Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Belki de en büyük eksiklik şudur
İnsan her şeye talip
ama hiçbir şeye ehil değil.
Arkadaşlık, evlilik, ebeveynlik, sevgi…
Bunların hiçbiri rastgele kurulacak bağlar değil.
Bir adabı, bir tartısı, bir bekleyişi olmalı.
Hemen hemen herkes her kapıyı çalıyor,
ama hangi kapıyı neden açtığını bilmiyor.
Toplumu yoran şey kötülük değil yalnızca dengesizlik.
Kimse kendi dengine denk gelmiyor.
Dengine yaklaşan ise “ya daha iyisi varsa” ihtimaliyle geri çekiliyor.
Alternatifler kutsallaştıkça, sadakat zayıflıyor.
Potansiyel büyüyor ama kök salmıyor.
Oysa ehliyet, bir engel değil bir ayna olmalıydı.
İnsan, kim olduğunu bilmeden kimi sevdiğini nasıl bilebilir?
Psikoloji, sosyoloji, felsefe, inanç, tarih, coğrafya, ilgi alanları…
Bunlar sınav için değil, farkındalık için sorulmalıydı.
İnsan neye yatkın, neyi taşıyabilir, nerede yarım kalır
bunu anlamadan kurulan her bağ bir gün yük olur.
İnsanlar yanlış duygulardan yanlış masalardan kalkamıyor.
Çünkü hangi masaya neden oturduğunu hatırlamıyor.
Son yirmi yılda eşleşmeler hızlandı ama derinlik kayboldu.
Bağlar çoğaldı, anlam azaldı.
Belki de toplum büyümemeli bir süre.
Belki herkes biraz kendi içine çekilmeli.
Çünkü düzeltilmeyen eşleşmeler, çoğaltılan hayatlar sadece kalabalık üretir.
Ve belki “kıyamet” dediğimiz şey
bir gün gökten inmeyecek.
Belki kıyamet,
insanın dengeyi tamamen kaybettiği andır.
Herkesin her şey olabildiği
ama kimsenin kendisi olamadığı o an.
Ehliyet, yasaklamak için değil;
insanı kendine geri döndürmek için gereklidir.
Çünkü denge kaybolursa,
sevgi de yolunu şaşırır.
Ve ya sırat köprüsü diye atfedilen olgu dengeyse?
