular başladı?” diye düşünenler olabilir.
Rahat olun.
Bu yazı tarih içerikli değil. 1969’da ne oldu, kim indi, kim inmedi tartışması hiç değil.
Ay’da çarpık kentleşme derken ne takvimden bahsediyor, ne de bizim genlerimize işlemiş beton sevgisinden.
Yani yok, "Şuraya da bir rezidans diksek”, “Manzarası krater ama yatırımcıyı kaçırmaz”, “Bir AVM koyalım, Ay halkı alışır” kafasında değilim.
Yani en azından, henüz. Vakti zamanında nft arazi yatırımımız hariç :) Şaka şaka orada da müteahhitdik zaten .
Şaka bir yana o henüz kelimesi beni tedirgin ediyor.
Çünkü biz dünyada bir şeye henüz diyorsak, genelde beş yıl sonra “nasıl bu hale geldi?” diye soruyoruz.
Ay neden birden bu kadar kıymetli oldu? Uzay romantik bir masal olmaktan çıktı. Uzay artık jeopolitik bir alan ve Ay da bu oyunun merkezi.
Çünkü Ay, uzayın lojistik merkezi. Yerçekimi düşük, kaynak potansiyeli var, enerji üretimi için ideal, derin uzay görevleri için mükemmel bir sıçrama tahtası.
Ay’a hakim olan, sadece Ay’a değil, geleceğin uzay ekonomisine hakim oluyor. O yüzden bugün Ay’a gidenler bilim insanları değil sadece.
Arkasında devletler, konsorsiyumlar, savunma sanayileri, özel şirketler var. Peki; ay kimin?
Henüz kimsenin. Ama bu cevap geçici. Kağıt üzerinde Ay hiç kimsenin. Bu konularda uluslararası anlaşmalar var. “Hiçbir ülke Ay’ı sahiplenemez” deniyor.
Ama pratikte işler hep kağıt üzerinde kalır. Çok uzağa gitmeye gerek yok, Dünyada da böyle olmadı mı?
Önce keşifler yaptık, sonra üsler kurduk, sonra geçici kullanım, güvenlik gerekçesi vb derken burası artık stratejik alan.
Bir bakmışsın; Ay’da sınırlar konuşuluyor. Ay’da burası benim çalışma alanım tabelaları dikiliyor. Bayraklar belki sembolik, ama hak iddiaları hiç sembolik olmaz.
Çarpık kentleşme burada başlamıyor mu zaten? Çarpık kentleşme dediğimde aklınıza sadece imar ve binalar mı geliyor?
Asıl çarpıklık, kimin karar verdiği belli olmayan alanlarda başlıyor. Ay’da kim karar verecek? Hangi ülke nerede üs kuracak? Hangi şirket hangi krateri kullanacak? Hangi kaynak kime ait olacak?
Bugün bu soruların net olarak cevabı yok. Ama cevap arayanlar var, sessizce.
Arge bütçeleriyle, savunma projeleriyle, Bilim başlığı altında. Ve insanlık olarak bizim geçmiş performansımız pek iç açıcı değil.
Ay’ı da dünyaya mı benzeteceğiz? Ne yalan söyleyeyim en çok korktuğum şey bu.
Ay’a giderken hep şunu söylüyoruz: “Yeni bir başlangıç.”, “İnsanlık için yeni bir sayfa.”, “Daha bilinçli, daha ortak, daha adil.”
Ama dünyaya bakınca içimden şu geçiyor: Yemem?
Biz dünyada ne yaptık? Kaynağı hoyratça kullandık, alanları paylaştık, sınır çizdik, beton döktük.
Sonra da “burası yaşanmaz oldu” deyip başka yerlere göz diktik.
Şimdi Ay’da su bulunca ne olacak? “Ortak miras” mı diyeceğiz, yoksa “ilk gelen alır” mı?
Güneş enerjisi tesisleri kurulunca “hepimizin” mi olacak, yoksa birkaç gücün mü? Ay’da çarpık kentleşme betonla değil, zihniyetle olur
Ay’da gecekondu olmaz belki. Ama hak gaspları, görünmez sınırlar, erişim eşitsizliği olur.
Ve bu, beton dökmeden yapılan bir çarpık kentleşmedir.
Bugün “uzay herkesindir” diyenlerin, yarın “güvenlik gerekçesiyle erişim kısıtlandı” demesi hiç sürpriz olmaz.
Çünkü tarih bunu defalarca yazdı. Ders alabilecek miyiz inanın ben de bilmiyorum. Sanırım ay, insanlık için bir test alanı olacak.
Teknolojik değil, etik bir test.
Oraya giderken yanımıza sadece roket almıyoruz. Zihniyetimizi de götürüyoruz. Açgözlülüğümüzü, rekabetimizi, kontrol arzumuzu da.
Eğer Ay’da da dünyadaki reflekslerle hareket edersek, orada kuracağımız ilk şey bir üs değil, yeni bir problem olur.
Umarım bu kez farklı olur. Umarım Ay, bize dünyada yapamadığımızı öğretir. Umarım yukarı çıkarken, aşağıda yaptığımız hataları yanımıza almayız.
Ama insanlık tarihine meraklı biri olarak şunu da söylemeden edemem: Biz genelde yeni yerlere eski alışkanlıklarımızla gideriz.
Hem daha durun hele, bunun Ay'ı var, Mars'ı vaaar...
ve tabi insanı var!
