Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Amerika Baskısı Küresel Kırılmanın Habercisi mi?
“Trump, asrın uyanığı. ABD’yi ekonomik olarak batmaktan kurtarmaya çalışıyor. Kasayı doldurmaya çalışıyor. Bu analizim bugün dünyanın karşı karşıya kaldığı Trump politikalarının özüdür.
Bu cümle, bugün Washington’da atılan her adımı, imzalanan her kararı ve atılan her diplomatik çentiği anlamak için anahtar bir cümledir. Çünkü Trump’ı ideolojik bir figürden çok, küresel bir şirketin iflas masasına oturmuş agresif CEO’su gibi okumak gerekir. Onun dünyasında ahlak, değerler, müttefiklik hukuku ya da insan hakları söylemi; bilanço tablosunun dip notlarıdır. Asıl metin, kasadır. Kasa doluysa dünya düzeni vardır; kasa boşalıyorsa dünya yanabilir.
Trump’ın siyaseti, Amerikan devlet aklının klasik jeopolitik reflekslerinden ziyade, sert bir ticari realizm üzerine kuruludur. ABD artık dünyaya demokrasi ihraç eden “fedakâr süper güç” rolünden, dünyanın cebini soymaya çalışan “alacaklı patron” rolüne geçmiştir. Bu dönüşüm, Washington’un iç politikasını yansıtmakla birlikte, Orta Doğu’dan Karadeniz’e, Kafkasya’dan Doğu Akdeniz’e kadar uzanan geniş bir coğrafyayı doğrudan etkilemektedir.
ABD Borçla Nereye Kadar Yürüyebilir?
Trump Alacaklı/Tahsilatçı Gibi Davranıyor
Amerikan ekonomisi yıllardır devasa bir borç yüküyle ayakta durmaya çalışıyor. Küresel sistem, doların rezerv para olması sayesinde ABD’nin açıklarını tolere etti. Fakat artık dünya değişiyor. Çin yükseliyor, küresel ticaret rotaları kayıyor, enerji merkezleri yeniden tanımlanıyor. Trump, bu kırılmayı sezdiği için klasik “küresel liderlik” masalını rafa kaldırdı. Onun siyaseti, “Dost da olsan bedelini ödeyeceksin” cümlesiyle özetlenebilir.
NATO’dan Ortadoğu’ya, Körfez ülkelerinden Uzak Doğu’ya kadar herkese şu mesaj verildi:
“Amerikan şemsiyesinin bedeli var. Bedava güvenlik yok.”
Bu, ABD’nin dünyaya bakışında bir kırılmadır. Müttefiklik, ortak değerler üzerinden değil; kâr-zarar hesabı üzerinden tanımlanmaya başlamıştır. Bu yaklaşım, küresel sistemi istikrara değil, pazarlık masasına mahkûm eden bir anlayıştır.
Ortadoğu: Güvenlik Değil, Fatura Kesilen Coğrafya
Trump’ın Ortadoğu politikası, bölgeyi istikrara kavuşturmak için olamaz; asıl amaç, bölgeyi finansal ve stratejik bir kaynak olarak kullanmak üzerinedir. Körfez ülkeleriyle yapılan silah anlaşmaları, yalnızca savunma iş birlikleri üzerinden okunmamalıdır. Bunlar, Amerikan kasasını doldurmak için düzenlenmiş devasa ticari sözleşmelerdir.
Filistin meselesi ise bu yaklaşımın en çıplak örneğidir. Kudüs’ün statüsü, bölge barışı ya da uluslararası hukuk; Trump’ın masasındaki dosyalarda, ekonomik çıkarın gerisinde kalmıştır. İsrail, ABD için sadece ideolojik bir müttefik değil, bölgedeki stratejik muhasebeci gibidir.
Bu tablo, Ortadoğu’da kalıcı barışın önünü açmak bir yana kalıcı kırılmaların önünü açmaktadır. Çünkü Trump’ın dünyasında çatışma çözülmesi gereken bir sorun olmaktan ziyade pazarlıkta kullanılabilecek bir araçtır.
