Gazeteci: Hakikat Düzeninin Nöbetçisi

GİRİŞ:
2026-01-10
saat ikonu 09:27
|
GÜNCELLEME:
2026-01-10
saat ikonu 09:27

Gazetecilik, bir iletişim işi değildir yalnızca; bir hakikat düzeninin parçasıdır. Bir toplumda neyin gerçek sayıldığını, neyin görünür olduğunu, neyin konuşulabilir kabul edildiğini belirleyen ortak düzenin içindedir. Bu yüzden gazeteci dümdüz bilgiyi aktaran bir misyonla haber yapmaz; bilginin toplumsal hayata nasıl gireceğini belirleyen kişidir.

Gazetecilik, bilgi ve anlam kurma işidir. Hangi bilginin güvenilir, hangi bilginin yapıcı, hangi bilginin yıkıcı olduğu, her yeni durumda yeniden tartılarak gündeme taşınmalıdır. Gazeteci bu tartının başında duran kişidir; elinde bir terazisi vardır; bir kefesinde hakikat, ötekinde insan.

Türk düşüncesinde “hikmet”, bilginin doğru olmasının yanında yerinde ve ölçüsünde olması demektir. “İrfan”, bilginin insanı olgunlaştırmasıdır. “Adalet”, her şeyi yerli yerine koymaktır. Gazetecilik bu üç kavramın kesiştiği yerdedir.

Gazeteci, bilginin hikmetle buluştuğu eşiği tutar.

Bu yüzden gazetecilik tarafsız değildir ama keyfî de değildir. Gazeteci taraf değildir ama konumludur. Konumu, hakikat ile güç arasındadır; rüzgârın en sert estiği yerde duran bir fener gibidir.

Modern toplumlarda ortak gerçeklik dediğimiz şey, basın sayesinde vardır. İnsanlar aynı olaylara aynı yerden bakabildikleri ölçüde toplum olurlar. Bu ortak bakış bozulduğunda herkes kendi gerçeğine çekilir, toplum sessizce çözülmeye başlar.

Gazetecilik, bu ortak gerçekliği diri tutma çabasıdır.

Gazeteci olanı aktarırken olanın yerini de gösterir. Bağlam kurar. Sebep-sonuç ilişkisi kurar. Olayları birbirine bağlayarak anlam üretir. Parçaları bir araya getirir, dağınık olanı bir bütün hâline getirir.

Bu yönüyle gazetecilik tarihle akrabadır. Ama tarih geçmişi anlatır, gazetecilik bugünün hafızasını kurar.

Gazeteci, zamanın yazıcısıdır.

Gazeteci gerçeği saklayan değildir; ama gerçeği olduğu gibi, süzmeden ortaya koyan da değildir. Çünkü süzülmemiş gerçek yaralayıcıdır. İnsanı sarsar, toplumu parçalayabilir. Bu yüzden gazetecilik bir ölçü ve denge işidir.

Bu denge sansür değildir. Emanettir.

Çünkü bilgi bir emanettir. Yanlış elde, yanlış zamanda verildiğinde zarar verir; doğru elde, doğru zamanda verildiğinde iyileştirir.

Gazeteci neyi gizleyeceğini değil, neyi nasıl açacağını düşünür.

Bu yüzden gazetecilik, bilgiye erişim hakkı kadar ulaştığı bilgiyle nasıl davranılacağını bilme sorumluluğudur.

Bugünün dijital çağında herkes sözde yayıncıdır; ama kimse süzgecinin sorumluluğunda değildir. Herkes üretiyor, ama kimse ayıklama sorumluluğunu taşımıyor. İşte hakiki gazetecilik, tam da burada bilginin vicdanı olmalıdır.

Gazeteci “olanı” değil, “olanın neye dönüşeceğini” gözetir.

Bu yüzden gazetecilik, sadece bir meslek olarak sayılmanın ötesinde bir değer pratiği olan duruş dinamiğidir. Her haber dünyaya dair küçük bir “böyle olmalı” cümlesidir; her satır geleceğe bırakılmış bir izdir.

Gazeteci bunun bilincinde olmazsa propaganda yapar, kışkırtır, yanıltır.

Bilincinde olursa, toplumu korur.

Çünkü gazetecilik, kendi toplumuna billur bir ayna tutabilme yeteneğidir.

Ve bir toplum, ancak kendini doğru değerlendirdiği ölçüde ayakta kalır.

Bütün bu sorumluluğu özümsemiş, gazetecilik etiğine sadık tüm meslektaşlarımın;

10 Ocak Gazeteciler gününü kutlarım.