Suriye ve İran: Türkiye’nin Kapısındaki Fay Hatları
ABD’nin Suriye politikası, sahada terör örgütleriyle kurulan geçici ortaklıklar üzerinden yürüdü. Trump, bu ortaklıkları bile bir maliyet kalemi olarak gördü. “Bu savaşın bedelini kim ödüyor?” sorusu, Amerikan dış politikasının ana ekseni hâline geldi.
İran ise Trump için ideolojik bir düşmandan çok pazarlık masasında sıkıştırılacak bir ekonomik hedeftir. Yaptırımların amacı, İran’ı diz çöktürmekten öte bölgesel denklemde- sözüm ona - Türkiye, Körfez ve Avrupa’yı da Washington’un şartlarına mahkûm etmektir.
Bu tablo Türkiye açısından hayati riskler barındırır. Suriye’nin parçalanması, etnik ve mezhepsel fay hatlarının derinleşmesi; en ağır sonuçlarını Türkiye’nin sınır güvenliği, göç yükü ve terör tehdidi üzerinden üretmektedir. İran’a yönelik baskının artması ise bölgeyi daha kırılgan, daha patlamaya hazır bir zemine taşımaktadır.
Bu yüzden mesele, yalnızca Trump’ın kişisel politikaları değil; ABD’nin bölgeyi maliyet düşürme alanı olarak görmesidir. Bedelini ise coğrafya ödüyor.
Türkiye: Pazarlık Masasında Olan Ülke
Trump döneminin dünyasında Türkiye, yalnızca bir NATO müttefiki değil; aynı zamanda pazarlık masasında sürekli test edilen bir aktördür.
Doğu Akdeniz’de enerji paylaşımı, Suriye’de güvenlik dengeleri, Karadeniz’de Rusya-ABD rekabeti ve Kafkasya’da yeni jeopolitik hatlar… Tüm bu başlıklar, Türkiye’yi küresel hesapların merkezine yerleştiriyor.
Trump’ın “kasayı doldurma” siyaseti, Türkiye için iki anlam taşır:
Risk:
Türkiye’nin jeopolitik konumu, sürekli baskı unsuru olarak kullanılabilir. Yaptırım tehditleri, ekonomik manipülasyonlar ve diplomatik dalgalanmalar, bu dönemin doğal araçlarıdır.
Fırsat:
ABD’nin klasik değerler söyleminden uzaklaşması, Türkiye’ye çok kutuplu bir dünyada daha esnek hamle alanı açar. Rusya, Çin, Orta Doğu ve Türk dünyasıyla kurulan dengeli ilişkiler, Türkiye’yi yalnız bir aktör olmaktan çıkarır.
Ancak bu fırsatın karşılığı, akılcı, uzun vadeli ve milli çıkar merkezli bir dış politikadır. Duygusal tepkiler değil; soğukkanlı strateji gereklidir.
Sonuç: Kasayı Dolduranlar, Düzeni Bozar
Trump, ABD’yi ekonomik olarak ayakta tutmak için kasayı doldurmaya çalışıyor. Fakat bu kasaya giren her dolar, dünya düzeninden koparılan bir tuğla gibidir. Çünkü küresel sistemin ayakta kalması yalnızca para ile olmaz; aynı zamanda hukuk, güven ve öngörülebilirlik de gereklidir.
Kasayı doldururken düzeni yıkarsanız yarın o kasayı koruyacak bir dünya bulamayabilirsiniz.
Türkiye açısından mesele şudur:
Bu çağ, büyük güçlerin kasalarını doldurmak için küçük ve orta ölçekli ülkelerin kaderini pazarlık konusu yaptığı bir çağdır.
Türkiye, bu masada ne yalnız kalmalı ne de edilgen olmalıdır.
Coğrafyanın bedelini ödeyen değil, coğrafyanın aklını yöneten bir ülke olmak zorundayız.
Çünkü bu yeni dünya düzeninde “uyanık” olmak yetmez; uyanık kalacak bir akla sahip olmak gerekir
